Fotoğraf: Evrensel

bir başka mücadele aracı!..

Bir işçi niye mektup yazma ihtiyacı duyar? Sadece yaşadıklarını paylaşmak için mi? Yaşadığı sorunları anlatmak için mi? Çalışma ilişkilerinden kaynaklanan zor koşulları dile getirmek için mi?


Bir işçi niye mektup yazma ihtiyacı duyar? Sadece yaşadıklarını paylaşmak için mi? Yaşadığı sorunları anlatmak için mi? Çalışma ilişkilerinden kaynaklanan zor koşulları dile getirmek için mi? Sıkıntılarını, dertlerini dile getirip, bunun üzerinden aynı şeyleri yaşayan arkadaşlara sorunların ortak olduğunu anlatmak için mi? İşyerindeki yoğun sömürüyü gözler önüne sermek için mi? İşyerindeki mücadele deneyimlerini paylaşmak, beklentilerini ortaya koymak için mi? Kuşkusuz, bu sorular çoğaltılabilir ve yanıt olarak da hepsine “evet” denilebilir.
Fakat, işçi mektupları bize başka bir şeyi daha gösterir: İşyerindeki despotizmi, otoriteyi ve buna başkaldırı yöntemi olarak daha az sakıncalı olan mektup ile mücadeleyi!.. Böyle olduğu içindir ki Evrensel’e gelen işçi mektupları aynı zamanda bir mücadelenin de göstergesidir. Düşüncelerin açıkça dile getirilemediği, açık mücadele biçimlerinin tehlikeli olarak algılandığı dönemlerde işçiler duygularını, düşüncelerini “dış dünyaya” daha az tehlikeli olan mektuplar aracılığı ile iletir, “dış dünya” ile bu mektuplar aracılığı ile iletişim kurmaya çalışır. Zira bu yöntem hem etkilidir hem de en az zarar verendir.
Mücadeleye çağrıyı içerir
Bu mektuplar, işçilerin işverenlere karşı, yöneticilere karşı, işçilere karşı yaşananlara dair duygu ve düşüncelerini bize aktarırken bir şikayette de bulunur. Dikkatleri işyerine çekerek, oranın üzerinde “dış dünyadan” bir baskı kurulmasını ister. Bunu zaman zaman açıkça talep eder, zaman zaman böyle bir açık talepte bulunmasa da “halim nicedir, görün” diyerek üstü örtük bir şekilde yapar (Bugün bazı şirketlerde emekçiler e-posta aracılığı ile sorunlarından haberdar olmayan daha “nitelikli” işçiler ile “beyaz yakalıları” bilgilendirerek, dolaylı yoldan yönetim üzerinde baskı kurmaktadır. 1990’ların sonunda HP’de yaşanan benzeri bir olay sonucunda işletme yönetimi en düşük işlerde kötü koşullarda çalışan işçilerine yeni haklar vermek zorunda kalmıştır). Kuşkusuz, açık talep daha yüreklice ve örgütlü bir istek iken üstü örtük talep daha çekingen ve bireyseldir. Ancak, susturulmamış bir ses olarak karşımıza çıktığı bir potansiyel “militan” ile de tanıştırır bizi bu tür üstü örtük talepte bulunan işçi mektupları. Bir dönemin, günlük yaşamın, çalışma koşullarının tanığı değil, başkaldırıya, mücadeleye hazır oluşun bir sesi, seslenişi olarak yerini alır gazete sayfalarında. Öyle olduğu için de son derece değerlidirler; mutlaka önemsenmesi gerekirler. Zira, Evrensel’e gönderilen ve yayınlanan işçi mektupları resmi makamlara, yöneticilere yazılan mektuplardan farklı bir özellik taşır. Resmi makamlara, yöneticilere yazılan mektuplar daha çok talep ve bazı beklentilere yönelik iken Evrensel’e yazılan işçi mektupları bunlardan uzaktır. Çalışma koşullarını, ilişkilerini, sorunlarını ortaya koyan bu mektuplar, bu yanları ile mücadeleye çağrıyı da içerirler. Yani devlet kurumlarına, yöneticilere yazılan mektup ve dilekçenin pasif beklentisinden uzaktırlar, pasif bir eylem olan mektup ile aktif bir eyleme davetiye çıkarırlar. Böyle olduğu için de Evrensel’e yazılmış olan işçi mektupları diğer mektup ve dilekçelerden ayrılır, daha önemli bir işlev görür. Zira, diğer tür mektup ve dilekçeler genellikle kendilerine ait bir sorunun çözümü gibi şeyler ile sınırlı iken, işçi mektupları kendi sorunu üzerinden daha genel bir soruna, sınıfın sorununa dikkat çeker. Anlattığı sadece kendi hikayesi değil, işyeri arkadaşlarının, işçi sınıfının da hikayesidir.
Sessiz bir isyan!
İşçi mektupları aynı zamanda “sessiz bir isyandır”!.. Yukarıda belirtildiği gibi bu isyan kötü çalışma koşullarına, eşitsiz çalışma ilişkilerine ve elbette ağır sömürüye karşı! Öte yandan, bu “sessiz isyan” aynı zamanda iktidara karşıdır da. Zira bu mektupların muhatabı dolaylı olarak iktidarın kendisidir. Çalışma mevzuatının yarattığı ortamın, denetimsizliğin, hukukun işlevsizliğinin derinleştiği her yerde, yazılan her işçi mektubunda iktidara karşı bir dolaylı yoldan verilen bir “mücadele” de vardır. Mektuba yansıyan, sadece işverene, işe yönelik şikayet olarak kalmaz, bu şikayet iktidarı da içine alır. Özellikle iş yasasının uygulandığı dönem sonrasının mektupları ile öncesinin mektupları karşılaştırıldığında bu çok daha açık olarak görülür. Yeni İş Yasası ile işyerlerinin “esir kamplarına” dönüştüğünü söyleyen bir işçinin hedefi işvereni olduğu kadar mevcut iktidardır da. Bu nedenle, işçi mektupları iktidara karşı “mücadeleyi” içeren özellikler taşır.
Sınıf bilinci
Bir sessiz isyan olan, bir pasif mücadele olan işçi mektupları aynı zamanda sınıf bilincinin oluşum izlerini de taşır. Zira, yazmak için düşünmek ve sorgulamak gerekir. İşçi mektupları düşünen ve sorgulayan işçileri gösterir bize. Bu nedenle sayısı ve işyerleri açısından yaygınlığı, sektörler açısından çeşitliliği de önemlidir, içerikleri kadar.
Uzun süredir Evrensel’deki işçi mektuplarını değerlendiren bir kitap yazmayı düşünmeme rağmen, ne yazık ki bugüne kadar bunu yapacak zamanım olmadı. Umar ve dilerim ki Evrensel Basım, işçi mektuplarının bu yanını da dikkate alarak, onları daha da kalıcılaştıracak bir “iş” yapar.
Yüksel Akkaya
www.evrensel.net