Demirtaş: Başbakan çağrı yaparsa olaylar kesilir

Demirtaş: Başbakan çağrı yaparsa olaylar kesilir

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, çözüm süreci, son dönemde artan çatışma ve ölümlere dair Dicle Haber Ajansı'nın sorularını yanıtladı.

Yaşanan krizin sorumlusunun AKP olduğunu ancak çözüm sürecinin sona erdiğini düşünmediğini belirten Demirtaş, "Müzakere yapılması, 10 maddede mutabık kalınıp parlamentoya taşınması, silahların bırakılması ve bunun yasasının çıkartılması" şeklinde sıraladığı sözlerin yerine getirilmediğini söyledi.

Demirtaş, çatışmaların son bulması için şöyle konuştu: "Başbakan bugün çıksın bir çağrı yapsın, olaylar bıçakla kesilir gibi kesilir. Niye Sayın Başbakan çağrı yapmıyor? Niye 'Operasyonları durdurduk, PKK de ateşkese uysun, biz de uyacağız' demiyor? Niye 'Müzakereye dönmeye hazırız, Dolmabahçe Mutabakatı yapmıştık, biz ona dönmeye hazırız' demiyor?" dedi.

Demirtaş, Erdoğan ile MHP arasında varılan anlaşmanın üzerine yeni savaş konseptinin devreye sokulduğuna dikkat çekerek "Ateşkes Ceylanpınar'da bozulmuş diyorlar ama hayır. Madem ateşkes var, asker ile PKK niye Ağrı Diyadin'de karşı karşıya geldi? Ardahan'da neden karşı karşıya getirildi? Bunların hepsi hükümetin, Sayın Cumhurbaşkanı'nın da baskısı, dayatmasıyla süreci bitirme hamleleri, süreci bitirme operasyonlarıdır. Bunu psikolojik alt zemini hazırlanmıştır, seçim sonucunda da HDP yüzde 13 alınca start verildi" ifadesini kullandı.

Kenan Kırkaya ve Deniz Nazlım'ın gerçekleştirdiği röportaj şöyle:

Sayın Demirtaş, sıcak günler yaşıyoruz, aslında değişik vesilelerle dile getirdiniz, geldiğimiz aşamayı nasıl tanımlarsınız?

Yaşadığımız durum tabii ki bir kriz hali. Süreci sağlıklı işletemeden süreci yasal dayanaklarıyla daha açık şeffaf ve kurumsal işletememenin yarattığı bir kriz. Bunun da sorumlusu AKP'dir. Bunda hiç tereddüt yok, çünkü süreci kurumsal bir hale getirmeye çalışan süreci yasal dayanaklarıyla, şeffaf yürütmeye çalışan Sayın Öcalan'dı, HDP heyetiydi. Bizlerin bu konularda sürekli itirazı oldu. Eğer bütün bunlara riayet edilmiş olsaydı bugün süreç böylesine büyük bir kriz ve kaosla karşılaşmış olmazdı.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan sürecin bitirildiğini açıkladı geçenlerde, bitti mi süreç?

Ben şahsen "Süreç bitti" demiyorum. Demememiz de lazım. HDP sürecin bittiği şeklinde bir yaklaşım içinde değil. Dünya deneyimlerinde de süreçler zaman zaman krizlere girer, geriler, durağanlaşır, yeniden çatışmalı dönemlere girilir ama bunların hepsi süreç içindeki olası krizlerdir. Her zaman düz bir hatta ilerlemeyebilir bu tür süreçler.

Farklı algılar ve yaklaşımlar var, bu süreç dediğimiz şey nedir aslında?

Bu süreci bir AKP çözüm süreci olarak tanımlamamak lazım. Türkiye Cumhuriyeti devleti ile Ortadoğu'daki Kürt halkı arasında, Kürt halkı ile Türk halkı arasında yeni stratejik bir işbirliğinin, ittifakın gerçekleştirilmesi için ortaya konulan bir iradeydi bu süreç. Basit bir silahları bırak, karşılığında bunları al pazarlığı üzerine oturmuş bir süreç değildir. 2013 Newroz metni de şahittir, Sayın Öcalan bu konuda ne kadar kararlı bir irade gösterdiğini, tarihsel alt yapısıyla, ideolojik, felsefik olarak iyi tariflenmiş yeni bir yüzyılda yeni işbirlikleri yeni stratejik ittifakları öngören muazzam bir çağrıydı, muazzam bir irade planıydı. O nedenle şimdi sürecin geldiği noktada "PKK silah bıraksın, öbürü şunu yapsın" şeklindeki bir karşılıklı dayatma veya pazarlığın çok ötesinde samimi bir stratejik kucaklaşma hamlesidir. O nedenle bu süreç bitmiş falan değildir. Sayın Öcalan ile 4 aydır görüşme yapılamıyor, kendisi bütün bu süreçten izole edilmeye, tecrit edilmeye çalışılıyor ama kendisi bu stratejik yaklaşımı değiştirmiş falan değil. Yeni bir stratejik kırılma, başka bir strateji üzerine süreci kurmayacağını herkes biliyor bilmelidir.

