Kazdağları da ürktü egemenlerden

Kazdağları da ürktü egemenlerden

Binyıllar öncesinden beri insanlığın evrensel kültür ve uygarlığına kaynaklık eden Kazdağları’nda yapılan vahşi kazılar, ardı ardına çıkan yangınlar çok düşündürücüydü. Hiç kuşkusuz egemenlerin amacı, insanın geçmiş uygarlığını silip onu kimliksizleştirmek ve köleleştirmekti...

Binyıllar öncesinden beri insanlığın evrensel kültür ve uygarlığına kaynaklık eden Kazdağları’nda yapılan vahşi kazılar, ardı ardına çıkan yangınlar çok düşündürücüydü. Hiç kuşkusuz egemenlerin amacı, insanın geçmiş uygarlığını silip onu kimliksizleştirmek ve köleleştirmekti... Olup bitenler insanı bu güzelim dağların geçmişine alıp götürüyordu...***Troya savaşlarının başında, sevgilisini elinden aldığı için Yunanlı Başkral Agamemnon’a isyan kesilen Ahilleus; yıllardır savaştan uzak duruyordu. Ne var ki can dostu Patroklos’un Troyalı Hektor’un kılıcıyla can vermesinden sonra, artık önüne gelen Troyalıyı kırıp geçirmeye başladı Ahilleus. Onun öfkesinden canhıraş kaçışan askerlerin bir kısmı, kendilerini bir tanrı olan Ksantos Irmağı’na atmaya başladılar. Ahilleus da onların ardı sıra atladı suya. Önüne gelene saplıyordu artık kılıcını!... Buncasına masum askerlerin kırılıp kırılıp gitmelerine öfkelenen tanrı ırmak, kıpkızıl dalgalarıyla hemen boğmak istedi Ahilleus’u: “Hey Ahilleus, biliyorum, tekmil insanlardan güçlüsün sen!” sözleriyle dile geldi ırmak. “Ama bak, öldürdüğün nice masumlarla tıkadın beni! Çekil git buradan!” Bunun üzerine Ahilleus; “Pekala Tanrı Ksantos; buyurduğun gibi olsun, ama Hektor’un canını almadan buralardan çekilmem!” diye yanıt verdi. Ve ırmağın sularında büzüşmüş askerleri öldürmeye başladı yeniden. Ne var ki onun bu gaddarlığına büsbütün öfkelenen ırmak da Ahilleus’u burgaçlarıyla sarıp sarmaladı. Akıntılarıyla ta ötelere itti onu. Sonunda Ahilleus, bir çınarın dallarına tutunup çıkabildi dalgaların içinden ve son hızla koşmaya başladı surlara doğru. Ne var ki öfkeli Tanrı Ksanthos Irmağı da bırakmadı yakasını... Akan kanlarla kıpkızıl kesilmiş dalgalarını saldı arkasından. Onu yakalayınca da omuzlarından aşağıya dökülüp ayağının altındaki toprağı alıp alıp götürmeye başladı. Şaşkına dönen Ahilleus, ellerini göğe kaldırıp; “Beni bu ırmağın elinden kurtaracak bir tanrı yok mu? Bir ırmağın elinden değil, Hektor’un elinden ölmek istiyorum ben!..” diye basbas bağırmaya başladı. Kazdağları’ndan olup bitenleri izleyen Denizler Tanrısı Poseydon’la Tanrıça Atena geldi hemen Ahilleus’un yanına; ikisi de insan kılığındaydılar. “Buncasına ürküp titreme, Ahilleus!” diye söze başladı Tanrı Poseydon. “Senin yazgın bir ırmağın içinde boğulup ölmek değil! Sen surlara doğru kovala Troyalıları. Orada da Hektor’u bulup öldüreceksin!”Bu sözlerden sonra her iki tanrı yeniden Kazdağları’na çekildiler... Ne var ki azgın suları şahlandıkça şahlanan Ksantos Irmağı, Dümrek Çayı’nı (Simoeis) yardımına çağırdı gürleye gürleye: “Gel kardeşim,” diye başladı. “Bu adamın öfkesine karşı duralım birlikte. Nerdeyse yok edecek Priyamos’un bu güzel Troya’sını!. Sen de akıt bütün sellerini. Kabar, coş, büyük bir kasırga kopar. Ağaçlar, taşlar gürlesin. Bu adamı ikimiz alt edelim! Üstündeki etkin silahları da işine yaramasın!.. Yatağımda çamurlara gömeceğim onu. Üstünü çakıllarımla örteceğim. Bu lanet savaş bitsin! Baksana, cesetlerle dolup tıkandım...” İki nehir tanrısı ayrı ayrı kollardan kıpkızıl dalgalarıyla yeniden ardına düştüler Ahilleus’un. Dalgalar üstüne saldırdıkça Ahilleus yere yıkılıyor; yeniden ayağa kalkıp yürümeye çalışıyordu cesetlerin üstünde... O anda Ahilleus’un başına gelenleri Kazdağları’nın doruklarından hemen gördü Tanrıça Hera; “Kalk topal oğlum benim, kalk! Bak Ahilleus çok zor durumda!“ diye seslendi demirci oğlu Tanrı Hefaystos’a. “Git bir yangın çıkar ovada. Ben de deniz kıyısına gidip kasırgaları uyandırayım. Ova tutuşsun; yansın!..” Hera deniz kıyısına koşarken büyük bir ateş parlattı ovada tanrı Hefaystos... Bu ateşin alevleri, Ahilleus’un doğradığı bedenleri ve ırmaktan taşan binlerce ölüyü yaktı. Ova baştan sona kurudu; yanık insan koktu. Kıyılarındaki nilüferler, kamışlar, mazılar tutuştu. Irmak Tanrıları Ksantos’la Dümrek Çayı, yataklarına çekilip büzüldüler... Bu arada Kazdağları’ndan inen ve Troyalılarla Yunanlıları destekleyen tanrılar arasında da vuruşmalar başladı. Örneğin Tanrıça Atena; Savaş Tanrısı Çirkin Ares’i görünce, yerden kaptığı koca bir kayayı kafasına fırlatıp onu yaraladı. Bu arada Tanrıça Afrodit’e de hakaretler yağdırdı. “Şu çirkinliğine bakmazsın da önüne gelen kim olursa cilveler yaparsın!” Ardından Afrodit’in göğsüne bir yumruk indirdi... Ve tanrıça Afrodit de yerlere yuvarlandı. Kazdağları’nın doruklarından Troya ovasını gözetleyen Baştanrı Zeus; gerek insanlarla insanlar, gerekse tanrılar arasındaki bu savaşı gördükçe yüreği sevinçle doluyor; uzun uzun kahkalar atıyordu...Ne var ki ovada kopan bu yangın ve kasırgadan binbir pınarlı Kazdağları ürktü en çok. Üstündeki ormanlar titredi. Geyikler, kuzular aslanlar ve koynunda uyuklayan sular büzüldü. Yalnızca kulağı ve yüreği olanların duyabileceği çığlıklar attı Driyadlar denen ağaç perileri... İnsanların Olimpos’u olan Kazdağları; derleyecekleri ganimetler uğruna hem insanları hem doğayı yakıp yıkan egemenlerin, gün gelip kendisini de ateşe vereceklerini o gün anladı...
Yaşar Atan
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.