Yolumuzu aydınlatan ışık

Tiyatro bütün sanatların babasıdır. Bu, kimsenin karşı çıkamayacağı bir gerçektir ve bu nedenle benim bir ve tek tutkumdur.

Tiyatro bütün sanatların babasıdır. Bu, kimsenin karşı çıkamayacağı bir gerçektir ve bu nedenle benim bir ve tek tutkumdur. Ben her zaman, oyun yazarlarının kendilerini soylu, insani duyguları olan kişiler olarak ayırt ettiklerine inanmışımdır. Böylece onların iletisi insanlara, kendilerini aşmalarına, bozgunlardan ve sömürülmekten kurtulmalarına ve dolayısıyla saygınlık duygusu kazanmalarına yardımcı olurlar. Oyun yazarlarının bu ereğe ulaşmaları ve insanları etkileyebilmeleri için, işlerine tümüyle egemen ve sanatsal anlatım biçemleri üstünde tam bir denetime sahip olmaları gerekmektedir. Yoksa iletileri, rüzgârların esintileriyle dağılacak ve arkada hiçbir iz bırakmayacak, böylece amaca ulaşılamayacaktır. Çünkü her sanat yapıtında, sanatçının iletisi, her zaman, insani adalete, anlatımın olgunlaşmasına ve gerçek olana yöneltilmiştir. Bu nedenle, bu etmenlerden birinin ötekilere baskın çıktığını düşünmek yanlış olur. Tiyatronun, gereksiz süslemelerden arınmış sağlam yapılar üstüne kurulduğunu, diyalogların kesin, özlü ve gevezelikten uzak olması gerektiğini söylerler. Bu nedenlerle, egosundan kopamayan, bunun sonucu olarak kendini nesnellikle anlatamayan kadın doğasıyla uyuşmadığını da söylerler. Söylerler! Buna yanıtım: Dokuz ay boyunca döl yatağında yeni bir yaşam taşıyabilen kadın, sağlam yapılı ve tutarlı bir oyun da yaratabilir. Bir tek koşulla: Gerçek bir oyun yazarı olmalı. Şükürler olsun ki Pirandello, Bernard Shaw, Brecht ve daha başkalarıyla başlayan, absürd, reddeden, deneysel - öncü tiyatronun yenileşme dalgalarıyla ilerleyen çağdaş tiyatro, kendini geleneksel biçimlerden kurtararak özgürleşti. Günümüzde artık, bir yazarın geleneksel biçimde yazdığı pek enderdir. İlk oyunumda (Women without Masks- Maskesiz Kadınlar), çağdaş oyunlarda çok bilinen oyun içinde oyun yöntemini seçtim. Maskesiz Kadınlar, bir çığlık ve bir soruyla başlıyordu. Çünkü onlarca, dahası belki yüzlerce yıldan beri sözcüklere gebe olduğumu duyumsuyordum. Acaba , boğmaya çalıştığım en içsel kişiliğimin özgürleşmesinin ve sözümü var olmaya doğru yöneltmenin sancıları için zaman mı gelmişti ? Kendi sözüm… tutkum… çocukluğum… çocuğum! Onun, yakınmalardan ve iç çekişlerinden uzak sesini dinliyorum. Ezilmiş, aşağılanmış bir ses. Yankıları, kuşaktan kuşağa yansılanan bir ses. İnsanlık tarihinde vicdan, zulümlerin ve köleliğin ağır yükünü taşımaktadır. Ben ruhumun derinliklerinden gelmeyen tek tümceyi bile yazmayı reddettim. Kadın gerçeğini ve kadının verici gücünü anlatmayan tek tümceyi. Bu nedenledir ki kalemimden, zayıflık ve bozgun aktaran tek satır yazmaması için, ayrıca gerçeğin karşısında korkak davrandığımı duyumsarsa bana boyun eğmeyi reddetmesi için ant içmesini istedim. Ondan, kadınlara daha yakınlaşmam ve onların sesi olmak yoluyla, olabildiğince en çok sayıda kadının, benim de paylaştığım yaşamlarını ortaya koyabilmem için bana yardımcı olmasını istedim. Böylece, zamanla biriken pastan kendimizi kurtararak birbirimizin önünde tüm çıplaklığımızla durmalıyız. İnsani gücümüzü ortaya koymaktan yoksun bırakan olaylar ve durumlar karşısında sesimizi yükseltmeliyiz. Son olarak tiyatronun, insanoğlunun yolunu aydınlatan bir ışık olduğuna inanıyorum. Seyirciyle bizim aramızda sıcaklık yaratarak organik bir bağ oluşmasını sağlayan bir ışık - yazılı metin veya sahnede oynanan oyunla kurulan iletişim.

