Açılımın patinaj hali

Açılımın patinaj hali

Kürt açılımının demokratik açılıma evrilmesinden beri geçen süreç, beklentileri güçlendirme yerine zayıflatmaya başladı. Sokakta yoğun imareler var.


Kürt açılımının demokratik açılıma evrilmesinden beri geçen süreç, beklentileri güçlendirme yerine zayıflatmaya başladı. Sokakta yoğun imareler var. Asıl neden sadece CHP ya da MHP’nin ‘kardeşlik” sözlerinin hemen ardından pompaladıkları retçi ve yok sayan tutumlarındaki ısrar değil... Son dönemlerde peş peşe gelen, bir araya getirildiğinde de bir zihniyeti ortaya koyan zincirleme gelişmelerdir.
Bunlar, Kürt sorunuyla ilgili süregelen bir ileri bir geri gidişlerin devam edeceği mesajlarını vermektedir. Mesajların netliği, açılımla ilgili umutlu beklentilerin dolaştığı bir süreçte artan askeri operasyonlar ile dikkat çekmiş, söz konusu operasyonların durdurulması talebine Genelkurmay’dan gelen “Tek bir terörist kalıncaya kadar mücadele devam edecek” açıklaması ile kesinleşmiştir.
Ne oldu da daha 1 ay öncesine kadar hava açık ve sakin iken birden bozdu? Öcalan’ın grup haklarındaki talebi mi? Yoksa DTP’nin Öcalan’ı işaret etmesi mi?
Deneyimler bize, olup bitenin bir tesadüf olmayacağını söylüyor. Ne zaman bir açılım havası doğsa ardından “kapatalım” rüzgarlarının soğuk soğuk estirildiğini iyi hatırlıyoruz.
Bütün bu gelişmeleri yan yana koyduğumuzda 23 yıldır “Dağa gidişleri önleyemedik” tespitinde bulunan Genelkurmay’ın hâlâ askeri operasyonlarda diretmesi, bir tek kişi kalıncaya kadar ifadesinde kendisini ele veren yok etme yaklaşımı bir nevi, “Ya sev ya terk et” demek olmuyor mu?
Belki askerin pozisyonu açısından normal bir yaklaşım olarak kabul edilebilir. Hatta savaşan taraflardan biri olarak böyle bir yaklaşım kendi içinde tutarlı da olur. Bu yıllardır bir biriyle savaşan ve tam yenilgi ve galibiyet halinin yaşanmamasından kaynaklı olarak normal karşılanırdı. İyimser bir bakışla devletin kendi içindeki güç ilişkileri açısından bir sakinleştirme amaçlı olarak da düşünülebilir. Tüm bunlar mümkün. Ancak, bir farkla: Eğer asker, iktidar ve siyaset üzerinde bu kadar etkili olmasaydı...
Eğer Genelkurmay’dan gelen “Tek bir kişi kalıncaya kadar operasyonlar sürecek” yaklaşımını Başbakan da “Operasyonlar sürecek” sözleriyle desteklemeseydi. CHP ve MHP’nin de “Neden bunu daha erken söylemedin” tarzındaki tutumu olmasaydı. Güney Kürdistan’a askeri müdahale yapılmasına izin veren bir tezkere TBMM’ye getirilmemiş olsaydı. Sadece bu da değil, Başbakan’ın sorunun çözümünde kamuoyunun rol biçtiği DTP’yi işaret ederken “Oyları tehditle aldı” (Daha önce MHP ve CHP söylemişti) demeseydi. DTP’ye yönelik yeniden başlayan gözaltı operasyonları olmasaydı.
Diyarbakır ve Adana’da polise taş atan çocuklara yıllarca hapis cezası verilirken Türkiye’nin batısında pompalı tüfekle sokağa çıkıp rast gele ateş açan ve birçok kişinin yaralanmasına yol açan 16 yaşındaki iki çocuk serbest bırakılmasaydı.
Eğer,
“Kürtçenin ikinci resmi dil olmasına izin verilmeyecek”,
“Kürtlere grup hakkı tanınmayacak”,
“Dağdakiler ya teslim olacak ya da yok edilecek”,
“Koruculuk kaldırılmayacak”,
“Tek dil, tek millet, tek bayrak ve tek devletten taviz verilmeyecek”, denilmeseydi.
Tüm bu gel-gitlerden geriye;
“Ya sev ya da terk et” kalıyor mu?
İstenen bu mu acaba?
Ya da bu patinajlar bu yüzden mi?
HÜSEYİN DENİZ - Gazeteci
www.evrensel.net