Metin Göktepe yaşıyor...

Evrensel gazetesi Muhabiri Metin Göktepe'nin, polisler tarafından gözaltında dövülerek öldürülmesinin üzerinden 7 sene geçti.

Evrensel gazetesi Muhabiri Metin Göktepe, "Mutlaka ben izlemeliyim arkadaşlar" diyerek gittiği haberde, gözaltına alındı ve polislerce dövülerek öldürüldü. 8 Ocak 1996'da meydana gelen bu olayın üzerinden bugün tam 7 yıl geçti. Yaşadığı sürece gerçeğin peşinde koşan acar muhabirin ölümü de gerçeğin ortaya serilmesini sağladı. Metin'in görevi başındayken katledilmesi, ondan önce katledilen, gözaltında kaybedilen, faili meçhule kurban giden meslektaşlarının, ilericilerin ve devrimcilerin de neden ve kim tarafından öldürüldüğünün açık ve net olarak görülmesini sağladı. Ümraniye Cezaevi'nde öldürülen 2 devrimci tutuklunun cenaze törenini izlemek üzere Alibeyköy'e gitmişti. Ancak, ilçe girişini tutan polis "sarı basın kartı" olmadığı gerekçesiyle Metin'i ilçeye sokmamıştı. Metin haberi izlemekte "ısrarcı" davranınca da, polis tarafından gözaltına alındı ve yüzlerce insanla birlikte Eyüp Kapalı Spor Salonu'na götürüldü. Burada polislerin şiddetli cop darbeleriyle dövülerek öldürüldü. Devlet yetkilileri tarafından yapılan ilk açıklamada; "Sandalyeden düştü", "Duvardan düştü" denildi Metin için; ancak önce meslektaşları ve emekçiler bu yalana inanmadılar. Metin Göktepe cinayeti, ilk gününden itibaren basın tarihinde; basına yönelik "resmi tutum" kadar; gazetecilerin meslektaşlarına sahip çıkmasının ve halkın haber alma hakkını savunmasının önemli bir örneği olarak kayda geçti. Bu mücadelede; genç gazeteciler ile Metin'in gazetesi Evrensel, başta annesi Fadime Göktepe olmak üzere Göktepe ailesi ve avukatları ile Metin'in haberini yaptığı emekçiler en önde yürüdüler. İlden ile sürülen Metin Göktepe davası, "mahkûmiyet kararı çıkan ilk gazeteci cinayeti" olarak basın tarihinde yerini aldı.

Önce inkâr, sonra özür 8 Ocak 1996 tarihinde Ümraniye Cezaevi'nde yaşamını yitiren 2 devrimci Orhan Özen ile Rıza Boybaş'ın Alibeyköy'de yapılacak cenaze törenini izlemekle görevli olan Metin, polis tarafından gözaltına alındı ve diğier gözaltına alınanlarla birlikte Eyüp Spor Salonu'na götürüldü. Burada kendinden geçinceye kadar Metin'e dayak atan polisler, gazetecinin cansız bedenini de Spor Salonu'nun büfesinin yanına bıraktı. Aynı günün akşamı saat 20.00'de Eyüp Cumhuriyet Savcısı Erol Canözkan, olay ve ölüm tutanağı düzenleyerek Metin'in cesedini Adli Tıp'a gönderdi. Savcı Canözkan, Göktepe'nin gözaltına alındığını kabul etti, ancak akşam üzeri serbest bırakıldığını, sonra Eyüp'te bir çay bahçesinde otururken fenalaşarak oturduğu sandalyeden düştüğünü ve burada öldüğünü iddia etti. Metin'in ağabeyi İbrahim Göktepe, Eyüp Cumhuriyet Savcısı Erol Canözkan'a ifade verdi ve Metin'in gözaltında polisler tarafından öldürüldüğünü belirterek, şikâyetçi olduğunu söyledi. İlk başlarda polis tarafından öldürüldüğü kabul edilmedi, fakat yürütülen mücadele sonucunda Metin'in polisler tarafından dövülerek öldürüldüğü kabul edildi.

İlden ile sürgün Göktepe ailesinin, gazetecilerin, avukatların ve Evrensel'in ısrarlı çabalarıyla İçişleri Bakanlığı soruşturma başlatmak zorunda kaldı. 3 Nisan 1996'da Danıştay 2. Dairesi, İstanbul İl İdare Kurulu'nun kararını aynen onadı. Dosya İstanbul Valiliği'ne gönderildi. Valilik dosyayı İstanbul Adliyesi'ne gönderdi. İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi 15 Temmuz 1996 tarihine duruşma günü verdi. 15 Mayıs 1996'da müdahil avukatlar dilekçe vererek, mahkemenin sanıkları tutuklamasını talep etti. 5 Temmuz 1996'da Adalet Bakanlığı'nın talebi üzerine Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin, İstanbul'da güvenlik sağlanamayacağı gerekçesi ile davanın Aydın'a nakline karar verdi. Kasım 1996'da Aydın'daki duruşmadan bir süre sonra Aydın Cumhuriyet Başsavcılığı ile Aydın Valiliği'nin isteği üzerine Yargıtay 10. Ceza Dairesi, davanın Afyon'a naklini kararlaştırdı.

