çalışırken açtık, emeklilikte de açız

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre yaşlılık 65 yaş ile birlikte başlıyor. Bugün dünya nüfusunun 10’da birini 60 yaş ve üstü oluştururken, sürekli artan bu rakamın 2050 yılında 2 milyara ulaşacağı öngörülüyor. Türkiye’de ise 2050 yılında yaşlı nüfusunun yüzde 19’a çıkacağı tahmin ediliyor.


Dünya Sağlık Örgütü’ne göre yaşlılık 65 yaş ile birlikte başlıyor. Bugün dünya nüfusunun 10’da birini 60 yaş ve üstü oluştururken, sürekli artan bu rakamın 2050 yılında 2 milyara ulaşacağı öngörülüyor. Türkiye’de ise 2050 yılında yaşlı nüfusunun yüzde 19’a çıkacağı tahmin ediliyor.
18-24 Mart Yaşlılar Haftası. Hafta nedeniyle sosyal güvensizlik politikalarıyla yoksullukları büyütülen ve sosyal bir sorun olarak görülen yaşlılara ilişkin ne gibi politikalar geliştirileceği değil, yine huzur evleri ziyaretleri ve yaşlılarımızı sevelim sayalım söylemleri öne çıktı.
Yaşlılık-emeklilik dönemlerinde de hem kendi sorunlarına, hem de ülke-dünya gündemine müdahale etmek isteyen, bunun için örgütlenen, ancak kurdukları sendikaları (Emekli-Sen) kapatılmak istenen “yaşlılarla” Türkiye’de yaşlı olmayı ve Emekli-Sen’i konuştuk.
“Askere davul-zurna ile gittim. Geldiğimde ülkeme hizmetten kaçmadım. 30 yıl çalıştım ülkem için. Aç kaldım, susuz kaldım ama bitmedi ülke sevdam. Emekli oldum artık mutluluk zamanı dedim. Bir baktım cebimde yine para yok. Çalışırken de açtık, emekli olduk yine açız” sözleriyle önce hayatını özetliyor Ramazan Gecenoğlu. Emeklilerin deneyimlerinden, bilgilerinden yararlanılması gerektiğini düşünen Gecenoğlu, iktidara gelen partilerin kendilerini hiç görmediğini anlatıyor.

Demokrasi sadece kendilerine
Ramazan Gecenoğlu ve Yaşar Avcı ile görüşmek için Sarıyer ilçesine bağlı Ferahevler Mahallesi’ne gidiyoruz. Avcı ile buluşup daha sonra bir yöre derneğinde bizi bekleyen Gecenoğlu’nun yanına gidiyoruz. Sohbet başlarken çaylar da geliyor.
Ramazan Gecenoğlu başlıyor ilk olarak söze: “61 yaşındayım. 25-30 sene ülkemizin çeşitli işkollarında genellikle de maden işkolunda çalıştım. 1994 yılında Sarıyer Belediyesi’nden emekli oldum. Hiçbir zaman kendi ülke sevgimi bırakmadım. Fabrikalarda çalışırken işçilerin haklarını ön plana aldım, sömürüye karşı mücadele ettim. İnsanın kendi hakkını istemesi kadar daha doğal ne olabilir? Emekli olduktan sonra da baktık ki gene yoksuluz. Çalışırken geçinemiyorduk, emekli olduk gene geçinemiyoruz. Peki ne yapmamız gerekiyor? Milli gelirden daha fazla pay almamız gerekiyordu. Biz de bunun için sendikalı olmaya karar verdik. Ekonomik sorunlarımız, sağlık sorunlarımız aynı, o zaman bütün emekliler olarak birlikte hareket etmemiz gerekiyor. Sendikamız Emekli-Sen’i kurduk.”
Emekli-Sen’in kapatma davası hâlâ devam ediyor. Emekliler de eylemlere devam ediyorlar. Bugünlerde AKP’ye karşı açılan kapatma davası ülke gündemine otururken, Başbakan’ın tutumunu şu sözlerle eleştiriyor Gecenoğlu: “Kendileri hakkında kapatma davası açılınca demokrasiden bahsediyorlar. Bizim kimseye karşı düşmanlığımız yok ama bizim sendikanın kapatılmasını kendileri istiyor. Şimdi savcılara (devlete) saldırıyorlar ‘nerde demokrasi’ diye. Size gelince demokrasi olsun, emekliye gelince demokrasi nedir? Başbakan siyaset yapıyor ama Emekli-Sen hayatın gerçeğini konuşuyor.”

Ek iş yapıyoruz
Emekli olduktan sonra bir süre kendini işe yaramaz hissettiğini söylüyor Gecenoğlu. Geçim şartları da zorlayınca çalışmaya başlamış. Bir firmada tanıtım işinde çalışan Gecenoğlu, ancak böyle geçinebildiğini anlatıyor.
Gecenoğlu, son 10 yıldır ne sinemaya ne de tiyatroya gidebildiğini vurgulayarak şunları söylüyor: “Her şeyden yoksun kalıyoruz. Bu ülkede durumu zor olanlar varsa onlar asgari ücretliler ve emeklilerdir. Kimse bizim örgütlenmemize engel olmasın. Biz örgütlü olursak 30 yıl çalışmamızın karşılığını alabiliriz.”
AKP Hükümeti’nin Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasa Tasarısı’nı yasalaştırması durumunda emeklilik yaşanının 65’e çıkması konusuna da değinen Gecenoğlu, “Emeklilik yaşı yükseltilince insanın ömrü de uzatılacak mı? Sanki 65 yaşında emekli olunca 90 yaşına kadar yaşayacağım. Bir kural var, 25 yıl bilfiil çalışınca emekli oluyor insan. Yaşının kaç olduğunun ne önemi var; o çalışma süresini tamamlamış, primini ödemiş. Neden 19 yıl prim ödeyince emekli yapmıyorlar? Bu tasarı yasalaşırsa kimse emekli olamayacak. Fakat milletvekilleri 2 yıl sonra emekli olabiliyor. Kendileri için çalışıyorlar” diyor.

