Arjantin birçok yönüyle örnek

Doç. Dr. Kozanoğlu, iddia edildiği gibi Arjantin'in IMF'yi dinlemediği için batmadığını, bu sürecin 1980'ler ile birlikte girilen ve 1990'lı yıllarda özelleştirmeler ile hızlanan sürecin ürünü olduğunu belirtiyor.

Arjantin birçok yönüyle örnekBahadır Özgür / Ziya ÖzışıkArjantin'e hükümet dayanmıyor. Halk muhalefetinin beklentilerine cevap veremeyen her kabine, birkaç gün içinde istifa etmek zorunda kalıyor. Arjantin konusunda çalışmalar yapan Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hayri Kozanoğlu, yıllarca IMF'nin laboratuvarı olarak örnek gösterilen Arjantin'in şimdi IMF isyanıyla aynı politikaların kurbanlarına örnek olduğunu vurguluyor. Doç. Dr. Kozanoğlu ile Arjantin'in bu günlere nasıl geldiğini, muhalefetin özelliklerini konuştuk.Arjantin'in yaşadığı kriz asıl olarak ne zaman başladı? 1982 yılında Meksika'nın dış borçlarını ödemeyeceğini açıklamasıyla birlikte tüm gelişmekte olan ülkeler dış borç ödeyememe krizine girdiler. Arjantin'in şu anda adımını attığı süreç ilk olarak Meksika'nın ödemelerini askıya alınmasıyla başladı aslında. Türkiye ise 1979'da borç ertelemelerine girmişti onun için Arjantin'in de dahil olduğu Meksika ile başlayan süreç içerisinde Türkiye yer almadı. Latin Amerika'da kayıp on yıl diye adlandırılan 80'li yıllar yaşandı. Arjantin'de 1989 yılında ilk defa demokratik seçimle cunta döneminden sonra iktidara gelen Alfonsin, uygulamalarında önceliği ülkenin önceliklerini dış borçların ödenmesine ayırmasına rağmen, halk kitlelerinin taleplerine çok sınırlı da olsa cevap veren politikaları devreye soktu. Ama bunlar da kısa sürede tökezlemeye başladı. Bu dönem kitlelerin memnuniyetsizliği arttı. Alfonsin, De la Rua'ya benzer bir şekilde, başkanlık görevi bitmeden sosyal çalkantıların artmasıyla bu görevini Carlos Menem'e terk etti. Menem, Peronist Parti'nin başkanıydı. Peronist gelenek, popülizm kelimesiyle dünyada özdeşleşmiş olan bir gelenekti. Daha çok ideolojisi ithal ikameci sanayileşme politikasına dayalı, iç talebe yönelik girişimleri bulunan bir anlayış içeriyordu. Bazı antidemokratik, korporatist özellikler taşımasına rağmen bir ölçüde halk kitlelerinin taleplerine cevap veren bir anlayıştı. Menem de özellikle kitlelerin IMF ve DB'ye karşı tepkileri sonucunda, iç istihdamı yaratacağı, sosyal programları güçlendireceği vaadiyle geldi. Ama iktidara gelir gelmez IMF programlarını uygulamaya devam etti. Enflasyonla mücedele konusunda Arjantin bir dönemin model ülkesiydi. IMF her ülkeye bu modeli öneriyordu. Bu model hangi temellere dayanıyordu?Menem dönemindeki en önemli dönüm noktası bu sürecin hiperenflasyonla sonuçlanması, ekonomide çok ciddi bir daralmanın görülmesi, halk kitleleri açısından da bıçağın kemiğe dayanması süreciydi. O dönem insanlar hiperenflasyon ortadan kalksın, belirsizlik kalksın ne olursa olsun diye düşünmeye başladılar. O yıllar Merkez Bankası Başkanı bizim Kemal Derviş'e kariyer olarak benzeyen Amerika'da yetişmiş bir ekonomist Domingo Cavallo'nun ekonominin idaresini eline alması, dönüm noktası oldu. Para kurulu denilen sistem, Cavallo'nun gelişi ile beraber 1991'de başladı. Özelleştirmeler de bu yıllarda hızlandı. Çünkü sistemin mantığı şuydu; 1 doları 1 pezoya eşitliyorsunuz, Merkez Bankası bir "döviz büfesi" gibi çalışıyor, Türkiye'deki 1999 Aralık'ta yapılan stand-by anlaşmasına benzer, ama bunun çok daha katı bir şekli. 