Mehmet Atlı’dan: Wenda

Kürt müziğinin genç seslerinden Mehmet Atlı, son albümü Wenda (Kayıp) ile sokakların ve kayıp izdüşümlerin izini sürüyor.


Kürt müziğinin genç seslerinden Mehmet Atlı, son albümü Wenda (Kayıp) ile sokakların ve kayıp izdüşümlerin izini sürüyor. 5 yıllık bir aradan sonra kendi tarzıyla açtığı tünelde yol alan Atlı Wenda’da kendi bestelerinin yanı sıra, Kürt kültür geleneğinin en önemli hafızalarından Cegerxwîn, Evdila Peşêw ve Arjen Arî gibi önemli isimlerin eserlerine de yer veriyor. Atlı ile yeni albümü ve müziği üzerine konuştuk.

Farklı diller üçgeninde dolanan ancak Kurmanci’nin sınır boylarında dolaşan bir yaşam ve müziğiniz var. Bu da müziğinize elbette ki farklı renk ve tatlar katıyor. Siz bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?
Ben çok dilli biriyim. Ancak bu benim seçimim değildi. Bulunduğum ve yetiştiğim evlerde farklı farklı diller konuşuluyordu. En önemlisi ben ilkokulda, lisede ve yüksekokulda eğitimimi Türkçe gördüm. İçe dönük yaşamımız Zazaca, dışa dönük yaşamımızı ise Türkçe oluşturdu. Kürtçe müzik yapan bir müzisyen olarak bundan kaçmak istemiyorum ve olduğumdan farklı bir görüntü çizmek istemiyorum. Ben 34 yaşında bir müzisyen olarak şunu kabul ettim. İnsan beyninin bir tarafı ile şarkı üretirken başka bir tarafı ile düşünce üretiyor. Yaşadığım ikilem, dilsizlik hissi bu. Benim müzikle ilgili dünyamın Kürtçe üzerine şekillenmesini istiyorum. Bu benim için bir var oluş ve inat meselesi.

Kendinizi hayatın neresine koyuyorsunuz ya da siz nasıl tanımlıyorsunuz Mehmet Atlı’yı?
Dikkatinizi çektiyse benim adım Arapça soyadım ise Türkçe. 1975 yılında Diyarbakır’ın Bağlar semtinde dünyaya geldim. 18 yaşımda İstanbul’a mimarlık okumaya gittim. Müziğe olan ilgim küçük yaşlarda başladı. Düğünlere gider oradaki şarkıları dinlerdim. Özellikle tambur çalanlar ilgimi çekerdi. Dedemin teybi vardı orada Meryemxan’ı Ehmed Arif Cizrewi, Kawis Axa, Ayşe Şan’ı dinleyerek büyüdük. 1980 dönemlerinde gelişen özgürlük mücadelesinin ilerlemesi ve gelişmesi ile Kürt müziği biraz daha ilerledi. Ben de şarkılarımı seslendirmek istedim ve böyle devam ettim. Okul yıllarımda yolum Koma Denge Azadi’ye düştü. İlk başta tambur çalıp beste yapmak istedim sonraları zaman geçtikten sonra baktım bizi yansıtmadığını gördüm, bu duygu ve sözler bize ait değildi. Metropollerde okunan şarkıların içinde tam kendinizi bulamıyorsunuz. Metropollerde yaşayan birçok Kürt gibi o diller arasında sıkışıp kalmış ve kimliğini arayan insanlar gibi ben de yeni bir ses yakalayıp ilerlemek istiyorum.

