Çağının resmini yapan usta

Türkiye resim sanatında soyut kavramının önde gelen yorumcularından Ferruh Başağa, 67. sanat yılını büyük bir retrospektif sergiyle kutluyor.

Yaşayan en yaşlı birkaç ressamımızdan biri olan Ferruh Başağa'nın öyküsü, 1.Dünya Savaşı arifesindeki İstanbul'da başlar. Kökeni Bosna-Hersek'li olan aile, 1872'de başkente göç eder ve Fatih-Karagümrük'te bir konağa yerleşir. Büyük dedesi Fehim Efendi, ilk Meclisi-Mebusan'da Bosna mebusu olan Ferruh Başağa, 1914'te bu konakta doğar. O dönemin çalkantılı yıllarında, savaşın ayırdığı bir ailenin küçük oğlu olarak büyüyecektir. Babası Aziz Bey 1. Dünya Savaşı'nda İngilizlere esir düşer ve kendisinden yıllarca haber alınamaz. Bunun üzerine İstanbul'u terk eden aile tekrar eski vatanına taşınır. Bosna yakınlarında Banja Luca'ya yerleşir aile. Ferruh Başağa, ortaöğreniminin ardından Saraybosna Teknik Okulu Elektro-Mekanik bölümünden mezun olur. Prag'da bir planör fabrikası'nda kısa bir süre çalışır. Takvimler 1935 yılını göstermektedir. Genç Başağa bir gün babasının hâlâ hayatta olduğunu ve İstanbul'a döndüğünü haber alır. Onun yanına gitmeye karar verir. Sirkeci tren garındaki duygulu karşılaşma hayatı için bir dönüm noktası olacaktır.

Resim dürtüsü ile Akademi'de Ferruh Başağa, İstanbul'da bugün deniz müzesi olan Beşiktaş'daki binada bir uçak fabrikasında çalışmaya başlar. Ancak yolu üzerindeki Güzel Sanatlar Akademisi onu kendine çekecektir. Küçük yaşlardan beri içinde var olan resim dürtüsü, onu Akademinin öğrencisi yapar. Daha önceki okulda öğrendiği tenik-resim bilgisi, onun sanatını belirleyen temel unsurlardan biridir. Akademi'de ilk olarak Nazmi Ziya ve sonra da Zeki Kocamemi'nin atölyesinde çalışır. Onun akademiye girdiği yıllar, her alanda olduğu gibi sanat eğitiminde de yeniden yapılanmanın olduğu yıllardır. Yurtdışından getirilen hocalar, akademide açtıkları atölyelerde, çağdaş Batı sanatının en yeni eğilimlerini bir öğrenci kuşağına aşılarlar. Ferruh Başağa Cumhuriyet Dönemi Türk resmini kuracak olan bu şanslı kuşağın neferlerinden biri olacaktır.

Soyut resme doğru Ferruh Başağa'nın ilk soyut resimlerini yaptığı ve sergilediği 1940'lı yılların sonu, bu resim anlayışının ülkemizde anlaşılmadığı ve hatta yadırgandığı bir dönemdir. Dönemin kültür ve sanat dergilerinde yazan pek çok ünlü kalem, onun bu tarzını geçici bir heves olarak yorumlar. O ise büyük bir ısrarla savunduğu bu anlayışı, günümüze kadar varan büyük bir değişim ve dinamizmle sürdürecektir. Sanatçının soyut resme yönelmesinde, "Yeniler Gurubu" döneminin büyük etkisi vardır. Başağa, 1947 yılından başlayarak 'Yeniler Gurubu' etkinliklerine resimleriyle katılmaya özen gösterir. Sanatçının 1948 yılından itibaren tümüyle soyut anlatımlar üzerine evrildiği görülür.

Duyguları tuvale aktarmak 1949 yılında, "Aşk" adlı yapıtı 10. Devlet Resim ve Heykel Sergisi'nde birincilik ödülü alır. Bu sadece onun resminin onaylandığı anlamına gelmez, Türk sanat tarihi için de bir dönüm noktasıdır; soyut resim kabul görmeye başlamıştır. Ferruh Başağa, artık sadece figürsel ve doğa soyutlamaları yapmıyor, insanların yaşamlarına anlam katan duygularında resimlerini yapıyordur. Yaptığı resmin çizgisini belirleyen teknik resim bilgisi, ona soyut resimde önemli avantajlar sağlar. Biçimlerin boyutlarını ve konumlarını irdelyen geometrik kompozisyonların ardından, 1960'larla birlikte lekesel kurgulu resimler dönemi gelecektir. Ferruh Başağa'nın 1970'li yıllarda güvercin motifine yönelmesi, dönemin özgürlük ve barış istemleriyle örtüşür. Sanatçı 1980'lerden itibaren, resmini Akdeniz'in sonsuz esin kaynaklarından etkilenerek üretmeye başlar. Akdeniz mavisinin öne çıktığı bu resimler için sanatçı "Akdeniz'in aydınlığı, atmosferi, şeffaflığı aksediyor resimlerime' demiştir. Başağa 1990'larda, biçimsel formlardan tamamen arınacaktır. Geçtiğimiz ay doksan yaşına basan bir sanat emekçisinin yapıtlarını görmek ve onun resim heyecanını anlayabilmek için 11 Nisan'a kadar vaktimiz var.
(0212 316 15 80)

www.evrensel.net