22 Mart 2009 00:00

‘Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç’

Dün baharın ilk adımı “yeni gün”dü. Newroz, nevruz, gündönümü... Günler öncesinden müjdeledi tepeden tırnağa çiçek açmış ağaçlar. Çocuklar ellerinde çiğdemler, çiğdem pilavına bulgur, yağ toplamaya mı çıktılar...

Paylaş

Dün baharın ilk adımı “yeni gün”dü. Newroz, nevruz, gündönümü... Günler öncesinden müjdeledi tepeden tırnağa çiçek açmış ağaçlar. Çocuklar ellerinde çiğdemler, çiğdem pilavına bulgur, yağ toplamaya mı çıktılar... Yoksa tepelerde gökgözlü nevruzu mu aradılar kim bilir. Tepelerde ateşler yandı mı benek benek... Emeğin demircisinin işe başladığını müjdelemek için.
Şehirlerin caddelerinde ozanlar yollara döküldü. Şiirler okudular, kitaplar dağıttılar Mahmut Derviş’i doğrulamak için: “Şairi olmayan bir ülke, hiçbir savaşı kazanmış sayılmaz!...” Ben de Newroz’unuzu kutlamak için, Cigerwhin’in dizelerini azıcık değiştirip tekrarlayabilirim: “Newrozdu, newrozdu, newrozdu dün. Yâr bir öpücük verdi kutlandı düğün...”
Ama kutlanamayan bayramların, newrozların da acısını duyuyor yüreğim alev alev. Adnan Özyalçıner’in Tutsaklar öyküsünün Şoför Kemal’i dikiliyor iki de bir karşıma. Arkasında dünyanın büyük bir bölümünde yinelenen görüntü:
“Su pompası, derenin kıyısında, bir tümseğin üstündeydi. Her yanını bir kafes gibi kalın, sık tel örgüler kapatıyordu. İçinde kalın, kıvrıntılı borular vardı. Kocaman kocaman vanalar göze çarpıyordu. Patırtılı bir motor sürekli çalışıyordu. Çekilen su, buradan havaalanına gidiyordu. Dediklerine göre insan beli kalınlığındaki borudan gece gündüz kar aklığındaki su, Amerikan üssünün depolarına gürül gürül akarak doluyordu. Dereyse bu dönemde hemen kuru gibiydi. Anayolun üstündeki büyük taş köprüyse bu kuru derenin üstünde gereksiz bir anıt gibi yükseliyordu.”
Kemal, kavuşamasın diye hava üssündeki Amerikalıya hizmetçi verilen sevgilisinin acısını yüreğine gömüp köydekileri uyarmaya çalışır:
“-Hey bahçedekiler, kardeşler, arkadaşlar beni duyuyor musunuz?(...) Kaç yıldır bu pompa burda biliyor musunuz? Kaç yıldır dereniz bu vakitler kuruyor hiç düşündünüz mü? Kaç yıldır şeftalilerinize yeteri kadar su veremiyor, kaç yıldır bağınızı bostanınızı istediğiniz gibi sulayamıyorsunuz. Bütün bu dere bu bahçeler, bu bostanlar sizin. Ama şimdi suyunuzu çalıyorlar. Soluk aldığınız havayı tel örgülerle kesiyorlar. Denize inemiyor artık çocuklarınız. Rüzgarınızı yüzlerce radar engelliyor. (...) Bugün suyunuzu kendi depolarına akıtanlar rüzgarınızı engelleyenler, denizinizin önünü kesenler, otlaklarınızı elinizden alanlar, yarın sevdalınıza kavuşmanızı da engelleyecekler. Tıpkı bana yaptıkları gibi . Sizlere de yapacaklar bunu. Hepimize. Topumuza.”
Tutsaklar öyküsünün yazılışından bu yana otuz yıldan fazla geçti. Ama sevdasından edilmeye çalışılan Kemal hâlâ genç. Bir zamanlar derenin kenarındaki pompanın yanı başından haykırıyordu. Şimdi büyük şehirlerin alanlarında. Gördünüz işte televizyonların ekranlarında...
Ne dersiniz yalnızca bir öykücünün sesi miydi bu, onun yarattığı kahramanın sesi miydi... Yoksa gerçeğin sesi mi... Kurgu diye okunan doğrulandı yıldan yıla. Ve bu uyarı nasıl çınladıysa alanlarda genç kızları, delikanlıları önüne kattı. Suya, hayata sahip çıkmaya çağırdı.
Şiirdir, öyküdür sözün gücü, emeğin gücü, gerçeğin gücüdür.
Gün olur suyunuza sahip çıkmanızı söyler, gün olur “sevdalanın da sevdanıza sahip çıkın” der...Çünkü gün dönümüdür. Tepeden tırnağa çiçek açan ağaç bunu muştular. Halkın baharı duyuşunu.
Maksat Muhabbet - Sennur Sezer
ÖNCEKİ HABER

Soygunların faturası çalışanlara kesiliyor

SONRAKİ HABER

ÇHD davasında 6 avukatın cezası kesinleşti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa