NOT

NOT

  • Bugün seçim günü...Bu seçim dönemine denk düşen en çarpıcı gelişmeler Kürt meselesine ilişkin yaşanıyor. Kuru gürültü üzerinden biribiriyle seçim yarışına giren partilerin gündemine girmeyen bu gelişmeler, Bölge’deki seçimleri çok daha önemli kılıyor.


    Bugün seçim günü...
    Bu seçim dönemine denk düşen en çarpıcı gelişmeler Kürt meselesine ilişkin yaşanıyor. Kuru gürültü üzerinden biribiriyle seçim yarışına giren partilerin gündemine girmeyen bu gelişmeler, Bölge’deki seçimleri çok daha önemli kılıyor. 29 Mart seçimlerinin belki de en öne çıkan yönü Kürt coğrafyasında ortaya çıkan sonuçları olacak. Zira bu sonuçlar, memleketin en kilit sorunu haline gelmiş Kürt meselesinde gelinmiş noktadan geleceğe doğru nasıl bir şekillenme olacağına dair önemli veriler sunacak. Herkes hesabını buna göre yapacak. Ya da ortaya çıkan verileri hesaba katmayanlar, bugüne kadar olduğu gibi, yine sınıfta çakacak, aynı merada otlamaya, devam edecekler.
    Kürt sorununda aynı noktada kalınamayacak bir sürece girilmiştir. Bu, açık. Meseleye ilişkin bütün iç-dış dinamikler, bunu zorlamakta. Devletin askeri zorla sonuç alamayacağı artık kendi içinden de daha bir konuşulur durumdadır. Ama bu, muhatabını tanıyan, diyaloğcu, barışçı bir çözümün kabulü anlamına da gelmemektedir. Tam da burada, “bastıramıyorsan ötele” yolunu denemektedirler.
    ‘Öteleme’nin kapsamı ve dayanakları açığa çıkmaktadır: Kürtlerin kolektif kimliği asla konuşulmayacak, daha önceden Milli Siyaset Belgesi’nde de zikredildiği bilinen “yerel-kültürel özelliklerin varlığının kabulü”yle sınırlı, gerekirse Kürt-İslam sentezli bir ‘profil’e razı olunacaktır. TRT Şeş ve birkaç Kürdoloji bölümü de bu ‘profil’e ilişkin adımlardır. AKP eksenli İslamcı-tarikatçı Kürt çevrelerini DTP-PKK karşısında bir Kürt alternatifi halinde örgütleyerek ise bu ‘profil’e iç dayanak oluşturulmak istenmektedir. Muhalefetteki MHP ve CHP’nin o eski şahin söylemlerden vazgeçmiş görünmesi ve Bölge seçimlerinde örtülü AKP destekçilikleri; laiklik aşkıyla yanıp tutuşan ‘ulusalcılar’ın Bölge’deki tarikatçılığa tek söz etmiyor oluşlarının, bahsettiğimiz devlet tercihiyle bağlantısı vardır.
    ‘Öteleme’nin dıştaki profili ve dayanağı ise ABD’nin Irak’tan çekilme süreci ve sonrasında Türkiye’ye biçilen rol üzerinden şekillenmektedir. Türkiye de bu konjonktürü kendince değerlendirip Kürt meselesini ötelemek için ‘sınır ötesi’nden dayanaklar aramaktadır. O bildiğimiz sınır ötesi harekatların yanında, “sınır ötesi Kürtleri” tanıyarak, onları da kullanarak, içerideki sorunu ötelemenin hesapları yapılmaktadır. İşin bu boyutunun, ABD’nin Türkiye’yle Güney Kürtlerini bir araya getirme planının bir unsuru olduğu da bilinmektedir. Cumhurbaşkanı’nın “iyi şeyler olacak” sözlerinin meali önemli ölçüde bu boyuta yani Güney’deki Kürtlerle yakınlaşma sürecine dairdir ve PKK’nin tecriti ve giderek tasfiyesi, bu sürecin düzlenmesi ve bölgedeki Amerikan denkleminin etkinleşmesi için en kilit halkalardan biridir.
    Hesaplar böyle. Kürt sorunu çözüm bekliyor ama ülkeyi yönetenler öteleme peşinde. Ama bu hesapların öyle tıkır tıkır işlemeyeceği çok açık. ABD’nin savaş teknolojisinin yardımıyla yapılan sınır ötesi harekatların akıbetine bakılsın. Her şeyi öyle ABD belirleyemiyor, adres ne ABD’dir ne de ABD’nin işaret ettikleridir. Siyaseten de örgütlü bir halk gücüne sahip olan Kürt hareketi hem çözüm için adres ve hem de bütün bu planların engelidir.
    Evet, her mücadelenin tarafları da vardır. Türkiye’deki Kürtler örgütlü bir ‘taraf’tır ve kimliklerini talep etmektedirler. Ve en kritik nokta da budur. Devlet açısından mecburen kabul edilebilecek en sıradan kültürel taleplerin bile siyasal bir hareket olarak talep ediliyor olması yani talep edilenden çok, talep edenin siyasal varlığı sıkıntı yaratmaktadır. PKK-DTP eksenini muhatap kabul etmem denilmekte ve içerde ve dışarda fason muhataplar yaratılmaya çalışılmaktadır.
    Bu yüzden de milyonlarca Kürdün Newroz’daki biz buradayız” mesajı tarihsel önemdedir. Bu mesaj, sandıklara da yansıyacaktır. Kürt sorununda gerçek ‘taraf’ı muhatap olmaktan çıkaracak bir seçim sonucunu yakalamak için bütün devlet olanaklarını seferber edenler bir kez daha moraracaklar. Kendi özgürlük mücadelesine yani kendisine oy verecek olan Bölge halkı, seçim sonuçlarıyla ABD ile AKP eliyle devletin mezesi olmayacağını bir kez daha gösterecektir.
    Gerçek muhatabı sıkıştırma amaçlı konferanslardan medet umanlara duyurulur:
    Newroz’daki dersten sonra, şimdi de sıra 29 Mart Kürt Konferansı’nda...
    VEDAT İLBEYOĞLU
    www.evrensel.net