Halkın parası özel sektöre aktarılacak

Sağlığın özelleştirilmesi ve ticarileştirilmesi sürecini tamamlamayı hedefleyen sağlık sandığı kurumu yasa tasarısı, sağlık sisteminin sorunlarını, özelleştirme mantığı ile çözme iddiasına dayanıyor.

Halkın parası özel sektöre aktarılacak
Özlem Albayrak
Sağlık Bakanı Osman Durmuş tarafından hazırlanan ve sağlığın özelleştirilmesi ve ticarileştirilmesi sürecini tamamlayacak olan sağlık sandığı kurumu yasa tasarısı, "Vatandaş olsun olmasın ülke sınırları içinde yaşayan herkese sağlık güvencesi" sağlayacağı iddiasıyla ortaya atıldı. Ancak, tasarı herkese sağlık güvencesi bir yana, şu anda sağlık güvencesine sahip olanlara da prim adı altında ek vergi getiriyor. Topladığı primler ile verdiği hizmete ise, bir teminat paketi tanımlayarak sınırlama koyuyor ve bu paketin dışındaki hizmetlerden yararlanmak isteyenlerin artı prim ödemesini zorunlu kılıyor. Tasarıyı gazetemize değerlendiren Türk Tabipleri Birliği Merkez Konsey Sekreteri Eriş Bilaloğlu, tasarının bu sektörde dönen paraya hakim olup, parayı özel sektöre aktarabilme mekanizmasını oluşturduğunu belirterek, tasarının şu anda sorun yaratan anlayışları kurumsallaştırdığını söyledi. Bilaloğlu, kurumun özerk olarak tanımlanmasına rağmen il sağlık müdürlükleri üzerinden işlem yapmayı öngördüğünü ifade ederek, "Pek çok ayrıntıya yer vermemesi ve yönetmeliklere havale etmesi pek çok boşluk ve soru doğuruyor." diye konuştu.
Sağlık sandığı kurumu yasa tasarısı ne getiriyor?
1990'lardan beri neredeyse her sağlık bakanı bir tasarıyla ortaya çıkarak, sağlık sistemini düzelteceğini iddia etti. Tasarılar sağlığın alınır satılır bir hizmet olarak algılanmasına dayanıyordu getirilenler ki, zaten bu anlamda sağlık alanında oldukça yol alınmıştı. Tasarıyla amaçlanan, sektörde dönen paraya hakim olabilmek ve parayı özel sektöre aktarabilme mekanizmasını oluşturmaktır.
Tasarının temel ilkeleri;
  • Prim esasına dayalı zorunlu sigortacılık
  • Primlerini ödeyemeyecek olanlara devlet katkısı
  • Sağlıkta temel teminat paketi
  • Anayasa'nın eşitlik ilkesinin hayata geçirilmesi
  • Hizmeti sunan ile hizmeti satın alanın ayrılması olarak sıralanıyor.
    Tasarı, prim esasına dayalı zorunlu sigortalılık öneriyor. Sosyal güvenlik şemsiyesi altında olmayan kişileri zorunlu olarak sistem içerisine dahil etmeyi amaçlıyor. Kimseyi ayırmadan "prim" adı altında yeni bir vergi koyuyor; en küçük kişisel sağlık harcamalarını bile denetleyip, bunları "istenen" alanlara kolayca aktarabilecek şekilde bir merkezde toplamayı hedefliyor. Primlerini ödeyemeyecek olanlara devlet katkısı verileceği söyleniyor. Devletin katkı yapacak kaynağı var da bugün niye yapmıyor?
    En düşük düzeydeki prim karşılığı, sunumu garanti edilen, en dar kapsamlı hizmeti içeren "Temel Teminat Paketi" getiriliyor. Biliyoruz ki, sigorta kurulduğunda teminat paketi geniş tutulur, daha sonra daraltılır. Herkese sağlık hizmetini sunmak amacıyla getirdiğiniz bir modelde, teminat paketi tanımlamanın mantığı yoktur. Kişilerin geliri üzerinden toplanan primlerin, bütün sağlık hizmetlerinden yararlanmak için yeterli olması gerekir.
    Teminat paketine dahil olan hizmetleri, belirlenen primleri yatırarak alabilirsiniz ancak, paket dışındaki hizmetler için ek prim yatırmalısınız. Amaç sağlığı paralı hale getirmek olduğu için ödediğiniz artı primle dahi sağlık hizmetlerinin bütününden yararlanamayacaksınız.
    Brüt asgari ücretin yarısından daha az alıyorsa kişi, prim ödemeyecek. Asgari ücretin yarısı kadar ücret alan insanı devletin koruma altına alması gerekirken, ondan prim isteyecek. Bu bir ek vergidir.
    Diğer taraftan, sosyal güvenlik sistemi içindeki memurlar ve işçiler ödedikleri vergiye ek olarak prim adı altında bir kez daha vergi ödeyecek, yani sağlık hizmeti için ek para ödeyecekler. Sosyal güvenlik dışında kalanların harcadıkları paraları bir merkezde toplayıp onu özel sektöre aktarmanın dışında, ödediği vergi ile sağlık hizmetinden yararlananlara -ki artık memurlar da katkı payı ödüyor- ikinci bir yük getirecek. Yani sosyal güvenlik şemsiyesi altında olanlar için ödediğimiz vergilerin karşılığı olarak, hakkımız olan hizmetin verilmemesiyle karşı karşıya kalacağız.
    Tasarı hekimlere ne getiriyor?
