MEMLEKETiN MANZARASI BUDUR

- Keşke evli olsaydım!- Neden? Daha zor olmaz mı senin için?


- Keşke evli olsaydım!
- Neden? Daha zor olmaz mı senin için?
- Yok abi, evli olsaydım bir kişiye bakardım. Ama şimdi 6 kişiye bakıyorum.
Bu sözler İlyas Erkal’a ait. Onun acı bir gülümsemeyle sarf ettiği bu söz ile “Keşke bekar olsaydım” diye dert yanan evli insanların siteminin altında aynı neden yatıyor: Geçim derdi. Öğle yemeği molasında kahvede çay içerken tanıştığımız Erkal, 24 yaşında ve 16 yıllık tekstil işçisi. Bunca yıl çalışmasına rağmen sigorta girişi dahi yok. Zira olmasını da istemiyor. Sigortaya giden paranın cebine girmesi daha önemli onun için. Erkal, şu an ailesinin kahramanı durumunda. Çünkü hane içinde bir tek o çalışıyor. Kriz nedeniyle ağabeyi ve kardeşleri işsiz. Kendisinin de durumu pek iç açıcı değil. Çalıştığı fason atölyede de işler oldukça kötü. Zam istemesi gerekiyor aslında ama “İstersem işten atılırım” diyor. Kendi atölyesinden ve etraftaki atölyelerden bir çok insanın işten atılması onu susturuyor şu an.
Erkal, işbaşı saati geldiği için yanımızdan ayrılıyor. Biz de ekonomik krizin etkileri üzerine yaptığımız haber için bulunduğumuz Okmeydanı’nda dolaşmaya çıkıyoruz. Burada nereye girseniz, ya bir merdivenin altında ya da birkaç kat yukarıda bir fason üretim yapan tekstil atölyelerine rastlamanız mümkün. Bir zamanlar dikiş makineleri ve makas seslerinin birbirine karıştığı atölyelerde şimdi sessizlik hakim. Kriz nedeniyle işler kesilmiş durumda. Bu nedenle birçok fason atölyesi kapısına kilit vurmuş. Onlara göre daha şanslı olan atölyelerde ise zor bela alınmış bir iki haftalık iş var. Sonrasında ne yapılacağı ise bilinmiyor. Cadde üzerinde girdiğimiz bir atölyede şanslı sayılanlardan. Ellerinde şu an için iki haftalık iş var. Sonrası ise kısmet...
İŞÇİYE YANSIYOR
Konuştuğumuz atölye sahibi ismini vermek istemiyor. Önceden belirli markaların işini yaptıklarını anlatıyor. “Şimdi dükkanı çevirebilmek için ne bulursak onu yapıyoruz. Fark etmiyor, çünkü başka çaremiz yok. Kriz nedeniyle dikim fiyatları oldukça düşük. Bu durum da ister istemez işçilerin ücretlerine yansıyor.” diye konuşuyor atölye sahibi. Çalışan işçilerle konuşmamıza izin verilmiyor. Oradan ayrılıp bir iki apartman ötede başka bir atölyeye giriyoruz. Atölye sahibi Celal Yener, kederli bir yüzle karşılıyor bizleri.
Onun da elinde ancak 1-2 hafta sürecek iş var. Dayanmanın sınır noktasında olduğunu söyleyen Yener, kötü giden işlerin yarattığı bunalımından kurtulmak için bir soluk arıyor. Rus parasının Türkiye’de geçmesi gibi olasılığından bahsediyor bizlere. Eğer bu olursa Rus’lar dolarla değil kendi paralarıyla mal alacakları için bir canlanma olacağını söylüyor. Aradığı soluk, bu umuda bağlanmış şimdi. Bulunduğumuz atölyenin üst katında başka bir atölyenin daha olduğunu öğreniyoruz. Üst kata çıkmak için Yener’in yanından ayrılıyoruz. İçeriye girdiğimizde 6 makineci, 2 ütücü, 2 de kesim yapan işçilerin hummalı çalışmasıyla karşılaşıyoruz. Kesim yapanlardan biri bizi fark ediyor ve işini bırakıp yanımıza geliyor. Niyetimizi anlatıyoruz, olumlu karşılıyor bizleri. Ancak zor bela bulunmuş işin aksamaması gerekiyor. 16.00’daki çay molasında görüşmek için randevulaşıyoruz.