1 dolar 1 pezo iken siz sürekli para arzını döviz geldiği zaman açtırıyorsunuz, döviz çıktığı anda daraltıyorsunuz. Eğer siz sermaye açısından yüksek getiri olanakları sunarsanız, sermaye bu koşullarda gelebilir. İşte 90'lı yıllarda bu mantıkla bir özelleştirme programı yürütüldü; elektrik, doğalgaz, sudan, bankalara kadar hatta buğday silolarından at yarışlarına kadar birçok alan özelleştirildi. Hemen hepsi yabancılara satıldı. Bu özelleştirmenin temel özellikleri nelerdi? Bu sistem çok ilginç bir deneyi içeriyor. Arjantin, 89-90'da özel sektör borçları kamulaştırdı. O dönem tüm dünyada "borç öz sermaye piyasası" denen bir piyasa açıldı. Arjantin bu anlamda ibret olacak bir ülkedir. Borçlarını devlete devreden bazı sermaye gruplar daha sonra aynı borçları uluslararası piyasadan satın aldılar, yabancı ortaklarla birlikte hem KİT'leri hem de özellikle elektrik, su, doğalgaz gibi altyapı hizmetlerini ellerine geçirdiler. Bu KİT'ler ve hizmetler Amerikan tipi kurullar tarafından yönetilmeye başlandı. Bütün bu kurullarla birlikte popülizm malzemesi tüm mekanizmalar kaldırılmış oldu. Kurullar tamamen uluslararası sermayenin çıkarlarına hizmet edecek şekilde şekillendi. IMF'nin de ciddi para yardımları ile birlikte "1 pezo 1 dolar" paritesinin devam ettirilmesi amaçlandı. Arjantin'de hiperenflasyon dönemi yaşamış olan insanlar, yaşam standartlarını olumsuz da etkilese bu uygulamalara rıza gösterdiler. Peki özelleştirme ile gelen yabancı sermaye büyümeyi sağlayabildi mi?Türkiye deneyiminden de bildiğimiz gibi, bu tip sermaye akışlarının serbest olduğu sistemlerde, sermaye girdiği müddetçe ülkede suni bir büyüme olur. Giren sermaye ile krediler artar, insanlar borçlanarak yaşamanın yollarını bulurlar. Bu dönemde de sermaye bir anlamda bundan yararlandı. 91'den 94'e kadar çok hızlı bir büyüme ortamı söz konusuydu. Yüzde 8.7'lik büyüme kaydetti. Fakat 95 yılında Meksika krizi nedeniyle sermayenin ülkeyi terketmesinden dolayı ekonomi daraldı. Yine de 98'e yani Asya krizine kadar Latin Amerika ortalamasından Arjantin daha hızlı bir büyüme gerçekleştirmiş oldu. Bu arada kamuya ait tüm varlıklar özel sektörün eline geçmiş, kamu kesimi çok ciddi zarar görmüş sermaye çekebilmek için vergiler çok düşürülmüş, Türkiye'deki uygulamaya benzer bir şekilde vergi tabanında büyük ölçüde dolaylı vergiler oluşturulmaya başlandı. Ama Asya krizi yaşanmaya başladığı zaman, Arjantin gibi ülkeleri sermaye terketmeye başladı. O dönemden beri Arjantin belini doğrultamadı. 