Birleşik Metal-İş'te kongreler ve gösterdikleri

Birleşik Metal-İş'te kongreler ve gösterdikleri

Bir grup Birleşik Metal-İş üyesi işçi
İzmir

Merhabalar 

Biz Birleşik Metal-İş üyesi işçileriz. Sendikamızın 19. Genel Kurulu’nda tanık olduklarımız sendikalar ve mücadele tarzları üzerine tartışmamız gerektiğini bir kere daha gösterdi. Bu bağlamda ilk belirtmemiz gereken kongrenin dört yıldızlı bir otelde yapılıyor olmasıdır. Kongre giderlerinin işçiden kesilen aidatlarla karşılandığını kimsenin unutmaya hakkı yoktur. 

Genel Kurul, sendikamız Birleşik Metal-İş yönetiminin son dönem izlediği politikarla “uyumlu” bir şekilde gerçekleşti. Muhalefet yoktu, çünkü şube konreleri döneminde “blok liste” yoluyla işleri görülmüş idi! Ve bir kere daha görüldü ki, bugünkü yönetimin derdi işçi sınıfı falan değil tamamen kendi koltukları ve kişisel çıkarları. 

Öyle ki, yeri geldi kendilerine muhalif olanları berteraf edebilmek için blok liste devreye sokuldu, yeri geldi özellikle milli duyguların ve dini duyguların yoğunluklu olduğu yerlerde devletin kullandığı dilin aynısını kullandı; yeri geldi DİSK kongresine pozisyon almak için örneğin barış ve kardeşlik dedi... Ama güneş balçıkla sıvanmazmış, adını koyarak söyleyelim Kürt sorunu ve barış üzerine en çok çaba gösteren HDP’nin ve bürokratik sendikal anlayışa yönelttiği eleştiriler nedeniyle EMEP’in kongreye davet edilmemiş olması her şeyi açıklamaya yetiyor.

Barış için mücadele kararı alınmasını doğru ve yerinde bir karar olarak değerlendirmekle birlikte bu konudaki geçmiş pratiklerini göz önüne alınca doğrusu bu kararı almalarının arkasında da bir “hesap” olduğunu düşünmekten kendimizi alamıyoruz. 
Böyle düşünmekte haksız mıyız acaba?

Peki, barış için yürüyelim dediğimizde sizler değil miydiniz yürüyüş yapamayız, sendikamızın aldığı karar gereği iş bırakma yapacağız deyip sokaklara çıkmayı göze alamayıp mücadeleden kaçan, kongre dönemi temsilcileri ve delegelerin milliyetçi duygularına seslenip muhaliflerin aleyhinde oy verdirten; İzmir’de yapılan Ankara Katliamını anma yürüyüşüne bırakın üyelerinizi temsilcilerinizi dahi katamayan... 

Yanılmayı çok isterim ama “ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” demişler; bekleyip göreceğiz...

Bir işçi sendikasının genel kurulundan ne bekler? İşçi sınıfının sorunlarının tartışılmasını, sermaye ve hükümetlerin saldırıları karşısında ne yapılacağını, nasıl bir mücadale hattı izleneceğinin belirlenmesini vs. Ancak bunların hiçbirini görmedik. Genel başkanın genel söyemleri dışında bu gibi konular yeterince gündeme gelmedi. Hükümet grevimizi yasakladığında bizler greve devam derken genel merkez neden iş başı çağrısı yaptğını dahi işçiye açıklama gereği duymadı. Zaten işin bu yanı üzerinde duran da olmadı. Olmadı çünkü, delege bileşimi buna uygun değildi. Bu konuda muhalif olanalar şube kongrelerinde blok liste marifetiyle elenmişti. Bu durum blok listeyi içeren tüzük değişikliğine niçin gidildiğini yeterince açıklıyor.

Kongrede gündeme gelen maddelerden biri de DİSK’in etkisizliğinin giderilmesi üzerineydi. Biz bunu anlıyoruz. Evet DİSK gerçekten etkisiz ve koltuk kavgalarının ayyuka çıktığı bir hale dönüştü giderek. Bu durumdan bir an önce çıkartılması gerekir. Ancak Sezar’ın hakkı Sezara demişler; enazından ülkede ki temel meselelere karşı tavır alıyor ses veriyor.

Kongrede bu konudaki tartışmalara damga vuran bazı delege arkadaşlarımızın, “Biz DİSK’in tarzından; partilerle yan yana gelip fotoğraf çektirmelerinden, HDP ile yanyana durmalarından rahatsızız” sözleri oldu. 

Sendikalar elbette bir siyasi parti gibi hareket etmemelidir, ancak, bu siyasal konularda tutum almamalı anlamına gelmemelidir. Zira işçi sınıfı dünya ve ülkemizdeki tüm siyasal gelişmelerin sonuçlarından dolaysızca etkilenmektedir. Ve yine sendikalar her siyasi partiyle arasına “mesafe” koymalıdır. Doğrudur, ama demokrasi mücadelesınde müttefiği olan, her direnişinde eyleminde yanında olan ya da olmaya çalışan partilerle bırakalım araya mesafe koymayı daha sıkı ilişkilere girmek gerekir. Aksi taktirde ne sizin ne de diğer sendikaların şu anki mücadele tarzı ile DİSK ve bağlı sendikalar aktif hale gelir; ne de karar altına aldığımız barış için mücadele hayata geçebilir. 

Bu bağlamda son olarak da kongremize davet edilen ve edilmeyenler meselesine değinmek istiyoruz. Vatan Partisi, Komünist Parti, CHP gibi partiler çağrılırken EMEP ve HDP’nin çağırılmamasını anlamak mümkün değildir. Emek Partisi ve HDP’yi beğeniriz, beğenmeyiz, ama kriterimiz bu olmamalıdır. Demokrasi mücadelesinde, emek mücadelesinde aldığı tutum ve davranışlarla değerlendirmek gerekir. Bu lafı eğip bükmeden söylersek “ulusalcılık”a yelken açıştır. 

Biliyoruz çok insafsızca diyebileceğiniz bir yazı, ancak biz de bu sendikanın üyesiyiz ve genel başkan kadar bizim de konuşma hakkımız olduğunu düşünüyoruz. Bilinsin ki, sendikamızı nasıl daha fazla büyetebilirizden başkaca bir amacımız yoktur.
İşçilerin ekmeğine hergün kan doğranırken, demokratik hak ve özgürlükler büyük yaralar alıyorken kurtuluşun yolu üç maymunu oynamak değil; tam tersine işçi sınıfına güvenmek ve ona bağlanmaktan geçer. Şube kongereleri bir kez daha açığa çıkarmıştır ve ispatlamıştır ki ayrıştıcı olan kaybedecektir. Ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı anlayış nedeniyle sendikamız üyelerinin neredeyse yüzde 40’ının eğilimi kongrede temsil edilememiştir. Oysa sendikalar kitle örgütleridir ve tekçi anlayışla yönetilmemeleri gerekir. Bizler bir bütünsek empati kurabiliyor ve kurdurabilirsek ancak temenniler gerçeğe dönüşür.

Kongremizin öncelikle metal işçilerine ve tüm işçi sınıfına hayırlı olmasını dileriz. Mücadele ve kavgayı kendine şiar edinen, ayrılıklarımızı zenginliğimiz olarak gören bir anlayışa hep birlikte ulaşmak dileğiyle.

www.evrensel.net