Zarar

Zarar

Eyvah, sadece sinema salonlarını yıkmıyorlar. Sinemaya destek mekanizmasına da ne yapacaklar belli değil. Zaten son yıllarda kıt parayla film yapmaya çalışan sinemacıların yüzünü zar zor güldüren bir destek verir olmuşlardı, görünüşe göre, onu da sinemacıların ellerinden alacaklar.

Eyvah, sadece sinema salonlarını yıkmıyorlar. Sinemaya destek mekanizmasına da ne yapacaklar belli değil. Zaten son yıllarda kıt parayla film yapmaya çalışan sinemacıların yüzünü zar zor güldüren bir destek verir olmuşlardı, görünüşe göre, onu da sinemacıların ellerinden alacaklar.Kültür Bakanlığı’nın Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürü Abdurrahman Çelik’in dünkü gazetelerde yer alan sözleri öyle diyor. Çelik, Avrupa’nın “mantığını” beğenmediğini söylüyor, “Sürekli bir destekleme modeliyle, ‘parayı ver filmi yaptır’ çok iyi bir mantık değil” diyor, çünkü ona göre Avrupa filmleri “zarar” ettiği için, Avrupa sineması çöküşte. “Artık verdiğimiz devlet desteklerinin geri dönmemesi, üretilen filmlerin kalitesinin tartışılıyor olması bizde de o sıkıntıyı yaratacak” diyor ve desteğin alanlara yayılmasının planlandığını anlatıyor. “Doğrudan film yapımcısına destekten ziyade sinema salonlarının, üretimin, stüdyonun, kurgunun, montajın desteği gibi alanlara yayıp sadece yapımı desteklemekten birazcık kaymamız gerekiyor. Salondan diğer tüm aşamalara doğru kaymamız lazım. Biz şu an ağırlıklı olarak senaryoyu destekliyoruz ve uzun metrajlı filmi destekliyoruz, buradan biraz kayıp farklı alanlara gitmemiz gerekiyor.”Nereye kayacağı henüz belli değil ama hayırlı bir yere kayacakmış gibi görünmüyor. Çünkü yola çıkış noktası, kâr zarar hesabı.Sinemanın kaderi böyle. Biraz pahalı bir sanat, kimine çok kazandırıyor da, kabul. Ama yine de herhangi bir sanat eserinin “hasılat” ile ölçülmesi, “kâr etti”, “zarar etti” gibi ifadelerle değerlendirilmesi insanın moralini bozuyor. “Zarar” etmek ne demek ki? Sinema filminin maliyeti bir yatırım da, gişeden gelen onun cirosu mu? Kapitalizm bütün dünyayı patron dilinin kategorileriyle açıklamayı çok seviyor olabilir, ama bu aptalca dille sinema konuşmayı bir tek ben yadırgamıyorum herhalde. Sinema zaten kâr etsin diye yapılan bir şey değil, yani dünyanın önemli bir kısmı için değil. Doğru, sinemanın bir piyasası var ve büyük paralar kazanan adamlar da var. En büyükleri Amerikan sinemasında bunların. Onlar büyük tantanalar yaparak filmlerini maliyet, satış, kâr, zarar hesaplarıyla değerlendirsinler isterlerse, ama dünyanın geri kalanı sinemadan bunu anlamıyor. Bizimkilerin örnek aldığı Amerika’daki bütün mekanizma, büyük stüdyoların para kazandırır diye düşündükleri filmleri öne çıkarıp, diğerlerini kendi haline bırakmaları üstüne kurulu. İşte bu “kendi haline” bırakılan filmin, “kâr” etme ihtimali sözü edilemeyecek kadar düşük zaten. Orada en azından büyük paralar kazanan stüdyolar, arada çeşit olsun diye “iş yapmayacak” filmlere de el atabiliyor, ilaç için. Bizde o bile mümkün değil.Diyorlar ki, bu yıl 70 film vizyona girmiş, bunların 6’sı kâr etmiş, 7’si de kafa kafaya gelip kendini kurtarmış. Kim o kurtulan? Biri Recep İvedik, 378 kopyayla vizyona girmişti. Ülkenin en önemli sinema ödülünü, Altın Portakal’ı alan Kosmos, 14 kopya. Dünyanın en önemli sinema ödüllerinden birini, Altın Ayı’yı alan Bal, 32. Tanıtımı, seyirci alışkanlığını, falanı filanı bir yana bırakalım, bu filmler, sırf bu eşitsizlik nedeniyle bile, öteki filmler gibi kâr, zarar, maliyet hesabıyla değerlendirilmeyi hak etmiyor demektir. Bu zaten sinema endüstrisinin Amerikan versiyonu. Dünyanın birçok ülkesinde sinema filmleri için devletlerin destek fonları var. Sinemanın pahalı bir sanat olması, sanat üretiminin önünde bir engel olmasın diye, bu bir miktar aşılmaya çalışılmış. Satılan biletlerden yapımcıya ayrılan payı toplayıp onu filmin cirosu gibi saymak çok mantıklı bir şey de, devletlerin sinemaya bütçe ayırması neden saçma? Filmlerin bütçesini Kültür Bakanlığı’nın karşıladığı bir sistemde, “zarar” kelimesi anlamını yitirmiyor mu? Öyle demiş yetkili, filmlerin kalitesi tartışılıyor. Tabii tartışılıyor, hatta o kadar kibarlığa gerek yok. Daha açık söyleyelim, bu sezonun 70 filminin çoğu, bayağı kötü filmler. Ama çaresi “Bakanlık sinemanın bütçesini kıssın” mıdır? Neden iyiyi emsal almıyoruz? Aslına bakarsanız, kötü film örneklerinin çoğu, piyasaya dönük filmler. Bakanlık yetkilisinin dediği gibi “kâr etmeye” odaklandığı için kalitesiz olan işler. Doğrusu bu.Sinemaya en büyük zarar, desteği kırpıp kırpıp sinemacıları dilenciye çevirmek. İstedikleri olursa, bütün sinemacılarımız el kapılarında “fon” peşinde daha fazla koşmaya başlar, sinemayla uğraşmaya vakit bulamaz. Asıl zarar o olur.
Çağdaş Günerbüyük
www.evrensel.net