AYNI KADER
Çakar’la sohbetimiz sürerken içeriye iki kişi daha giriyor. Onlar da İbrahim’le aynı kaderi paylaşanlar. İbrahim Nar ve Çetin İnan. Daha o sabah saat 11.00’de onları Mersin-Tarsus’tan getiren otobüsten inmişler ve ayaklarının tozuyla Okmeydanı’ndaki atölyelerde iş aramaya koyulmuşlar. “İş bulabildiniz mi?” diye soruyoruz. Aldığımız cevap olumsuz oluyor. Bazı atölyelerde “200 lira haftalık. İsterseniz gelin çalışın” demişler ama ikisi de usta makineci. Bu fiyat onlar için oldukça düşük. Ne yapacaklarını bilmiyorlar. Nerede kalacaklarını da! Yaşadıkları durumdan nasıl kurtulacaklarını sorduğumuzda Çakar’ın cevabı, “Ölünce kurtuluruz” diyor. Ancak Nar ve İnan ise “Ancak insanlar birlik olursa kurtuluruz bu durumdan” diyorlar. Onlar, 2007 yılının mart ayında Mersin Serbest Bölgesinde tekstil fabrikalarında çalıştıkları dönem, düşük ücret ve ağır çalışma koşullarına karşı iş bırakan 3 bin tekstil işçisinin arasındaymış. Yaşadıkları bu deneyim onlara mücadelenin önemini benimsetmiş.
AÇLIK KORKUSU
Saatimiz 16.00’ya yaklaşıyor ve biz randevumuza geç kalmamak için yanlarından ayrılıyoruz. 5 dakika erken varıyoruz sözleştiğimiz atölyeye. Ütü makinelerinin olduğu köşeye geçip mola saatini bekliyoruz. Ütü yapan Bekir’le sohbet ediyoruz. Atölye sahibi Hüseyin’in kardeşi olduğunu söylüyor. Kendisi bir fabrikada güvenlik görevlisi ama iyi kötü bir iş alan ağabeyine yardım etmek için gelmiş. Bu durum elinin ütü yapmaya alışkın olmamasını açıklıyor bize. Derken mola saati geliyor ütücüler ütüsünü, makineciler makinesini, tezgah başındakiler de elindeki makasları bırakıp çay almaya gidiyor. Çaylarını alıp bir kenara çekilen işçiler günün yorgunluğundan olsa gerek bir hayli durgunlar. Hiç biri hayatından memnun değil. Ekonomik kriz onların yaşantısını altüst etmiş. Sürekli işsiz kalma korkusu yaşıyorlar. “Bugün işsiz kalsak yarın açız” diyor işçilerden Sabri.
İŞ ARAYAN ÇOK
Çayların bitmesiyle birlikte iş başı yapıldığından buradaki sohbetimiz fazla sürmüyor. “Kolay gelsin” diyerek yanlarından ayrılıyoruz. Kapıdan çıktığımızda Menekşe Oktay ile karşılaşıyoruz. 3 aydır işsiz olan Oktay, iş aramak için gelmiş buraya. Aralık ayından beri kirasını ödeyemiyor. Krizi evden dışarı çıkmayarak atlatmaya çalışan Menekşe, eşinden ayrıldığı için evde yalnız başına yaşıyor. Arada sırada bulduğu 3 günlük ya da 1 haftalık işlerle geçinmeye çalışan Oktay, işsizliğin çok zor bir durum olduğunu söylüyor. Oktay, kendisi gibi etrafta bir sürü insanın olduğunu aktarıyor ve bizimle fazla konuşup zaman kaybetmek istemiyor, izin isteyip atölyeden içeriye giriyor.