Sayın Öcalan ile irtibatınız tümden kesildi mi?

Evet. Avukatları zaten 4 yıldır görüşemiyor ailesiyle de görüşmesine izin verilmiyor. O nedenle bir defa bütün çözüm, barış yanlıları, özgürlük, demokrasi taraftarları şundan emin olmalıdır; HDP'nin ya da Kürt tarafının, savaşı destekleme, savaşı körükleme, savaştan beslenme gibi bir durumu asla olmaz, olmadı. Bundan herkesin emin olması lazım. Yani Türkiye'de diğer halklarla birlikte yaşayan, birlikte çözüm ve birlikte bir gelecek planı, adalet, eşitlik üzerine kurulu, demokrasi üzerine kurulu yeni bir yaşam perspektifi değişmiş değildir. Bu konuda ciddiyetsiz yaklaşan, derinliği anlamayan, sürecinin tarihselliğini okuyamayan; aktüel, güncel gelişmelere her seferinde kurban eden, zaman zaman seçimlere, zaman zaman siyasetteki sıkışmışlığı aşmak üzere süreci kullanmak taktiklerine baş vuran AKP'nin kendisidir ve özellikle Sayın Erdoğan'ın kendisidir. Herkes bundan emin olmalı; bizler durduğumuz yerdeyiz.

Durduğunuz yeri tarif eder misiniz, nedir durduğunuz yer?

Dolmabahçe Mutabakatı'dır. Orada 10 maddelik temel ilke ve bunların müzakere edilmesi, eş zamanlı olarak da "PKK'nin Türkiye'ye karşı silah bırakma kongresini toplama" çağrısı. O hala orada duruyor. O, ortak bir mutabakat ki sonra Sayın Öcalan'ın tek taraflı görüşleri olarak ifade edilmesin. Bu yanlış. Ortak bir mutabakat var. Ve o mutabakata bağlı olduklarını Sayın Bakan bizatihi o toplantıda ifade etti. Sayın Cumhurbaşkanı o dönem bunun gecikmiş ama beklenen bir çağrı olduğunu kendi ağzıyla ifade etti.

İlk açıklamasından bahsediyorsunuz…

Tabii ki, açıklamalar böyleydi. Şimdi, aslında Dolmabahçe açıklamasından bir hafta sonra gözlemci heyet, devlet heyeti ve bizim heyetimiz İmralı'ya gidecek ve toplantı yapacaktı. Kararlaşma böyleydi.

Tarih net miydi?

