Sesimi susturmayacağım!

Sesimi susturmayacağım!

"Onlar bilmez çünkü, acısı olan anlar acıyı. Ben ölene kadar susturmayacağım bu sesimi, onun için ve onun gibi katledilenler için..."

Sesimi susturmayacağım!
Ebru Ilgaz
Katledilişinin üzerinden dört yıl geçti. Soğuk bir öğle gözaltına alındı. Dövülerek öldürüldü. Gazeteci olduğunu biliyorlardı katlederken. Ama tahmin edemediler 'inadına Metin olanlar'ın ya da 'anaların öfkesinin' kendilerini köşeye sıkıştıracağını. Her duruşmada Afyon sokaklarında atılan sloganlar, gösterilen kararlılık, katillerden hiç olmazsa birkaçının cezalandırılmasını sağladı. Ancak dava bitmedi... Metin'in ve katilleri hâlâ meçhul kalan onlarca gazetecinin davası...
Ceza aldılar çünkü biz susmadık!
Ve oğlunu katledenlerin yakasına 8 Ocak 1996'dan bu yana yapışmış bir ana; Fadime Göktepe. Metin aramızdan ayrılalı çocukları o kadar çoğaldı ki, o artık herkesin 'Fadime Ana'sı.
Fadime Göktepe, dört yılın ve kendi deyimiyle 'kimsenin ahının kimseye kalmayacağı' bir davanın değerlendirmesini yaptı bize: "Dava için oradan oraya yıllarca gidip geldik. Birinde bize saldırdılar. Saldırıdan sonra bizden davacı oldular. Ben bilmiyorum bu nasıl iştir. Hem dövülüyoruz, hem davalı oluyoruz. Davalarda bir köşeye polis oturuyor, bir köşeye biz oturuyoruz. Kaç senedir bizim devlette hiçbir değişiklik yok. Hangisi gelse aynısı. Aynı devlet, aynı devlet. Hangi birisine güveneceksin ki bizi kurtarsın, korusun diye? Bizi, bizim, sizin gibi insanlar, halklar kurtaracak. Şimdiye kadar işçiler, çiftçiler, çalışanlar haklarını istediler, hangisi hakkını aldı? Metin bir gazeteciydi. Çetelere, mafyalara, Susurluk'lara karışmamıştı. Orda olsaydı belki öldürülmezdi. Metin gerçekleri meydana çıkarttı. Onun için öldürdüler. Hele kimsenin ahı kimseye kalmayacak." Fadime Göktepe, davanın nasıl o şehirden bu şehire sürüklendiğini anlattıktan sonra henüz herşeyin bitmediğini, ölene kadar da davanın peşinde olacağını bir kez daha yineliyor: "Ben ölene kadar davanın peşindeyim. O benim bir parçamdı. Katillere bu kadar az ceza verilmez. Yine de ceza aldılar, çünkü biz susmadık. Bile bile bir insan öldürüp, oraya koydular. 'Duvardan düştü, sandalyeden düştü, haberimiz yok, görmedik, duymadık' gibi şeyler saydılar. Ama sonra suçlarını kabul ettiler. Orhan Taşanlar suçsuzmuş! Emir verenler hiç ortada yok. Çünkü burası Türkiye. Dağdaki kurtlar var ya insana saldırır, aynı onlara benziyorlar. Hep mafya, çete."
Kanunlar sahiplerine yaradı
Fadime Göktepe şimdiye kadar işlenen diğer cinayetlere de dikkat çekiyor. Yalnız Metin'in değil birçok insanın katledildiğini, toplumun birlik olarak bu cinayetlerin üzerine gitmesi gerektiğini söylüyor.
O, Türkiye'deki adalet sistemini, "Kanunları yapanlar kendi canları istedikleri gibi işletiyorlar, adalet şimdiye kadar böyle gitti. Hiç kimseyi kurtarmamıştır. Hep kendine çalışmıştır. Bu adaleti herkes beğeniyorsa ben de beğeniyorum" diye tarif ediyor. Önce tek parmağını, sonra iki elinin tüm parmaklarını kaldırarak: "Böyle olursak bitecek, böyle olursak bitmeyecek. Yoksa bizi kurtaracak kimse yok. Metin gibi öldürdükleri insanların mücadelesini vermemiz lazım. Onların da davalarına gidiyorum. Onların da peşindeyim" diyor.
Kimsenin ezilmediği bir Türkiye
Fadime Ana'ya özlediği Türkiye'yi soruyoruz. Sorumuzu yanıtlarken umudunun, hüznünü dağıttığını ve gülümsediğini görüyoruz: "Kimsenin hakkının yenmediği bir Türkiye istiyorum. Hiç kimse ezilmesin. Herkese adaletli olsunlar." Özlemini duyduğu Türkiye'ye giden yolu tarif etmeden uğurlamıyor bizi Fadime Ana. Torunlarını göstererek, "Bak Eren, küçüktü büyüttüm. Diren, küçüktür ama büyüyor. Bir çiçek dikersen büyür. Bizim bir araya gelişimiz de böyle büyüyecek. Ama çalışacaksın. Ben burada oturup birilerinden istersem olmuyor. Koşturmak lazım" sözleriyle bitiriyor sohbetimizi.
www.evrensel.net