TERS ORANTI
Biz de oradan ayrılıyoruz. Yol üstünde uğradığımız bir mobilyacıyla sohbet ediyoruz. Satışların kötü olması bir yana, borç tahsilatı dahi yapamadıklarını anlatıyor dükkan sahibi. Onunla konuşurken içeriye bir müşteri giriyor. Mustafa Bayram, 2007’nin temmuzundan ödemediği taksidini getiriyor. Bilgisayardan bakıyor dükkan sahibi ama uzun zamandan beri ödenmediği için kağıtları icraya gitmiş.
Bayramla konuşuyoruz. Tekstil atölyelerinde aşçılık yapıyormuş. Normalde aldığı ücret 1.200 lira. Ancak kriz gerekçesiyle ücretler geri çekilmiş. Bayram şimdi 800 lira alıyor. Ücreti gerilemiş ama giderleri tam tersi oranda artmış. Faturaların yüksek gelmesi korkusu onu doğal gazı kullanmamaya itiyor. 4 yıldır evli olan Bayram, halen düğün zamanı yaptıkları borçları ödediğini söylüyor. Azalan ücretiyle borç ödemek ise mümkün değil. Bayram evine gitmek için yanımızdan ayrılıyor.
Biz de dükkandan çıkıyoruz. Dışarısı kalabalık. Hızlı adımlarla yürüyen insanların bu telaşı, yoğun işleri olmasından kaynaklanmıyor. Sadece hava soğuk. Bu da adımlarını hızlandırıyor. (İstanbul/EVRENSEL)

SİGORTA OLMAMASI BİLE SEVİNDİRİYOR!

Cadde üzerinde gidebileceğimiz başka bir yer aramaya başlıyoruz. Dörtyol ağzında bulunan dükkanında ekmek arası döner satan Tarık Dölek’le konuşuyoruz. Bize, içerde masada oturan İbrahim Çakar’ı gösteriyor. Adana’dan fason atölyelerde çalışmak için İstanbul’a gelmiş. Mevsimlik işçi gibi. Adana’da da tekstil işi yapıyor. Oradaki işler bitince İstanbul’a, İstanbul’da bitince tekrar geriye... Evli ve 2 çocuğu olan Çakar’ın, bu gidip gelmeleri 6 yıldır sürüyor. Ekmek neredeyse o da orada. İstanbul’da kalacak yeri yok Çakar’ın. İş bulduğu atölyede kumaşların üzerinde uyuyor. Bu nedenle kaldığı yerin çalışma koşulları ve ücretine itiraz edemiyor. Başka iş araması için işsiz kalması gerekiyor. Banyo işlerini de parası olunca hamama giderek çözüyor. Şu an işsiz. Çünkü hem Adana’da, hem de İstanbul’da kriz var. Boş olduğu için Tarık Ustanın yanına takılıyor.
Tarık Usta, İbrahim gibi bir sürü kişinin bulunduğunu söylüyor. Kimi İbrahim gibi atölyelerde, bazıları da bir araya gelerek, “Affedersiniz, bir ... bile kalmayacağı yerler” diyerek tarif ettiği, bekar evlerinde kaldıklarını anlatıyor. Bu kişilerden 600 milyondan fazla alacağının olduğunu söylüyor Tarık Usta. Ama halden anlar bir şekilde. Öyle küfrederek söylemiyor. Birçoğunun sigara ve hamam parasını kendisi. “E, adamlarda yok, ne yaparsın. Olunca getirirler, iyi çocuklardır her biri” diyor Tarık Usta. İbrahim, mahcup oluyor bu sözlerden ötürü. Onunla sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. “Abi, ben evime ekmek götürebildiğim zaman mutluyum. Ama burada kafam daha rahat. Çocuklar bir şey istemiyor en azından. Eve dönünce çocuklarım bana yabancı gibi davranıyorlar. 30 yaşında ve 7 yaşından beridir çalışmasına rağmen onun da sigortası hiç olmamış. Ama bu duruma üzülmüyor. “Allah’tan sigortamız yok. Yeşil kart yanar bu sefer. O zaman da makarna, kömür gibi yardımları alamayız” diye konuşuyor.
Erkan Araz - Mustafa Hayta
www.evrensel.net