Afyon'daki yargılama 21 Kasım 1996'da dava dosyası Aydın'dan Afyon Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildi. Ancak sanık polislerin ifadesi bir türlü alınamıyordu. En sonunda Eyüp 1. Ağır Ceza Mahkemesi bazı tanıkların talimatla ifadesini 28 Kasım 1996 tarihinden itibaren almaya başladı. Bu arada İçişleri Bakanı Meral Akşener'in emri ile cinayet suçundan yargılanan ve daha önce açığa alınmış 11 polis memuru görevlerine iade edildi. Kamuoyunun yoğun tepkisi üzerine İçişleri Bakanı Meral Akşener, 11 polisi tekrar görevlerinden uzaklaştırdı. Metin'in öldürülüşünden 800 gün sonra yani 19 Mart 1998 tarihinde Afyon Ağır Ceza Mahkemesi kararını açıkladı. Afyon'daki yargılamada 5 sanık hakkında "kastı aşan adam öldürme" suçundan 7 yıl 6'şar ay hapis cezası verildi, 6 sanık beraat ettirildi. Afyon Ağır Ceza Mahkemesi, polis memurları Şuayip Mutluer, Saffet Hızarcı, Fedai Korkmaz ve Metin Küşat'ı üzerlerine atılı suçları işledikleri kanaatine vardı ve 4 sanık hakkında 7 yıl 6'şar ay hapis cezası verildi. Emniyet Amiri Seydi Battal Köse ise, yine TCK'nın 452-1. maddesindeki suçlamayla 12 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı. Ancak Köse'nin cezası da diğer polisler gibi memur olduğu göz önüne alınarak, yarı oranda artırıldı. "İyi hal" indiriminden de yararlandırılan Köse'ye de 7 yıl 6 ay ağır hapis cezası verildi. Mahkeme, sanıklardan Murat Polat, Burhan Koç, İlhan Sarıoğlu, Selçuk Bayraktar, Tuncay Uzun ve Fikret Kayacan'ın ise, "mahkûmiyet için inandırıcı delil elde edilemediğinden" beraatlerini kararlaştırdı.

Yargıtay'ın bozma kararı Temyiz aşamasında Yargıtay 1. Ceza Dairesi, yerel mahkemenin kararını ilkinde "usul yönünden", ikincisinde de Seydi Battal Köse'ye verilen cezanın fazla olmasından dolayı bozdu. Bozma kararından sonra tekrar başlayan duruşmalarda ise ilginç olaylar yaşandı. 15 Ekim'de ise sanık polisler verdikleri ek ifadelerde birbirlerini suçladılar, Köse'nin avukatı "müvekkilinin kaba hareketleri engellediğini" iddia etti. Yargıtay'ın bozma kararına direnemeyen Afyon Ağır Ceza Mahkemesi de, 20 Nisan 2000 tarihinde görülen duruşmada, Köse hakkında daha önce verdiği 7 yıl 6 ay olan hapis cezasını 1 yıl 8 aya indirdi. Köse'ye ayrıca 375 bin lira para cezası ve 5 ay memuriyetten men cezası verildi. Kararın ardından cezayı yeterli bulmayan müdahil avukatlar, mahkemeye temyiz dilekçesi verdi.

Israrlı ve örgütlü takip Göktepe davasının sonucunda 6 polis ceza alarak mahkûm oldu. Ancak o gün polislere gözaltı emrini veren amirlerin de, en tepede olanı da dahil, yargılanmaması ve verilen cezaların azlığı kamuoyunu tatmin etmekten çok uzaktı. Çünkü emri verenler halen görevlerini sürdürüyorlardı. Metin Göktepe davasının diğer örneklerden ayrılmasında ise, genç gazeteciler ile Metin'in gazetesi Evrensel'in, ailesinin ve avukatlarının takibinin payı büyüktü. Bu takibin örgütlü ve ısrarlı bir baskıya dönüştürülmesi Göktepe davasının "mahkûmiyet kararı çıkan ilk gazeteci cinayeti" olarak tarihte yerini almasını sağladı.


Metin'den öncesi ve sonrası En açık biçimiyle basın tarihinde ve gazetecilerin mücadelesinde "Metin'den önce Metin'den sonra" olarak anılan bu cinayetin ortaya çıktığı ilk gün Metin'in gazetesi Evrensel'in çalışanları "Bu Yürek Susmayacak" başlıklı, ortak imzalı yazıda, mücadelenin kesintisiz süreceği mesajını şöyle dile getiriyordu: "Aramızda en çalışkanımız, en fedakârımız, en yüreklimiz olan Metin Göktepe'nin kaleminin yerde kalmayacağını, onun artık basamayacağı deklanşörün üzerine yeni parmakların uzanacağını, sesini kesmeye ve yıldırmaya çalıştığınız Türkiye halkının basındaki sesinin susmayacağını haykırıyoruz. (...) Biz Evrensel çalışanları ve basının diğer yürekli gazetecileri birer Metin Göktepe'dir. Ellerinizdeki kan nasılsa artık saklanmıyor; Metin Göktepe'ler gibi gün ışığında ve ortada."

www.evrensel.net