Tabii ki. Bir hafta içerisinde gidilecek ve kapsamlı bir toplantı yapılacaktı. Çünkü İmralı Adası'nda büyük bir toplantı salonu hazırlandı, büyük bir toplantı masası yapıldı ve bu salonda toplantı masasına herkes aynı anda oturacaktı. 28 Şubat'tan bir hafta sonra. Ve o ilk toplantıda, herkes bir araya geldikten sonra ilk sözü Sayın Öcalan alacaktı ve şu çağrıyı yapacaktı: "Bu tarihi müzakere başlangıcında ben PKK'ye Türkiye'ye karşı silahları bırakmak üzere Mart ayında kongreyi toplanmaya çağrısı yapıyorum." Tarihini, gününü vererek bu çağrıyı yapacaktı ve toplantı böyle başlayacaktı. 10 madde orada müzakere edilecek, masaya yatırılacak ve orada ortak bir tutum belgesiyle çıkılması, devlet heyeti, HDP heyeti, gözlemci heyetinin ve huzurunda herkesin imzaladığı bir ortak mutabakat tutum belgesiyle durum parlamentoya getirilecekti. Parlamentoya şu sunulacaktı, HDP tarafından ve ya AKP tarafından ya da birlikte; bizler iki parti olarak yürüttüğümüz çözüm, barış girişimlerinden ortaklaştığımız mutabakat metni gereğince PKK silah bırakacak ve bizler de parlamento olarak demokrasi adımları atacağız. Bu konuda şu şu yasaları hep birlikte çıkaracağız. Demokratikleşme adımları olacak bunlar. Gizli saklı değil. Parlamento da buna onay veriyorsa evet biz buna irade koyuyoruz. CHP, MHP kendileri takdir edecektir elbette ama bütün parlamento olarak çoğunluk onay veriyorsa artık silahsızlanma yasası çıkartılacak, demokratikleşme yasaları çıkartılacaktı parlamentoda. Süreç artık parlamentonun malı olacak, oraya taşınacak. Şimdi konuşulanlar bunlardı. Biz halen bu noktadayız. AKP neden bu noktadan uzaklaştı bunu açıklamıyorlar. Sayın Davutoğlu niye Dolmabahçe Mutabakatı ile ilgili tek bir cümle kullanmadı bu zamana kadar, merak ediyorum. Sayın Cumhurbaşkanı görüşlerini açıkladı. "Yanlıştır" dedi, "Kabul etmiyorum" dedi, sürecin hepsinde kendisinin onayı, bilgisi vardı. Sayın Bülent Arınç bile "Sayın Cumhurbaşkanı'nın bilgisi dışında bir şey yapmadık" dedi. AKP bütün bu tarihsel, stratejik ittifak, Ortadoğu'da dengeleri değiştirecek ittifaktan kaçmıştır. Kendisi tek başına iktidar olma, başkan olma, gücü ele geçirme hedefiyle bütün bu süreci kendi siyasi çıkarları doğrultusunda kullanmıştır. Barış süreçlerinin, ateşkeslerin tamamını iktidarlarını güçlendirmek için kullanmıştır. Tamam, buna itirazımız yok, fakat bu gücü çözüm süreci için kullanmıyor.

Anlaşamadığınız nokta burası mı?

Bakın, HDP üzerinden Kürt tarafını kandırmaya, HDP'yi buna alet ederek, Sayın Öcalan veya PKK'yi aldatmaya çalışan bir rol üstlendirmeye çalışıyorlardı HDP'ye. HDP bunu kabul etmemiştir hiçbir zaman. Bunu herkesin bilmesi lazım. HDP'ye öfkelerinin nedeni budur. Şahsım da dahil olmak üzere süreçte İmralı ile Kandil'i yanıltmaya, aldatmaya dönük girişimleri kabul etmediğimiz için hedefe konulmuş durumdayız. Nedeni budur, başka da bir şey değildir.

Nelerdir bunlar, biraz ayrıntı verebilir misiniz?

Zamanı gelir, bunlar daha detaylı anlatılır, konuşulur. Ama asıl, "AKP gerçekten bu konuda çok samimidir ve süreci sonlandırdık, başarılı olduk" havasını yaymaya çalışmış ve HDP'nin de buna ortak olmasını istemiştir. HDP, bunu kabul etmemiştir. Hayır, ortada sorunlar var, birbirine verilmiş sözler var. Nedir o sözler, biraz önce anlattım. Müzakere yapılması, 10 madde mutabık kalınıp parlamentoya taşınması, silahların bırakılması ve bunun yasasının çıkartılması. Sözler de bunlar. Gizli saklı sözler değil ama AKP seçim öncesi özellikle HDP'nin AKP'yi destekleyen "AKP bütün bunlarda haklıdır, başarılı olmuştur, süreç artık başarılmıştır" havasını verme propagandasına alet olmadığı için HDP hedefe konulmuştur. Ve süreci bitiren HDP değildir, süreci bitiren bizim "Seni başkan yaptırmayacağız" açıklaması değildir. Süreci bitiren Sayın Cumhurbaşkanı'nın açıklamasıdır. Bunun üzerine "Madem siz sürece bu şekilde çiğ yaklaşıyorsunuz, madem biz sizin aldatmalarınıza alet olmadık diye siz süreci bitirmeyi, Dolmabahçe Mutabakatı'nı hiçe saymayı göze alıyorsunuz, o halde böyle bir ortamda biz ne sizin siyasi iktidarınız ne de sizin başkanlık hayallerinizin kurbanı ve payandası olmayacağız ve seni başkan yaptırmayacağız" dedik. AKP-HDP arasında ya da İmralı'daki görüşmelerde "başkanlık" pazarlığı asla olmadı. Süreç bir pazarlık üzerinden hele hele "başkanlık" pazarlığı üzerinden yürümemiştir. AKP ile HDP, evet süreç içerisinde iki partner, süreç için işbirliği yapmıştır ama iki ayrı siyasi rakiptir. Bu da işin doğası gereğidir. Biz, hem AKP'nin yanlışlarını teşhir etme, muhalefet etme görevimizi yürüttük hem de süreç içerisinde süreci kolaylaştıracak rolümüzü, misyonumuzu aynı anda yürüttük. İkisini dengeli bir şekilde sürdürmeye çalıştık.