3.5 yıldır da ekonomisi daralma sürecinde. Diğer yandan yerli sermaye de ülkeye terk etti. Ne zaman ki sistemin devam edeceğine güven azaldı, yerel sermaye ülkeden kaçtı. Bazı rakamlara göre 75 milyar dolar, bazı rakamlara göre de 100 milyar Dolar Arjantin'i terk etti. 132 milyar civarı borcu var. Yani borcuna yakın bir kısım sermaye çıktı. Türkiye'deki iktisatçıların Arjantin'nin IMF'nin kurallarına uymadığı için çöktüğü yönünde bir iddiaları var...Aslında IMF'nin Arjantin'e hiç yardım etmediğini söylemek doğru değil. Geçen yıl 40 milyar dolar verdi. Türkiye'ye açtığı krediler gibi döviz kuru sabitken uluslarası sermayenin en az zararla cıkabilmesi için rezerv takviyesi yaptı. Böylelikle ülkeyi terk etmek isteyen sermaye rahatça çıktı. Açıklarını kapatabilmek için Arjantin, yeni dış borçlanmalara ihtiyaç duydu, bu da çok daha yüksek faizlerle gerçekleştirildi. Yani şu anda Arjantin'in borç miktarı aslında yaklaşık olarak ekonomisinin GSMH'sinin yüzde 50'si civarında. Bu Türkiye ile karşılaştırıldığında daha düşük, ama Türkiye'nin döviz kazanma kapasitesi daha fazla. Arjantin özellikle tahviller yoluyla çok yüksek oranda faizlerle borçlandı. Yıllık 20 milyar dolar kadar anapara ve faiz ödemesi bulunuyor. Arjantin ekonomisinin de döviz kazanma kapasitesinin bunu karşılaması mümkün değil. Arjantin Ekonomi eski Bakanı Domingo Cavallo, IMF-Arjantin ilişkilerinin gerginleştiği bir noktada tekrar sorumluluk aldı. Ekonomiyi düzlüğe çıkaracağı sözünü verdi. Bu sırada Cavallo'nun sözleri, "Arjantin, IMF'nin dediklerine uymadı" diyenlere en iyi cevap oluyor. Cavallo aynen şöyle söylüyordu: "Arjantin küreselleşme sürecine en iştahla katılan IMF'nin önerdiği yapısal uyumu en titizlikle uygulayan ülke konumunda. Arjantin deneyinin iflası sadece bizim için değil küresel ekonomi için de trajik olur." Bu konuda çok yanlış bilgiler veriliyor. Arjantin tüm 90'lı yılları stand-by anlaşmaları ile geçirmiştir. IMF'nin her dediğini yapmıştır. IMF ile Arjantin arasındaki gerginlik sadece son üç aya denk gelir o da şudur: IMF artık bu sistemin iflas ettiğini gördü, bir anlamda hastadan serumu kesti, fakat Arjantin yetkilileri kendi siyasi gelecekleri de ancak bu sistemin devamından yana olduğu için döviz kuru sistemini sona erdirdikleri anda kendilerinin de gideceğini biraz uzatmaları oynadılar. Cavallo özellikle "Ben bu döviz kuru sistemini korurum, bunla ekonomiyi düze çıkarırım" sözü ile gelmişti. Bu nedenle yenilgiyi kabul etmekte biraz gecikti.Arjantin'de yaşananlar diğer ülkeleri nasıl etkileyebilir?Arjantin, küreselleşmenin şartlarına bir ülke ne kadar riayet ederse, ekonomik pastadan o kadar pay alır düşüncesinin iflas ettiğinin göstergesi olarak yansıyacak. Arjantin'in dış borç erteleme koşulları diğer ülkelere emsal olarak sıkıntıya düştüklerinde borçlarını erteleyebilmeleri için pazarlık yapabilmenin önünü açacak. Şu önlemli; burada çok umut veren bir gelişme yok ama 80'li yılların ortalarında borçlu ülkler bir araya gelip ortak hareket etme gibi bir irade belirmişti. Tam aralarında anlaşmak üzere iken bazılarını rüşvet ile satın alıp bazılarını tamamen dışlayarak, örneğin bu konuda daha radikal önlemler öneren Peru Devlet Başkanı Garcia'yı tamamen dışlayıp Arjantin'i Alfonsin'i bir anlamda satın alarak bu borçlular hareketini engellediler. Vaka bazında yaklaşımlar, 'her ülkenin yaklaşımı farklıdır' yaklaşımı ile konunun değerlendirilmesini sağladılar. Burada benzer bir süreç yaşanabilir. Ama yine uluslararası mali politikalar aracılığıyla ülkeleri birbiri ile temastan ortak davranmaktan caydırma planları da yapılıyordur diye düşünüyorum.
www.evrensel.net