Kim yalan söylüyor?
Yaşar Avcı ise emeklilerin yaşadıkları sorunların ülkedeki yaşanan sorunlardan bağımsız olmadığını söyleyerek başlıyor konuşmasına. “Yıllarca bu ülkenin artı değerini yaratan emekçileriz biz. Dolayısıyla biz bu ülkede insanca yaşamak istiyoruz. Ancak bu ülkede asgari ücretliler ve emekliler sefalete mahkum oluyorlar. Bu ülkenin artı değerini yıllarca biz ürettiğimiz halde bize yüzde 2’yi layık görenler kendilerine sağlıkta, emeklilikte kıyak yapmaya devam ediyorlar” diyen Avcı, SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devredilmesinin ardından sorunlarının katlanarak büyüdüğüne dikkat çekiyor.
AKP Hükümet’nin bu dönemde “Artık yaşlılar kuyrukta sürünmeyecek, kimlikleri tedavi olmaları için yeterli olacak” demeçlerini hatırlattığımızda kızarak şöyle konuşuyor Avcı: “Ben SSK döneminde ilaca 6 lira katkı payı öderken bugün 12 lira ödüyorum. Bir de maaşlarımızdan kesiyorlar anlamasınlar diye. Hani nerde kuyruk kalktı? Yine sabahın köründe gitmek zorunda kalıyoruz. Sonra biz sokakta bunları bağırınca ‘yalancı’ diyorlar bize. Asıl yalancı bunlar.”
Sağlığın ve eğitimin insanlar için vazgeçilmez konular olduğunu, ücretsiz olması gerektiğini anlatan Avcı, bu hizmetlerin paralı hale getirilmesinden yakınarak, hükümetin özel hastanelere teşvik ettiğini ifade ediyor.

Karanlığa karşı örgütlenelim
Emekli-Sen’in kapatılmak istenmesine de değinen Avcı, “Biz kurduğumuz Emekli-Sen ile tüm emeklilerin sağlıktan, ulaşımdan ücretsiz faydalanmaları, kendilerine insanca yaşayabilecekleri bir maaş verilmesi için mücadele ediyoruz. Bunun için de en büyük kaynak kayıt dışının kayıt altına alınmasıdır. Patronlar faturaları vergiden kaçırıyorlar. Biz emekli olmuşuz ama hâlâ vergi ödemeye devam ediyoruz. Yediklerimizden, içtiklerimizden... Kayıt dışı fabrikalar hem emekçilerin yaşamını elinden alıyor hem de vergi ödemiyor. İşte yakın tarihte gördük; Davutpaşa’da 22 kardeşimizi patronların kâr hırsına, vergi kaçırma çabalarına kurban verdik” diyor.
AKP’nin katılması istenince demokrasiden bahsedildiğini söyleyen Avcı, “Fakat 8 milyon emeklinin sesi olan Emekli-Sen söz konusu olunca kapatma demokrasiye aykırı olmuyor. Kendilerine demokrat; karşısındakine ise acımasızca kapatma davası açıyor hükümet. Bu çifte standarttır, ikiyüzlülüktür. Emekli-Sen’i kapattırmayacağız, kapatırlarsa başka sendika kuracağız. Biz hep mücadele içinde olduk. Hep özel sektörde çalıştım. 4-5 işyerinde çalıştım, hiçbirinden bir lira tazminat alamadan atıldım. Ben Gıda-İş üyesiydim. Emekli-Sen’i uzaydan gelenler kurmadı, yıllarca sendikalı olarak çalışmış işçilerin kurduğu sendikadır. Bunun sorumluluğunu da üzerimizde taşıyoruz. Biz devletin karşısında bir tarafız. 8 milyonun sesiyiz. Ben açlığa, yoksulluğa, karşı mücadele edeceğim. Hangi özel sektörde 65 yaşında çalışan işçi var? Türkiye’de yaş ortalaması zaten 60. Mezarda bile emekli olmuyorsun SSGSS geçerse. O zamana kadar çürümüş oluyorsun. Ben çocuklarımın, torunlarımın geleceği için de mücadele etmek zorundayım. Sendikamıza üye olmayanlara diyorum; gelin Emekli-Sen’de örgütlenelim, yoksa çocuklarımızın, torunlarımızın, bizlerin geleceği karanlık” diyor.
Avcı da Gecenoğlu ile birlikte tanıtım işinde çalışarak ek iş yapıyor. Konuşmamız bitince masaya bir tavla geliyor. Gecenoğlu, “Bu zamana kadar sadece bir kez yenildim” diyor. Tavla karşılaşması bir galip olmadan bitiyor!
Gökhan Durmuş
www.evrensel.net