* Mısırlı Oyun Yazarı, Türkçesi: Sevim Gündüz


Tiyatro değişim umududur

Nuran Oktar Tiyatroda amatörlük bir tutku işidir. Tiyatroya hevesli ve ona aşık gençlerden ve ruhu genç olanlardan oluşur. Onlar kalpleri ve beyinleriyle yaşarlar. Midelerini belki unutmuşlardır ama ödevlerinin öncelikle yenilik ve öncülük olduğunu asla unutmazlar. Gişe kaygıları olmadığından, profesyonellerin tersine, olabildiğince özgürdürler. Kendi özgün ve taze fikirlerine yönelerek yaratıcılıklarını sergileyebilirler. Böylece geçmişi demode sayarak eleştirmekten ya da kötü kopyaları ile yetinmektense, yozlaşmış değer yargıları ve çıkar ilişkilerine parmak basarak, dikkat çekebilirler. Bu onlara düşlerindeki meyveleri toplamak, beyinlerindeki pastaları süslemek kadar tat verecektir. Bugünün gençleri yarını kuracak olanlardır. Kuracakları gelecekte, hem kendileri, hem de çocukları yaşayacak. Bugün dünyadaki tüm gençlerin işleri zor. Sorunları ve sorumlulukları aynı. Çünkü PANDORA'nın kutusu, bu yüzyılda bile açıldı ve kötülük tohumları çevreye saçıldı. Küreselleşme adına daha da yoksullaşan halkların çocukları, şimdiden bir dayanışma içinde olmayı, sanata ve felsefeye yönelmeyi seçmelidirler. Ancak bu yolla birbirlerine sevgi ve saygı ile bakabilirler. Diğer tüm gençlerle iletişim kurabilirlerse, dünyaya saçılan kötülük tozlarına karşı kendilerini savunabilirler. Amatör tiyatrocular dünyayı değiştirebileceklerine inanırlar. Bu işin öyle bir albenisi ve gücü vardır ki, bu amaç uğruna tutkunun en koyusuna düşüp, diğer günübirlik işlerden vazgeçilebilinir. Tiyatronun bu gücüyle, dünyayı yerinden oynatabileceğiniz, kocaman bir kaldıraca sahip olduğunuzu düşünmek içten bile değildir. Amaçlarınızı, duygu ve düşüncelerinizi başkalarıyla paylaşabilme zevki, kişiye soylu bir davranış biçimini betimler. Ben, tiyatro gibi bir sanatın, güçlü ve güçsüzü, doğru ve yanlışı, insanlığa özel bir ayna gibi yansıtabildiğine, insanın doğasında beslenen merak ve güzelleştirme umudu var oldukça, tiyatronun işlevinin hiç bitmeyeceğine inananlardanım. Onurlu yarınları kurabilmek için amatör ruhların desteklediği bir savaşa gereksinim duyanlara ne mutlu!.. Çünkü, ülkemizin bir düşünürüymüşcesine, sanatı yeniden kurgulamak ve en önde yürüyen bir savaşçı gibi, cesur olmak gerekiyor. Bir eğitim odağı olan tiyatroda, ülkemizde de sorumluluk bilinciyle görevler üstlenmiş olan, böylesi amatör ve donanımlı sanatçılara tekrar merhaba!... Başaranlara ve başaracak olanlara ne mutlu!.. Hepinize kolay gelsin!..

www.evrensel.net