‘77 katliamı hangi ortamda gerçekleşti

‘77 katliamı hangi ortamda gerçekleşti

1 Mayıs 1977 katliamı aslında 1Mayıs 1976’nın ve ondan önceki işçi sınıfının yükselen mücadelesi ile elde ettiği ...


1 Mayıs 1977 katliamı aslında 1Mayıs 1976’nın ve ondan önceki işçi sınıfının yükselen mücadelesi ile elde ettiği kazanımların geri alınmasının öfkesi ile, önceden planlanmış ve organize edilmiş bir provokatif kontrgerilla saldırısıdır.
Kapitalist emperyalist sistem 1970’lerin ekonomik krizini henüz atlatamamış, özellikle 12 Mart darbesine rağmen sınıf hareketini tam susturamamış, sendikaları tamamı ile kapatamamıştı. Hatta muhtıra parlamentoyu ve senatoyu tamamı ile devre dışı bırakamamıştı. Hatta kurduğu hükümet üyelerinin çoğunluğu Meclis içerisinden oluşuyordu. Buna rağmen kısa sürede bir kaç hükümet değişikliği olmuştu. Örneğin 1. Nihat Erim hükümeti, Atilla Karaosmanoğlu, Ferit Melen ve 2. Erim Hükümeti gibi. Daha sonra 73 seçimleri yapılmış, Ecevit halkın taleplerini öne çıkaran bir propaganda ve ajitasyonla bir seçim programı oluşturmuş. Halkın karşısına, “Toprak reformu, ne ezilen ne ezen halkça bir düzen” şiarıyla çıkmış. Böylece 1973 seçimlerinin galibi olarak seçimden 1. parti olarak çıkmış ve Erbakan ile ortak hükümet olmuştu.
Buna rağmen kısa sürede işçi ve emekçiler kendi taleplerinin ancak mücadeleyle gerçekleşeceğinin bilinciyle hareket ederek, kazanılmış haklarından asla vazgeçmediler. Bu arada Ecevit hükümetinin imdadına Kıbrıs savaşı yetişti. Bu savaşta mevcut sendikalarda, milli duygularla hareket ederek, hatta işçilerden savaşa destek için yevmiyelerinden keserek yardımlar toplandı. Bu gelişmeler de krizin faturasını tamamı ile işçi ve emekçilerin sırtına yıkmak ve kazanılmış haklarını ellerinden geri almaya yetmedi. Her tarafta yeni yeni sendikal örgütlenmeler, grevler, direnişler baş gösterdi. Toplu sözleşmelerde yeni yeni kazanımlar elde ediliyordu. Hatta 12 Mart’ın faşist generallerinden Faik Türün’ün cumhurbaşkanı olmaması için İstanbul’da işçiler sokağa inerek duvarlara afiş asarak, yazı yazarak, halka bildiri dağıtarak karşı çıkmışlardı.
Yine ilk defa İstanbul’da 1976 1 Mayısı üç yüz bin kişinin katılımıyla kitlesel bir şekilde Taksim Meydanı’nda kutlandı. Bu kutlamada sendikaların tüm engellemelerine rağmen işçilerle devrimciler el ele taleplerini alanlarda haykırdılar, devrimci sloganların atılmasını, devrimci talepleri içeren döviz ve pankartların açılmasını, dönemin sendika bürokrasisi tüm çaba ve saldırılarına rağmen engelleyememişti. Yine yükselen sınıf hareketi, 16 Eylül 1976’da DGM’lere karşı eylem örgütlemiş ilk siyasi grevini gerçekleştirmişti. Bu direniş iki gün sürmüş sonra işçilerin talepleri kabul edilerek DGM’ler kaldırılmıştı. Bundan sonra işçiler sloganlarını daha somutlaştırarak, daha sonra devam eden MES grevlerinde “DGM yi yıktık sıra MES de” diye slogan atıyorlardı. Tabii ki bu durum sermaye sınıfının ve onların devletinin hiç işine gelmiyordu.
Bu dönemin ayırıcı özelliklerinden en önemlisi işçi önderlerinin hemen hemen tümü kendi kurtuluşlarının ancak bu düzenin değişmesiyle mümkün olacağını kabul ediyor ve sosyalizme inanıyordu.
İşte 1 Mayıs 1977’ye bu koşullarda girilmişti. 1 Mayıs’tan aylarca önce devletin gizli güçleri hemen harekete geçerek, provokasyona uygun zemin hazırlama çabalarına hız verdiler. O dönemde sendikalar içerisinde etkin olan TKP, TİP ve benzeri gibi revizyonist, reformist örgütlerin, devrimcilere karşı tutumunu da dikkate alarak, 1 Mayısı bölmeye, iki karşıt güç arasında (Maocularla, Leninciler) çatışma çıkacak sakın katılmayın propagandasını öne çıkaran demeçler dönemin boyalı basınında her gün manşetlerle boy boy hiç durmadan lanse edilirken, maalesef bu kışkırtmaya o dönem DİSK içindende bazı sendika yöneticileri de katılmıştı. Hatta bu saldırılar ve kışkırtmalar devrimcileri alana sokmayacaklarını hatta oluşturdukları vurucu güçle zorla dışarı atacaklarının propagandasını aynı boyalı basında ha bire lanse ettiler. Üzücü olan bu kışkırtmalara çok sayıda işçi önderi de katılmıştı.