Sayın Sırrı Süreyya Önder'in bir açıklamasında, "Eylemsizliği, ateşkesi kafanıza göre bozamazsınız, mutabakat var" demişti. Bu bahsedilen Dolmabahçe Mutabakatı mı yoksa ayrıca eylemsizliğe ilişkin bir mutabakat mı var?

Hayır, Dolmabahçe'den önce de tabii ki sözlü olarak ifade edilenler, "Eylemsizlik, ateşkes bozulmamalıdır, iki tarafta buna riayet etmelidir" şeklinde Sayın Öcalan'ın defalarca çağrısı var. Yani bunu çok önemli olduğunu kendisi defalarca belirtti. Fakat 4 aydır kendisine tecrit uygulayarak, bir yandan da Ağrı Diyadin'de başlayan ateşkesin fiili ihlalini göze alan bir hükümet politikası var. Ateşkes Ceylanpınar'da bozulmuş diyorlar ama hayır. Ağrı Diyadin'de yaşananlar neydi? Madem ateşkes var, asker ile PKK niye Ağrı Diyadin'de karşı karşıya geldi? Ardahan'da neden karşı karşıya getirildi? Bütün bunların sorulması lazım. Bunların hepsi hükümetin, Sayın Cumhurbaşkanı'nın da baskısı, dayatmasıyla süreci bitirme hamleleri, süreci bitirme operasyonlarıdır. Bunu psikolojik alt zemini hazırlanmıştır, seçim sonucunda da HDP yüzde 13 alınca start verildi.

Sizin güçlenmenize yönelik geliştirilen bir hamleden mi bahsediyorsunuz?

Görünen o ki MHP ile birlikte yeni bir stratejik yaklaşım geliştiriyor AKP. Yani Türkiye'de demokrasi güçlerinin önünün açılmış olması, iktidara yürüyor olması, faşist-milliyetçi cephede bir tedirginlik yaratmıştır. Kürtlerin de içinde bulunduğu demokrasi güçlerinin Türkiye'yi yönetme iddiasının ve gücünü ortaya çıkmış olması bu faşist-milliyetçi cephede yeni bir değerlendirmeye tutulmuş, "Biz demokrasi güçlerinin, Alevilerin, Kürtlerin, demokratların Türkiye'yi yönetmesini nasıl engelleyebiliriz" refleksiyle yeni bir tutum almıştır. MHP kayıtsız, şartsız AKP'ye bu politikalarda koltuk değneği olma sözü vermiştir. Yeter ki süreç bitirilsin, Rojava'ya saldırılsın, HDP bitirilsin, savaş başlasın ve iktidar demokrasi güçlerine kaptırılmasın. MHP bu konuda kesin taviz vermiştir ve Sayın Erdoğan ile MHP arasındaki anlaşma bunun üzerinedir.

Yapılan operasyonlar bu anlaşma üzerine mi geliştirildi?

Evet, Kandil operasyonları da dahil yürütülen bütün operasyonlar bu anlaşma, yeni stratejik işbirliği gereğince yapılıyor. Yani 2.5-3 yıldır Sayın Öcalan ile Kürt ve Türk halkının önümüzdeki yüzyıllar için kuracağı stratejik ittifaklar bir seçim kazancı uğruna vazgeçilmiştir. MHP'yle başka bir stratejik işbirliği içerisine girilmiştir. Fakat bu bitmiş bir süreç değildir. AKP içerisinde, bu tutumdan rahatsızlık duyan çevrelerde vardır. Sayın Erdoğan'ın oldubitti yaklaşımı AKP'ye dayatılıyor, ama devlet içinde de AKP içinde de bunu henüz tümüyle benimsenmeyenler var.

Savaş halini, konseptini daha önceki açıklamalarınızda da vurguladınız, bir erken seçim hesabı üzerinden değerlendirdiniz. Fakat sadece bununla ele almak mümkün mü?

