Çeçenya

Çeçenya'dan savaş manzaraları

Ruslar, 1994-96 arasında Çeçenya'nın bağımsızlığına karşı yürüttükleri başarısız kampanya sırasında yaptıkları hatalardan birinin, basının olan biteni aktarmasına izin vermeleri olduğuna karar verdiler. Artık bu hatayı yapmıyorlar.

Çeçenya'dan savaş manzaraları
Gözaltına alınışımız, bizim Hristiyan nüfusun çoğunlukta bulunduğu Kafkas Cumhuriyeti Kuzey Osetya'nın başkenti Vladikafkaz'a varışımızın yaklaşık yarım saat ardından gerçekleşti. Caddede dinlenmekte olan birkaç görevli dışındaki askerle Çeçen savaşı üzerine konuşurken yakalanmıştık. Polisler tarafından sorguya çekildikten birkaç saat sonra bir FSİ (Rus gizli servisi) polisiyle beraber tatlısert bir şekilde yolumuza gönderildik.
Mesaj açıktı: Buralarda Çeçenya'yla ilgili birşey aramayın. "İstihbarat savaşı" olarak adlandırılan çatışmaların içinde gazetecilere düşman gözüyle bakıldığı çok açık. Ruslar, 1994-96 arasında Çeçenya'nın bağımsızlığına karşı yürüttükleri başarısız kampanya sırasında yaptıkları hatalardan birinin, basının olan biteni aktarmasına izin vermeleri olduğuna karar verdiler. Artık bu hatayı yapmıyorlar. Çeçenya, şu anda basına kapalı, oraya girebilen bir avuç gazeteci de özel yetkiyle ve yakın markaj altında bunu başarabiliyorlar. Birçok büyük basın kuruluşu basının bölgede rahatça çalışabilmesi için çaba sarfettiyse de sonuç çok değişmedi. Bugün gazeteciler için Kuzey Kafkasya'ya girmek demek FSİ'nin sıkı gözetiminin de altına girmek demek oluyor.
Osetya Rusya'yla yanyana
Kuzey Osetya, Kafkas Dağları'nın karlı tepelerinde yerleşmiş altı Rus cumhuriyetinin içinde Hristiyan olan tek yer. Sovyetler Birliği zamanlarında burası bir kaplıca merkeziydi; insanlar buraya kayak yapmaya, kaynaklardan su içmeye ve temiz dağ havası almaya gelirlerdi. Bizim polisiye maceramız bir yana, buranın halkı canayakındır. Ama Sovyet sonrası zamanlar güzel geçmedi. Osetyalılar 1992'de komşuları İnguşlarla ile savaşmışlardı da; işte bugün de Osetya'nın çocukları Rus birlikleriyle yanyana eski düşmanları Çeçen'lere karşı savaşıyorlar.
Teorik olarak, Osetya'nın kapı komşusu İnguş Cumhuriyeti, Rusya'nın içerden de sınırı konumunda. ABD'deki iki eyalet gibi. Ama, burası, tel örgüler, mayın tarlaları ve silahlı nöbetçilerle daha çok Berlin Duvarı'nı andırıyor. Üç farklı kontrol noktasından geçiyoruz, daha sonra İnguş güvenlik görevlisi bizi sıkı bir kontrolden geçiriyor. İnguş tarafında, 1992'deki şimdi unutulmuş etnik katliamından kaçmış mülteciler, yanyana gelmiş kulübelerinden oluşan küçük kümeler halinde yaşıyorlar.
İnguş Cumhuriyeti'nde tüfek sesleri
İnguş Cumhuriyeti, Rusya'nın içerdiği 89 cumhuriyet ve bölge arasında en fakir olanı. Burada işsizlik yüzde 80 civarında. Sosyologlar, eğer bölge halkının arasındaki akrabalık ve aile ilişkileri bu denli sıkı olmasaydı İnguş halkının yaklaşık 300 bininin açlıktan öleceğini belirtiyorlar. Rusya'nın geçen Eylül ayında başlattığı hava saldırılarından beri yaklaşık 170 bin Çeçenyalı İnguş topraklarına kaçtı. Ne var ki, birbirleriyle son derece ilişkili olan ve ortak bir dili de paylaşan bu iki halk arasında giderek artan bir gerilim var.
İnguş tarafında, bir şoför kiralayıp, bir de kalacak ev tuttuk. Bizim niyetimiz kim olduğumuzu pek belli etmeyerek peşimize takılacak olan güvenlik görevlisinden kurtulmaktı. Böyle bir kararın da beraberinde getirdiği riskler var. 1996 yılında ilk Çeçen savaşının sonuçlanmasının ardından, yüzlerce Rus ve yabancı, burada ve kapı komşusu Çeçenya'da örgütlenen suç grupları tarafından kaçırılmışlardı. Aslında, kaybolacak en son kişi bir gazetciydi. Rus gazetesi Moskovski Novosti muhabiri Dmitri Balburov, geçtiğimiz ekim ayında gangsterler tarafından kaçırılmış ve şoförünün ihanetine uğramıştı. Geçtiğimiz hafta, Rus birlikleri tarafından salıverildi. Biz de, tehlike anında bizim için canını tehlikeye atabileceğini söyleyen şoförümüze kuşkulu gözlerle bakıyorduk yol boyunca.
Diğer gazetecilerin tavsiyesi üzerine kalmaya karar verdiğimiz yer olan "Leyla'nın yeri"; sıcak, Kafkas tarzı kiremit bir evdi. Tatlı bir kadın olan Leyla, yıkanacağımızda şofbeni yakıyor hatta göçmen kamplarına yaptığımız ziyaretlerde botlarımıza bulaşan çamurları bile temizliyordu. Bizce, İnguş'un tek resmi oteli Assa'ya gitmemek gerçekten iyi fikirdi.
Ama Nazran'da akşamları, sessizlik derin ve ağır oluyordu. Arada bir geçip giden Rus askeri konvoylarının gürültüsüydü tek duyulan, bir de nereden geldiğini bilmediğimiz ve yatağımızda oturup terli ve gerilimli bir halde gece boyunca dinlediğimiz makinalı tüfek sesleri.
Sefaletin içindeki lüks
Takma adla dolaşmanın bedelini, İnguş Cumhurbaşkanı Ruslan Auşev'den röportaj randevusu almaya çalışırken ödedik. Auşev'in, Nazran'dan birkaç kilometre ötedeki soğuk düzlükte kurmakta olduğu yeni başkent Magas'a gittik. Şu ana dek yalnızca hükümet binaları, geniş bir başbakanlık sarayı ve meclis binası kurulmuş durumda. Rusya'nın bu en fakir yerinde, aç ve donmakta olan mülteciler arasında, sanki bir bilim-kurgu filmi seti duruyordu: Üç tane modern, altın kubbeli bina, kara kara düşünen karlarla kaplı Kafkasya fonunda yükseliyordu.
Ama Auşev'in basın danışmanı, bize sinirlendi. Neden diğer gazeteciler gibi biz de Assa Oteli'nde kalmıyorduk. İnguş'a girdiğimizde neden güvenlik görevlileriyle birlikte gelip kayıt yaptırmamıştık. Sonuçta, röportajı yapamadık.
Başbakanlık sarayından ayrılırken, yanlarında çocuklarıyla bir grup Çeçen kadına rastladık. Bize, geçtiğimiz hafta Grozni'deki evlerinden kaçmak zorunda kaldıklarını, o gün bugündür sokakta sabahladıklarını ve Auşev'den yardım istemeye geldiklerini söylediler. Ne var ki onlar da bu görüşmeyi yapamamışlardı...
www.evrensel.net