KUŞATILAN ÇEVREMİZ

KUŞATILAN ÇEVREMİZ

  • O bir baba, ama acılı bir baba. Üniversite öğrencisi iki oğlunu, ikiz çocuklarını geçtiğimiz günlerde bir trafik cinayetine kurban vermiş ve şimdi boynuna taktığı kızıl bantla, ailesiyle birlikte dimdik ayakta durmanın çabasında.


    O bir baba, ama acılı bir baba. Üniversite öğrencisi iki oğlunu, ikiz çocuklarını geçtiğimiz günlerde bir trafik cinayetine kurban vermiş ve şimdi boynuna taktığı kızıl bantla, ailesiyle birlikte dimdik ayakta durmanın çabasında.
    Bahsettiğim baba, benim eski arkadaşımdır; aslında hepinizin dostudur, çünkü emek dostudur ve yol arkadaşımızdır. Esnaf adamdır, emekçidir, aynı zamanda yurtsever bir mahalle muhtarıdır. Esnaflık yaptığı dükkanında, gazetemizin ilk çıktığı doksanlı yıllarda Evrensel sattığını hatırlıyorum, hâlâ da okur ve satar. Dükkanında, yitirdiği çocukları sevgili Eren ve Onur’un resimlerinin yanı sıra Nâzım’ın şiirleri, Che’nin resmi duvarları zenginleştiriyor.
    Acısını paylaşmak için yanına gittiğimde, dostumuzun ilk sözü, bedel ödemek üzerineydi. !Bedel ödeyen hep biz mi olacağız?’ diye isyan içindeydi ve ne yazık ki haklıydı. Doğrudur, bedel ödeyen hep biz olacağız, başkası değildir. Bir şeyler ağulardan süzülmüş, bir şeyler künyemize kazınmış ve biz de onlara sarılıp büyümüşüz; olan biten işte budur, ama kadercilik değildir…
    Şiddetin kanıksandığı bir ülkede yaşıyoruz. Gazetelerin çoğunun üçüncü sayfaları kan revan içinde ve o kanıksadığımız şiddet giderek vahşete dönüşüyor. Günümüzde bireylerin iradesini başka bireyler, televizyonlardaki o vahşet programları ya da o üçüncü sayfa haberleri yönlendirerek şekillendiriyor. Vahşet, hayatın her alanına yansıyor, kamuoyuna irade dışı olaylar gibi yansıtılan trafik teröründe de kendisini gösteriyor. Yoksa tertemiz iki gencin, vahşi bir sürücü tarafından yüzlerce metre sürüklenerek katledilmesinin, vahşetten başka bir ifadesi olmadığı gibi irade dışı olmakla da ilgisi bulunmuyor; bu iş taammüden cinayettir.
    Bu düzen, kendi yarattığı trafik vahşeti yerine düşünceyi suç saydığı, düşünenin üzerine gittiği sürece bedeli yine halk ödeyecek; arkası sağlamların ve zenginlerin yarattığı trafik suçları ise doğal af kapsamında olduğundan, cezasız kalacak. Hatırlayınız; Başbakan’ın oğlu bir sanatçımıza aracıyla çarparak ölümüne neden olmuştu, ne ceza aldığını kimse biliyor mu? Benim bildiğim, babası ona çok kızdı ve bir daha kimseye çarpmasın diye ceza olarak gitti ona gemi aldı; elle tutulur başka ceza yok…
    Bu yazıyı yazarken dahi, beş yurttaşımızın can verdiği, birçoğunun ise yaralandığı bir tren faciası haberini alıyorum ve dört yıl önce yaşanan hızlı tren katliamını düşünüyorum. Devlet, kendisini o olayda ne kadar rahat aklayıp pakladı, hatırlıyor musunuz? Devletin döşediği rayda, çalıştırdığı trende hiçbir suç bulunamamıştı, olay öylece kapandı gitti. Devletin, hayatın her alanında kendisiyle ve halkıyla yüzleşmesi gerekiyor.
    Zor ve acılı günlerde dayanışmanın değerini bilen insanlarız. Uzaklardan, hatta hiç tanımadıklarınızdan gelen bir ses, bir nefes, bir mektup, sizi en zorlu döneminizde yaşama bağlar ve direnç verir. Evrensel dostları, ellerini acılı dostumuzun omzuna atmalıdır. Dostumuzun ([email protected]) olan yazışma adresine destek ve dayanışma duygularımızı iletmemiz, yanında yöresinde olduğumuzu anlatmamız gerekiyor. Hiçbir şey yazamasak dahi uzaklardan bir merhaba demek, bir şiir yollamak ona yetecektir.
    Yitirdiğimiz sevgili çocuklarımız Eren ve Onur’un acısı, dostumuzun beyninde ve boynunda saklı duruyor. Paylaşmakla bölüşmek farklı şeylerdir, acılar ne kadar paylaşılır bilinmez ama dostumuzun acısı bizim acımızdır, yarası da bizim yaramız...
    ERTUĞRUL ÜNLÜTÜRK
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.