Değil tabii ki, erken seçim bunun sadece bir taktik aşamasıdır. Yoksa asıl strateji AKP tarafından değişmiştir, bunu anlatmaya çalışıyorum. Erken seçim bunun taktiksel bir aşamasıdır. Türkiye'de veya Ortadoğu'da Kürdistan'ın diğer parçalarında, ortak strateji oluşturma ve stratejik işbirliği yapma anlayışı Sayın Erdoğan tarafından değiştirilmiştir. Başından beri zaten buna içten samimi yaklaşmadığı biliniyordu. Fakat artık bu göstermelikte olsa bu stratejiye bağlı kaldığı duygusunu, düşüncesini artık kamuoyuna vermek istemiyor. Gerçek duygusunu, gerçek düşüncesini pratiğe geçirmek istiyor. Erken seçim bunun sadece bir hamlesidir. Erken seçim ile demokrasi cephesini geriletmek istiyor. Kendi iktidar gücünü eline alıp yeni stratejiyi milliyetçilik, ırkçılık üzerinden açık bir şekilde yürütmek istiyor. Bu güne kadar gizlediği yüzünü aleni bir şekilde hayata geçirecek bir süreci başlatmış durumda. Kendileri de bunu ifade ediyor: "Bu geçici bir hamle değil, süreçtir diyorlar." Ve bir yandan da toplumu işte tepkisiz, refleksiz bırakmak için "Çözüm süreci devam ediyor, biz vazgeçmedik" diyorlar. Bu külliyen bir yalandır. AKP yönetimi Sayın Erdoğan'ın şahsında stratejik kırılmayı yaratmış, yaşatmış ve karar vermiştir. Dolayısıyla AKP geriletilmeden, AKP tarihi bir şekilde halklar nezdinde mahkûm edilmeden, demokratik çözümü sağlıklı yürümesi, başlaması mümkün değildir. Bunun böyle bilinmesi lazım. Maden taktik hamle olarak erken seçimi önlerine koyuyorlar, demokrasi güçlerinin de bu taktik aşamayı yeniden, daha güçlü başarıyı önüne koyması lazım. Biz de erken seçimden korkmadığımız bu şekilde ifade ediyoruz.

Madem bütün hesap, bütün bu savaş, erken seçim, başkanlık, AKP'nin tek başına iktidar olması içindir, o zaman "Lanet olsun verelim başkanlığı da bitsin bu savaş" diyebilir insanlar!

Hayır. Erken seçimle birlikte AKP'nin tek başına iktidarını kazandıktan sonra ülkeye barış gelmez. Faşist-milliyetçi-tekçi cepheyle stratejik işbirliği kuruldu artık. Dolayısıyla erken seçimde olası bir AKP zaferi ülkeye bir barış getirmeyecekti, savaşın derinleşmesi ve bu milliyetçi dayatmaları demokrasi güçleri üzerinde daha güçlü bir baskıya dönüşmesi, daha güçlü bir çatışmaya dönüşmesi demek. AKP bunu hedefliyor. Yoksa AKP ülkeye barış getirecekse, biz de oyumuzu AKP'ye verelim sorun değil. AKP oy aldıkça, güçlendikçe savaşı derinleştirecektir. O nedenle kimse şu hataya düşmemelidir: Verelim başkanlığı kurtulalım, verelim iktidarı kurtulalım. Hayır! AKP'den kurtulmadıkça, AKP geriletilmedikçe Türkiye'ye barış, huzur gelmesine izin vermeyecektir. AKP güçlendikçe savaşı dayatacaktır. Artık durum bu kadar nettir.

Sizin de suçlandığınız, ama esasında halkın ayağa kalktığı bir 6-8 Ekim serhildanı var. O olayda Sayın Öcalan devreye girdi ve olayları bıçakla keser gibi kesti. Şimdi daha ağır bir atmosfer yaşıyoruz. Benzeri bir girişim bekliyor musunuz, olur mu böyle bir girişim?

