HAYATIN İÇİNDEN

HAYATIN İÇİNDEN

  • Cumhurbaşkanımız, katıldığı tüm üniversite açılış törenlerinde yaptığı konuşmalarda hep aynı noktaya vurgu yapıyor. Üniversitelerin siyaset üretmeleri...


    Cumhurbaşkanımız, katıldığı tüm üniversite açılış törenlerinde yaptığı konuşmalarda hep aynı noktaya vurgu yapıyor. Üniversitelerin siyaset üretmeleri, ancak üretilen siyasetin günlük siyasetin üzerinde ve tamamen bilimsel veri ve değerlendirmelerle oluşturulması gerektiğine benzer cümleler söylüyor.
    Haklı.
    Ancak ben, kavramların somutlaştırılması gerektiğini düşünenlerdenim. Tüm gençliğimiz “Kahrolsun emperyalizm, kahrolsun kapitalizm” diye bağırmakla geçti. Hâlâ da bağırıyoruz. Ancak bu saldırı düzenini yürütenleri ete kemiğe büründüremediğimiz için en büyük kapitalist oluşumun başındaki adam kalkıp, “Ben h âlâ sosyalistim” diyebiliyor. Bir ara da Demirel için “İki darbe daha atlatsa komünist olur” derlerdi.
    Ama artık yavaş yavaş farklı düşünenler eyleme geçmeye başladı. İşte bu terlik, ayakkabı fırlatma olayları, bu işin etten kemikten suçluları için bu dünyayı yaşanmaz bir duruma getirebilir.
    Eski bir karikatür dergisinde “Gündüz insan, gece hırt” tanımlı biri vardı. İşte bu adamlar da bireysel sohbetlerinde enseye tokat davranıyor olabilirler ama çoğunlukla görmedikleri ve görmek istemedikleri, görseler bile düşünmedikleri yıkım, yoksulluk, yolsuzluk olaylarının, katliamların, işkencelerin baş sorumlusu durumundalar.
    Ünlü kapitalist dergilerini alıp en zengin bin kişinin ne kadar zamanda ve nasıl zengin olduklarına bir bakmak bile, kapitalizmin kimler için işletildiğinin en kolay göstergesi olur. Dağılmadan önce cebinde bir dolar taşımanın suç olduğu Sovyetler’de 10 yıl içinde yüzlerce dolar milyarderinin nereden çıktığını ve bu adamların kim olduğunu ve hep sokaklarda suçsuzmuş gibi dolaşabilmelerinin doğru olup olmadığını sormak gerekiyor. Balkanları kana bulayan Clinton, şimdi barış havarisi gibi panel panel dolaşıp servetini artırırken, en azından birkaç terlik vakası yaşamalı. Milyarder Gates, üniversite kürsülerinden masum bakışlarıyla, servetinin nasılını açıklayamaz duruma gelmeli.
    Şimdi Cumhurbaşkanımız da aynı nasihati veriyor: “Üniversiteler üst perdeden siyaset yapmalı. Günlük siyasete alet olmamalı!..”
    İyi.
    Galiba Sayın Cumhurbaşkanımızın 2547 sayılı Yasa’nın disiplin maddelerinden haberi yok. Amir ki genellikle rektör ve bu rektörlerin çoğu da aldıkları oy oranına bakılmaksızın cumhurbaşkanlarının hissiyatları yönünde tepeden atanmışlardır, beğenmediği öğretim üyesine, memura, hizmetliye, sözleşmeliye hayatı zindan edecek garip yetkilere sahip. Kafasına göre soruşturma açıp açmama özgürlüğü var. Disiplin Yönetmeliği’nde üniversitede siyaset yapmanın cezası doğrudan öğretim üyeliği mesleğinden uzaklaştırılma. Hırsızlık, sahtekarlık, geçimsizlik gibi sıradan(?) suçların cezaları bile daha hafif. 12 Eylül yasası üniversitelerden siyaseti çıkarmak için en yakışıksız maddeleri yasaya koymuş. Yasa ortada duruyor. Cumhurbaşkanımız da ‘Siyaset yapın’ diyor.
    Kim yapacak siyaseti? Gelecekleri hocalarının iki dudağı arasına sıkışmış asistanlar mı? Her türlü kadro, atanma, yükselme koşulları rektörle iyi geçinip geçinmeme durumuna bağlı olan yardımcı doçent, doçentler mi? İdari görevlerini sürdürme heyecanındaki profesörler mi?
    Hem siyaset yaparken kime güvenelim?
    Sayın Cumhurbaşkanımıza mı?
    2547 sayılı 12 Eylül yasasına mı?
    Hülya Avşar’a mı?..
    ARİF NACAROĞLU
    www.evrensel.net