İşsizlik fonu babanızın malı mı? Sendika başkanları dut yemiş bülbül mü?

İşsizlik fonu babanızın malı mı? Sendika başkanları dut yemiş bülbül mü?

İşçi sınıfının patronların saltanatlarına pratik olarak son verdiği şanlı Ekim Devrimi dünyada büyük bir etki yaratmıştı. İşçi sınıfının bu büyük kazanımı dünyanın her yerindeki emekçi yığınlara umut veriyor ve mücadeleye itiyordu.


İşçi sınıfının patronların saltanatlarına pratik olarak son verdiği şanlı Ekim Devrimi dünyada büyük bir etki yaratmıştı. İşçi sınıfının bu büyük kazanımı dünyanın her yerindeki emekçi yığınlara umut veriyor ve mücadeleye itiyordu. Bunu gören burjuvazi Sovyetlerin etki alanını kendince daraltmak için kendiliğinden işçilere bazı haklar vermek zorunda kaldı. Bunlardan biri bugünkü sosyal güvenlik adını alan kurumdu. İşçilere görece bazı haklar sağlayan bu kurumu burjuvazi “İsyan etmenize gerek yok, bakın biz de size iyi bir yaşam sunuyoruz” deyip işçi sınıfını bastırmaya çalıştı. Şu anda Türkiye’deki Sosyal Güvenlik Kurumu da işte bu taktiğin eseridir. İşçilerin maaşlarından daha işçinin cebine girmeden birçok vergi adı altında kesinti yapılır. Bunlardan biriside işsizlik primidir. Bu prim sosyal güvenlik kurumunda birikir. Bu para çalışan işçi eğer ileride işsiz kalırsa, fondan yaşamını sağlaması için belli bir süre belli bir miktar parasal destek vermek içindir. Milyonlarca işçiden kesilerek biriken bu fonda milyarlarca lira birikmiştir. Doymak bilmeyen patronlar her sıkıştıklarında devletten daha fazla teşvik istemekte, üzerlerindeki sözde yüklerin alınmasını talep etmektedirler.
Hükümetler patronların sözde yüklerini her defasında biraz daha azaltırken dolaylı vergilerle halka yüklenmiş ve anti Robin Hood rolü üstelenerek yoksullardan alıp zenginlere aktarmayı bir Allah kelamı saymışlardır. Sadece bununla da kalmamış ülkemizin yeraltı ve yerüstü bütün kaynaklarını patronların hizmetine sunmuş servetlerine servet kamışlardır. 2008 yılında sıcaklığı hissedilen ve aşırı kâr hırsının bir ürünü olan kapitalist kriz ilk önce işçileri yani bu krizde hiçbir suçu olmayan yığınları vurmuştur. İşten atmalar ve ücret azalışları artmış fakat patronların kârları yükselmiştir. Epey zamandır işsizlik fonunda biriken 41 milyara bakıp iç geçiren patronlar kriz ortamından yaralanarak hükümetler aracılığıyla bu fona da el atmışlardır. İşçilere en çokta bugün lazım olan bu para patronlara verilmekte (Ayrıca yıllardır duyduğumuz ama bir türlü bitmeyen GAP denilen projeye aktarılmakta) ve fon git gide yok olmaktadır. Sendikalar ise üç beş süslü laf edip kenara çekilmekte yani hiçbir şey yapmamaktadırlar.
Patronların ve onların garantisi olan hükümetlerin halkın varlıklarına göz dikmesi ve hortumlaması karakterleri gereğidir. Fakat sendikaların bu kadar sessiz kalması hiç de normal değildir. Türk-İş, DİSK, KESK, Memur-Sen, Kamu-Sen gibi büyük kitlelere sahip olan sendikalar bunun hesabını veremezler. Sendikacılar ya oturdukları koltukların anlam ve önemini ya da işsizlik fonunun ne anlama geldiğini bilmiyorlar veya da sınıfa karşı ihanet içindeler. Patronlar ve onların her renkten uşakları ellerindeki güce güvenerek işçi sınıfına darbe üstüne darbe indirebilirler fakat biliyoruz ki bu halk ‘89 bahar eylemlerini gerçekleştirmiş ve bıçak kemiğe geldiğinde silkinip kendine gelmeyi bilmiştir. Hükümetler düşürmüş ve büyük direnişler vermiş, sıkıyönetimlere darbelere ve onca baskıya rağmen ne kadar durgun görünse de ayağa dikilmeyi bilmiştir. Bugün kendilerine yapılan bu ihanetlerin ve gasplarında hesabını mutlaka soracaktır.
M. Yılmaz Kaya (İstanbul)
www.evrensel.net