Şimdi bu savaşın, olup bitenlerin sorumlusu Sayın Öcalan değil. Çatışmayı başlatan Sayın Öcalan değil. O yüzden bu çatışmaları durdurma yükünü de Sayın Öcalan'ın omuzlarına yüklemek haksızlıktır. Her şeyin sorumlusu oymuş gibi, başlatan oymuş gibi bitiren de o olsun demek büyük bir haksızlıktır. Başlatan belli. Başbakan bugün çıksın bir çağrı yapsın, olaylar bıçakla kesilir gibi kesilir. Niye Sayın Başbakan çağrı yapmıyor? Niye "Operasyonları durdurduk, PKK de ateşkese uysun, biz de uyacağız" demiyor? Niye "Müzakereye dönmeye hazırız, Dolmabahçe Mutabakatı yapmıştık, biz ona dönmeye hazırız" demiyor? Sayın Öcalan fikrini değiştirmiş değil ki, fikrini değiştirenler hükümet ve Cumhurbaşkanı'dır. Şimdi, fikrini değiştirenler tek bir cümle kurmadan, "Biz sonuna kadar gideceğiz, bitireceğiz, kökünü kazıyacağız" açıklamaları yaparken, bizim dönüp Sayın Öcalan'a bir sorumluluk yükleme, savaşı sanki o başlatmış, sanki verdiği sözden o dönmüş gibi bir sorumluluk yüklemek ve onu hedefe koyma gibi bir hakkımız, lüksümüz olamaz, olmamalı. Biz şunu söylüyoruz; Sayın Öcalan ile müzakereye dönülmelidir. Silahları susturma, bırakma gücü ve sorumluluğu o zaman kendisinden beklenebilir. Ama hükümet bu kadar savaş politikası yürütürken, stratejik yeni bir hamle başlatmışken, kalkıp Sayın Öcalan'a çağrı yapsın diye basınç uygulamak da, sonuç alıcı da değil, ahlaken de siyaseten de doğru değil.

Zaten böyle bir çağrı yapmak istese de buna imkân verilmiyor gibi?

Yani zaten temas yok, tecrit var biliyorsunuz. Bu konularda bizim gerçekçi olmamız da fayda var. Bu koşullarda hükümetin politikasını değiştirmesi, baskıyı ve basıncı AKP üzerinde oluşturmak dışında yapılacak her hamle akıntıya kürek çekmektir.

Zergelê'de bir katliam yaşandı, 10 köylü yaşamını yitirdi. Basın neredeyse görmedi. Basının tavrını soracağım ama bu gün Genelkurmay'dan bir açıklama geldi, "Orada sivil insanlar yoktu" diye. Daha önce de Genelkurmay'ın "Sivil insanlar silahlanmak istiyor" şeklinde açıklamaları oldu. Yani askerin daha fazla siyasete döndüğü bir dönem mi yaşıyoruz, ne dersiniz?

Şimdi 90'larda da benzer konseptle bir savaş yürütülüyor. Topyekûn savaş konsepti nedir? Medya, bürokrasi, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, ordunun savaş cephesinde yerini alacaklar. Bu topyekûn savaş nizamına uymayalar da vatan haini ilan edilecekler. Bu daha önce denendi, defalarca pratikleşmiş savaş yöntemidir. Kirli savaş, propaganda yöntemi devreye girecek, infazlar, Gladio, kontra-gerilla faaliyetleri devreye girecek. Bakıyorsunuz artık infazlar başladı. Ağrı'da, Cizre'de, Suruç'ta olduğu gibi. Hatta Ceylanpınar'da yaşandığı gibi, araştırılması, soruşturulması gereken kirli infazlar yaşanmaya başladı. Bir yandan da sivil katliamlar. Hem bu sivil katliamların üstünü örten bir medya gerçeği. Sessiz ve hükümetin savaş politikasına destek veriyormuş gibi görünen bir STK, meslek kuruluşları… Bunların hepsi 90'lı yıllardaki topyekûn savaş politikalarının bir yansımasıdır. Hükümet bunu yapmak istiyor doğru, fakat toplum 90'lardaki gibi değil. Ne bu savaşın toplumsal meşrutiyetini kurabildiler ne uluslararası alanda desteğini, meşrutiyetini kurabildiler. Herkes şunun farkında; toplumun çok önemli bir kesimi bu savaşın bir zorunluluktan kaynaklı olmadığının farkında, bir vatan savunması olmadığının farkında. AKP iktidarını güçlendirmek, AKP'nin iktidarının güçlendirmek AKP'nin iktidarını takdim etmek üzere yürütülmüş, başlatılmış bir savaş olduğunun farkında. Bakmayın öyle "Teröre karşı sivil inisiyatif" diye meslek kuruluşları, bilmem odalarla toplantılar yapıyorlar. Ama içeri de kazan resmen kaynıyor. Birçok oda, sanayi odası, meslek kuruluşu, esnaf odası hepsi AKP'nin politikalarına isyan ediyor. (Ankara/DİHA)

www.evrensel.net