'Demokratik Cumhuriyet' sağdan gidiyor

"Demokratikleşme İçin Girişim" adıyla düzenlenen toplantının ardından yayınlanan sonuç deklarasyonunda, "MGK'nın kaldırılması" talebine yer verilmedi.

'Demokratik Cumhuriyet' sağdan gidiyor
Fatih Polat
Önceki toplantıları ağırlıklı olarak HADEP, ÖDP ve CHP'li isimler, bazı aydınlar ve Kürt-İslamcı olarak tanınan simalarla gerçekleştirilen "Demokratikleşme İçin Girişim" toplantısının Bolu Koru Metol'de düzenlenen son toplantısına, "demokratik cumhuriyet"çiler dışında 1. ve 2. cumhuriyetçiler, liberal ve muhafazakâr isimlerin katılımı dikkati çekti. Turgut Özal'ın kardeşi "muhazakâr-liberal" Korkut Özal, DYP'li Mehmet Dülger, basının muhafazakâr kalemlerinden Avni Özgürel, 2. Cumhuriyetçi Mehmet Altan, FP'li Haşim Haşimi gibi katılımcıların bulunduğu toplantının sonuç bildirgesinde dikkati çeken iki önemli kriter şunlardı: AB standartlarını bir demokrasi ölçüsü olarak benimsemek, Kürt sorunu konusundaki talepleri hakim askeri konsepti rahatsız etmeyecek bir üslupla sıralamak.
MGK lağvedilmesin mi?
6-7 Kasım'daki toplantının ardından yayınlanan 9 maddelik sonuç bildirgesinde "Avrupa normlarına" uygun bir demokrasi talebi dile getirildi. AB'nin emperyalist bir odak olarak değil, bir demokrasi havarisi, temel bir ölçü olarak yansıdığı bildirgedeki "sivilleşme" ve demokratikleşme yönündeki taleplerde ise katılımcıların sentezini yansıtan bir dil dikkati çekti.
Örneğin, "Siyasetin demokratikleşmesi için öncelikle yapılması gerekenler" ifadesinin altında sıralanan ilk madde şu: "Sivil ve askeri otorite ilişkileri demokrasi esasına uygun hale getirilmelidir." Bunun Cumhurbaşkanı Demirel'in son olarak Pakistan'ın darbecisi Müşerref'e de önerdiği ve değişik vesilerler dile getirdiği söylemden farkını anlayabilmek için, zaman zaman FP'nin bile dillendirdiği MGK'nın lağvedilmesi talebine ise bildirgede yer verilmedi.
Bu 'hassasiyet' akla çeşitli şeyleri getiriyor. Örneğin, bu toplantının katılımcılarından Avni Özgürel, 25 Eylül 1999 tarihinde Radikal'da yayınlanan yazısında "Güneydoğu meselesinin" yeterli düzeyde tartışılmamasının gerisinde 'Acaba ordu ne der?' kaygısı bulunduğunu belirtmiş, ardından bunun yersiz olduğunun Genelkurmay Başkanı tarafından da ima edildiğini ifade ettikten sonra da, ama "Güneydoğu meselesine hassas kesimde yorumla provokasyonun biribirine karışma"ması gerektiğini savunmuştu.
Özgürel'in söz konusu yazısında söylediği şu sözler ise, hem kendisinin bu toplantıdan beklentisini, hem de devletin resmi yaklaşımını göstermek bakımından anlamlı: "Kürtçe yayınların muhafazakâr ölçülerle bakıldığında dahi tehdit oluşturacak yanı yoktur. Devletin resmi yaklaşımlarının savunulduğu Kürtçe yayınların önemli bir kısmına sanırız Ankara göz yumuyor."
Sendikacı var, sandika hakkı yok
Toplantının sonuç bildirgesi ile katılımcılar arasındaki ilişki bakımından göze çarpan diğer bir nokta da, sendikacıların da bulunduğu bu "Demokratikleşme İçin Girişim" toplantısından örneğin 'grevli, toplusözleşmeli sendika hakkı' talebi gibi bir sonucun çıkmaması.
Yıllardır grevli toplusözleşmeli sendika mücadelesi veren, ve bu nedenle bombalısı dahil saldırının birçok türü ile karşılaşan, Kürt ve Türk emekçilerin örgütlü bulunduğu KESK'in Genel Başkanı Siyami Erdem bu toplantıda var, ama bu yönde bir demokrasi talebi yok. YÖK'ten RTÜK'e kadar bir dizi talebin dillendirildiği sonuç bildirgesinde bu talebe yer verilmesinin herhalde 'sendikalizm yapmak' (!) anlamına geleceği düşünülmüş olmalı. Bu arada, KESK'e bağlı sendikaların OHAL bölgesindeki şubelerinin bir süre öncesine kadar kapatılmış olduğunu da biz hatırlatalım.
Parti tartışması
Sürece "katkı" açısından düzenlenen bu toplantıların arka zemininde yer alan, sürece uygun yeni parti arayışı bakımından ise henüz tam bir netliğin olmadığı gözleniyor. Net gibi görünen ise, ÖDP'li bazı isimler yakın dursa da, ÖDP'nin bu çatı altında parti olarak yer almayacağı. Bunun dışında HADEP Genel Sekreteri Muhmut Şakar'ın ifade ettiği "HADEP misyonunu henüz tamamlamadı" açıklaması ile HEP-HADEP çizgisinden birçok eski ve yeni ismin adının geçtiği "demokratik cumhuriyet" tezine uygun genişlikte bir başka parti arayışının akla getirdiği, "İki ayrı parti mi olacak? Yoksa ikisi birden mi olacak?" soruları henüz netleşmiş değil.
Tartışılan parti çerçevesi içinde anılan bir diğer faktör ise "ılımlı İslam". Bu faktörün de söz konusu partide olması gerektiğini savunanlar 28 Şubat sonrası öne çıkarılan 'laik-antilaik' gerilimine de böylelikle bir yanıt verilebileceğini düşünüyorlar. Bunun içinde FP'nin dinci imajından uzak 'ılımlı' bir üslup önemseniyor.
Söz konusu partinin -eğer kurulursa- 28 Şubat MGK konseptine uygun bir programa sahip olacağını söylemek ise bir artniyet, ya da erken bir kehanet değil sürecin genel gidişatının ortaya koyduğu bir gerçek. Bu bakımdan örneğin, Öcalan'ın İmralı'daki duruşmalar sırasında 28 Şubat'la RP'nin uyumlu hale getirildiğini söyleyip, aynı fırsatın Kürt sorunu bakımından da tanınabileceğini ima etmesi hatırlanabilir.
YDD'nin referansları gözetiliyor
Ve gelinen noktada sürece 'katkı' olarak sunulan girişimler, ya da arayışlarda her ne kadar kamuoyunda 'solcu' olarak tanınan simalar bulunsa da, sürecin AB ile MGK arasına sıkıştırıldığı, dolayısıyla 'sağ' politikalarla yürüdüğü görülüyor. Bu da, PKK Başkanlık Konseyi'nin bir açıklamasında ifade ettiği "Yeni Dünya Düzeni ile çatışan değil, onun içinde siyaset yapan" formül açısından uygun zeminin iç ve dış referanslarını veriyor.
Emekçi haklarına en küçük bir vurgu dahi yapılmazken, işadamlarının desteğini almaya özen gösteren, sistemle uyumlu olmayı ve onun açısından kabul edilebilir bir çerçeveyi gözeten oluşum, çizdiği yelpaze açısından da zaten üst tabaka bir karakter taşımayı başından benimsemiş görünüyor.
www.evrensel.net