BAŞYAZI

BAŞYAZI

  • Başbakan Tayyip Erdoğan dün, bir yandan Türkiye’ye giriş yapan 34 kişilik gruptan 29 kişinin serbest bırakılmasından...


    Başbakan Tayyip Erdoğan dün, bir yandan Türkiye’ye giriş yapan 34 kişilik gruptan 29 kişinin serbest bırakılmasından “memnuniyet duyduğunu” belirtirken bir yandan “Tek bayrak, tek millet, tek dil, tek devlet” klişesine yeniden vurgu yaptı; öte yandan da “Barış Grubu”nun Türkiye’ye gelmesinin de bu görüşlerin doğrulanmasının bir işareti olduğunu savundu!
    Erdoğan, konuyu “siyasi bir şova dönüştürenleri” de eleştirdi. “Devletin kurumları ne gerekiyorsa yapıyor, yapacak; siyasi şova gerek yok. Sorumsuz açıklamalar sürece katkı sağlamaz. Legal bir partinin başkanı illegal bir örgüt lideri gibi konuşamaz” diyen Erdoğan DTP’yi ve DTP Eş Başkanı Ahmet Türk’ü eleştirdi. DTP ve DTP önde gelenlerine yönelik olarak aynı eleştirileri, aynı gerekçelerle “açılım koordinatörü” İçişleri Bakanı Beşir Atalay da yaptı. Ve o da, dağdan inilmesini kendi başarılarına bağladı!
    Oysa sorunu bir şova dönüştüren, en azından olup biteni kendisine mal ederek bu gelişmelerden siyasi rant sağmak için hareket eden bizzat başbakan, bakanları ve elbette partisidir. Çünkü Mahmur ve Kandil’den bu gruplar, AKP’nin politikalarına bağlı olarak değil onlara rağmen gelmişlerdir . Ama AKP ve hükümeti, bu gelişleri ve bu gelişlerin yarattığı olumlu havayı kendi gayretlerinin sonucuymuş gibi sunuyorlar. Bunu da belki de bu gelişlere de en çok katkısı olan DTP’yi “şov yapmakla”, “istismarcılıkla” suçlayarak yapıyor.
    Dün, sanki Başbakan Erdoğan’ı yalnız bırakmamak için Cumhurbaşkanı da devreye girdi ve kendisi tarafından sanki “yukardan” vahiy gelmiş gibi bir anda gündeme getirdiği, “Ana muhalefet liderinin de MGK’ya girmesi önerisi”ni eleştirenleri suçladı.
    Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bu “demokrasi aşkıyla” yapılmış önerisinin “Böyle ciddi bir önerinin günlük siyasi çekişmelere alet edilmesinden üzüntü” duymuş ve eleştirileri “ciddiyetsiz” bulmuş!
    Yani, sadece CHP’yi köşeye sıkıştırmak, CHP’yi ülke meselelerinin içine çekmek istediklerinde ciddi olduklarını gösterme ve kamuoyu dikkatini başka yönlere çekmek için oluşturulduğu besbelli olan bu öneriye karşı çıkanları suçluyor Cumhurbaşkanı.
    Oysa açıktır ki Gül’ün önerisi, her bakımdan temelsizdir. Öncelikle böyle bir şey, muhalefeti muhalefet olmaktan çıkarıp MGK’nın himayesine çekeceği, hükümetin uzantısı haline getireceği için reddedilmelidir. Öte yandan konu “anayasa değişikliğini” gerektirdiği gibi, böyle bir uygulamanın, kendisi zaten akıllara ceza bir kurum olsa bile, MGK’nın mantığı ile çelişkilidir. Bu yüzden de bu saçma, art niyetliliği apaçık olan öneriye karşı çıkılması ve eleştirilmesi kadar doğal bir şey yoktur.
    Kaldı ki Cumhurbaşkanı’nın önerisine yapılan eleştiriler, başka konularda yürütülen; örneğin Erdoğan-Baykal görüşmesi (Görüşmemesi üstünden demek daha doğru) için ince manevralar, istismarcılık, iki yüzlü açıklamalar eşliğinde yürütülen ve spekülatif tartışmalara göre çok da düzeyli olmuştur.
    Öyle anlaşılmaktadır ki Gül de Erdoğan gibi, ortadaki sorunlar tartışılsa bile, kendi söyledikleri kabul edilmezse, ya da bu tartışmaya katılanlar onların hoşuna gitmeyecek sözler söyler, tutumlar alırsa; “istismarcı”, “ülke sorunlarını gündelik politikaya alet edenler”, “ciddiyetsiz tartışmalar yapanlar” olmaktadırlar.
    Demek ki; bir tartışmanın nasıl yapılacağı ya da yapılmayacağı, kimin hangi konuda “şov” yapacağı ya da yapmayacağını (Yapılanlara şov deme-dememe hakkı da bunlara aittir) bunlar bilmektedir. Her tür istismarcılık, “günü kurtarma numaraları”, “ciddiyetiz öneriler”le “kamuoyunu oyalamak”, “olumlu olan her şeyi biz yaptık” deme yalanını söyleme hakkı sadece bu zatı muhteremlere aittir!
    İşler sıkıştıkça, çözümsüzlükler arttıkça ve ülke sorunları çözümü dayattıkça AKP’nin önde gelenlerinin bu tür hezeyanları artacaktır. Yani “demokratik açılım” girişimleri “hezeyan açılımı”na dönüşmektedir.
    İHSAN ÇARALAN
    www.evrensel.net