Kürt müziği bir yol ayrımında. Yeni bir seçim yapmaması durumunda birçok otoritenin ortak fikri bir geriye gidiş ve dejenerasyonun yaşanacağı yönünde. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz bunu?
Kürtlerin yıllar içinde kendi kimliklerine yönelik ilgisi artınca, nicel bir artış da buna paralel gelişti ama nitel artış da önemliydi. En geniş planla Kürt sorununun bir modernleşme problemi olduğunu düşünüyorum. Bunu söylerken alanımın sınırlarını zorladığımı biliyorum. Ben bir müzisyenim bunu tanımlamak belki bana düşmüyor ama konuşma hakkım varsa böyle bir görüş ifade etmek istiyorum.
Çok seslilikten korkmamak lazım. Arabesk kültürü de olacak. Geleneksel kaynakların değerlendirilmesi hep sürecek. Çünkü geleneksel kaynak çok köklü ve güçlü. Bunun üzerinde insanlar düşünmeye devam edecek. Bir yandan da modern arayışlar olacak. ‘Underground’ diyebileceğimiz çok uç ve marjinal tecrübelere sahip müzisyenler var ve daha da çıkacaklar. Bu kadar çok renkli ve çok zengin bir toplumun kısır bir müzik üretmesini bekleyemeyiz.

Beklenti veya umudunuz ne düzeyde? Nereye gidiyor Kürt müziği?
Öncelikle Kürtler üzerindeki baskıların son bulmasını istiyorum. Çünkü bu baskılar insanlık adına utanç verici bir durum. Bir de tüm Kürtlerin yanı sıra tek tek bireyler üzerinde de baskı var. Bu ağır bir psikolojik tahribata yol açıyor. Bizim toplum olarak haklarımızın gaspı birey olarak da hasta hale getirme durumuna dönüşüyor. İlk başta bunun bir ferahlanmasını istiyorum. Bir müzisyen olarak çok daha farklı umutlarım var. İnsanlar ilkokuldan üniversiteye kadar kendi anadillerinde eğitim görürlerse, yani Kürtçe üzerindeki baskılar kalkarsa inanıyorum ki Kürt sanatı bir sıçrama yaşayacak. Çünkü biz daha yeni yeni felsefeyi, matematiği, heykeli, sanatı ve edebiyatı Kürtçe düşünmeye başlayacağız. Bu büyük bir dönüşüm demek. Biz kendi öz kaynaklarımızla öz dilimiz olan Kürtçe ile ilişki kuracağız. Biz şu anda kaynaklarımıza yabancı gibi duruyoruz. Sanat dediğimiz şey, insanın kendine karşı en dürüst, en samimi olduğu durumda ortaya çıkıyor. Bir müzisyen kendi içsel yolculuğunda ne kadar gidebilirse, kendine ne kadar dönebilirse o kadar derin bir müzik ortaya çıkartabilir. Dinleyici de bunu fark eder. Bir sanatçı ne kadar samimi ve dürüst kendine ve sanatına yaklaşıyorsa dinleyici bunu hemen fark eder. Bu demektir ki, biz dilimizle ve sanatımızla doğru bir ilişki kurarsak sanatımız da çok ciddi bir sıçrama yaşayacaktır. Nitelik olarak da bir sıçrama yaşayacaktır.

Wenda’dan biraz bahseder misin? Nereden yola çıktınız? Wenda olan şeyi bulabildiniz mi?
Bu benim içinde bulunduğum dördüncü albüm çalışması. Daha önce Koma Denge Azadi’nin Fedî ve Welatêmin albümlerinde yer aldım. 2003 yılında Jahr isimli bir solo albümüm oldu. Bu ilk solo albümümden sonra, yaşadığım tecrübe neydi? Bununla ben müzikal bir tavrı ortaya koymaya çalıştım. Yapmak istediğim şey şuydu. Kürtçe’nin imkanlarıyla modern insanın dünyasına nasıl yaklaşabilirim? ‘Wenda’ da o müzikal arayışı, şarkı sözlerindeki bu tartışmayı biraz daha derinleştirmek istedim. Bu zamansızlık dilsizlik sorununun biraz daha şehirdeki kaybolmuşluğuyla ilgisini sezdim o yüzden albümün adına ‘Wenda’ yani kayıp dedim. Wenda, albümde iddialı bir şarkı değil, benim hiçbir şarkım iddialı değil, ben iddiamı iddiasızlıktan alıyorum. (Diyarbakır/DİHA)
Esen Alataş Fatime Tekin
www.evrensel.net