İşte 1 Mayıs 1977 kutlamaları bu ortamda başladı. DİSK, “Maocu” olarak nitelendirdiği gurupları sokmama kararı ile toplanma yerlerini belirledi. “Maocu” olarak nitelenen gruplar da kendi toplanma yerlerini belirlediler.
DİSK’in ağırlıklı gücü Karaköy, Beşiktaş ve Mecidiyeköy’de toplanarak Taksim alanına doğru yürüyüşe geçti. O dönemde Dev-Yol olarak adlandırılan grup Beşiktaş’tan, Kurtuluş olarak adlandırılan sol grup da Mecidiyeköy’den DİSK kortejini takiben Taksim alanına doğru yola çıktılar. Maocu olarak adlandırılan Halkın Kurtuluşu, Aydınlık, Halkın Yolu, Partizan, Halkın Birliği gibi gruplar çok kalabalık bir kitleyle Saraçhane ve Edirnekapı’da toplanarak Unkapanı yoluyla Taksim’e doğru yürüyüşe geçtiler. Bu grup Tarlabaşı’na gelinceye kadar bir çok yerde gerek DİSK’in oluşturduğu görevlilerle gerekse polisle didişerek yürüdü. Bizim de içinde bulunduğumuz gurubun ön tarafı Tarlabaşı’nda arkası ise Unkapanı köprüsünü henüz yeni geçmişti ki silah sesleri duyulmaya başladı. Biz henüz Taksim’de ki saldırıyı tam anlamadan polis panzerleri su sıkarak, gaz bombası kullanarak, Taksim’den Tarlabaşı’na doğru saldırıya geçti. Yaklaşık bir saat çatışma sürdü. Daha sonra Taksim’den olayın haberi alındığında geri çekilerek Dolapdere’ye doğru kitlemizi çekip orada gerekli açıklamalar yapıldıktan sonra kitle dağıtıldı.
İşte böylesi bir ortamda 1 Mayıs 1977 katliamı direk çift yönden uzun namlulu özel timlerle hem sular idaresinden hem de Continantal Oteli’nden açılan ateş sonucu otuz yedi kişi katledildi. Ancak kontra örgütü ve devlet bu sefer sol arası çatışma yaftasını tutturamadı. Bu katliamı bizzat kendileri planlayıp organize etmişlerdi. Sınıf hareketindeki gelişmeler ve elde edilen kazanımlar, 24 Ocak kararlarının rahatça uygulanmasına müsait değildi.
Bunun yolu da 12 Eylül gibi gerici bir darbeyle tüm hak ve hukuku yok ederek işçi ve emekçileri sindirmek ve tüm kazanımlarını yok etmekti. AKP iktidarı eğer darbecilerle hesaplaşacaksa, gerçekten demokratik hak ve özgürlüklerden yana ise hodri meydan. 2010 1 Mayıs’ına girerken ‘77 1 Mayıs suçlularını o çok söylenen adalet önüne çıkarsın görelim. Bu 1 Mayıs’ta işçi ve emekçilerin taleplerinden birisi de bu olmalıdır.
Peki bu dönemde gerek 1 Mayıslar gerekse diğer işçi eylemlerinin daha kitlesel oluşlarının nedeni, işçilerin örgütlü oluşuydu. Dolayısıyla daha çok işçi gerek sendikanın işleyişine, gerekse de alınan kararlara katılıyordu. Daha çok işçinin sendikal mevzunun ve alınacak eylem kararlarının içine çekilebilmesi için, değişik örgütlenme biçimleri uygulanıyordu. Örneğin ünite temsilciliği uygulaması örgütlülüğün daha da dal budak salması için önemli bir uygulamaydı. Her ünite kendi içinde bir temsilci seçerdi, ünite temsilcileri de çalışan sayısına göre üçle beş arası temsilciler belirlerlerdi, belirlenen bu temsilcilerden görevini yapamayanlar seçim süresi göze alınmadan görevden alınır, yerine yenisi seçilirdi. Ayrıyeten her eyleme uygun temsilcilerin içinde bulunduğu komiteler oluşturulurdu. Eylemleri bu komiteler örgütlerlerdi. Hem kendi iş yerlerini hem de çevre iş yerlerini örgütleme çalışması yürütürlerdi. Böylece hem katılım daha kitlesel oluyordu, hem de kendi içinde denetim sağlanıyordu. Eyleme mazeretsiz katılmayanlar eleştirilirdi. Eylem sonrası tüm işçilerin katılımı ile toplantılar düzenlenir, değerlendirmeler yapılırdı.
İşte 2010 1 Mayıs’ına ve 26 Mayıs eylemine de böyle hazırlanılırsa, önce iş yerlerinde toplanarak belirlenen toplanma yerlerine yürünülürse hem çevre iş yerlerini eyleme katma olanağı artar. Böylece katılım daha da kitleselleşir.
Yakup Umur (İstanbul)
www.evrensel.net