    Tasarıda, "Sigortalının kendi seçtiği ve kaydını yaptığı hekim kanalıyla verilecek hizmetler" diye bir ibare var. Bu, Kişisel Sağlık Sigortası Sistemi'nde aile hekimliği olarak isimlendirilmişti. Örneğin bir hekim 3000 hasta kaydediyordu. Hasta bir yıl boyunca aynı hekime görünüyordu. Bu tasarıda sistemin nasıl işleyeceği gizli, yönetmeliklere havale edilmiş olabilir. Bundan öncekilerde, doktora ya kişi başına ödeme yapılıyordu ya da iş başına. Kişinin kaç defa hekime başvurduğu önemli değildi. Bu sistemin iki yönü var. Birincisi hekimi mağdur eder. İkincisi, kişiler doktoru seçtiği için doktorun hastayı kaçırmaması için memnun etmesi gerekir. İstediği ilacı yazmak, istediği raporu vermek gibi, doktorun "müşteri"sini kaçırmamak için etik dışı yöntemlere başvurması sonucunu doğurabilir. Bu ihtimal zaten deforme olmuş hekim etiğinin ve ortamının, bu yöndeki eğilimin güçlendirilmesi anlamına gelecektir.
    Tasarı hizmeti sunan ile satın alanın ve sağlık ve emeklilik sigorta sistemlerinin ayrılmasını öngörüyor. Burda amaç ne?
    Hizmeti sunan ile satın alanın ayrılmasında amaç ödenecek prime, yani paraya göre sağlık hizmeti sunmaktır. Diğeri ise ciddi bir iddia. Şu anda Sağlık Bakanlığı hizmeti hem sunan hem üreten olduğundan, denetim zorlaşıyor. Bunların ayrılması mantıken doğru ancak yeni bir kurum ve bürokrasi oluşturduğunuz için maliyet getiriyor. Tasarıda sadece merkez teşkilatlardan oluşur deniyor. Ancak burda bir çelişkiye düşüyor. Özerk bir kurum oluşturduğunu iddia ederken, yerellerde il sağlık müdürlüklerinin yetkili olduğu belirtiliyor. Merkezi özerk ama sağlık müdürlükleri üzerinden iş yapan bir kurum ancak "ne deve ne kuş" diye tanımlanabilir.
    Kamu, emekliler ve sigortalılarla birlikte işverenin de 25 kişiyle temsil edildiği bir genel kurul tanımlanmış. Hizmeti satın alan bir kurumda işverenlerin temsil edilmesi anlamsız. Ayrıca işveren olarak kimi kastettiği de belirsiz. Hizmeti satın alacağımız kurumlarsa işveren dediği, benim pazarlık yapacağım taraftır. Aynı kurum içerisinde olmaları anlamsız.
    Model, hekim-hasta, hasta-sağlık kuruluşu arasındaki para ilişkisini ortadan kaldırdığını öne sürüyor. Gerçekten kaldırıyor mu?
    Bugünkü sistemde para ilişkisini yaratan, doktoru yarım gün çalıştırıp, özel muayenehaneleri teşvik eden anlayıştır. Modelde, aile hekiminiz var ve devlet hekime parasını ödüyor. Bugünkü sistemde de böyle. Ben kamu doktoru olarak maaşımı alıyorum. Ayrıca para istemiyorum. Hekimi tam gün çalışmaya özendiren bir sistem kurulsa hekim maaşını alacak ve para ilişkisi olmayacak.
    Model, eczacıların çektiğini hekimlere de çektirecek gibi gözüküyor. Eczacıların hayatı Bağ-Kur'da geçer, çünkü eczacılar paralarını alamazlar. Aile hekimleri devletten paralarını almaya gittiklerinde alamayacaklar. Yani değişen bir şey yok.
    "Kişi istediği hastane ve hekime gidecek" deniyor. Bu şimdi de var. Parası olan bugün de gidebilir. Getirdikleri sistemde de parası olan istediği hizmeti alabilecek. Şırnak'ta yaşayanlar, oraya giden iki hekimden birini tercih etmek zorunda kalacaklar. İstanbul'dakinin seçenekleri fazla olacak. Bu doğal eşitsizlikler olarak görülebilir. Hiç kimse Şırnak'a gitmeyi tercih etmeyecek.
    Çünkü sağlığa kamusal görev olarak bakmıyoruz. Hizmeti sunan ve satın alan ilişkisi kurarsak, oraya hizmeti satmaya giden kişi ne kadar kazanabileceğine bakacak. Hastane kuralım mı diye düşündüğümüzde de "Hasta potansiyeli düşük, kurmayalım" sonucu çıkacak. Dolayısıyla Şırnak'takilerin seçme şansı bugünkünden farklı olmayacak.
    Sağlık kurumlarının tek bir çatı altında toplanması hakkında ne düşünüyorsunuz?
    Bütün sağlık kurumlarının tek çatı altında toplanması bir ideal olarak doğru. Hepsini tek bir elden planlayan ve yerel olarak da o bölgenin ihtiyaçlarını değerlendiren bir organizasyon mantıklı. Ancak, SSK işçilerin emekleri ile kurulmuş bir kurum. SSK'yı bu bütünlüğe dahil etmek ordaki emeklere, verilmiş mücadeleye haksızlık etmek olur. Kendi içinde SSK ve Sağlık Bakanlığı'nın birinci ve ikinci basamak hizmet kurumları düzeltilmeli, Türkiye ölçeğinde hangi kurumda olursa olsun herkesin sağlık hakkı güvence altında olduğunu belirten, kaynağı koyup, güvenceyi sağlayan bir tarz oluşturulmalı. Bu tarzın ardından, bütünlüğü konuşuruz. Temeldeki sorunları çözmeden "hastaneleri birleştirelim" demekle iş bitmez.
    www.evrensel.net