Belirsizlik, depremzedeleri bunaltıyor

Belirsizlik, depremzedeleri bunaltıyor

Yetkililer, "İşte size çadır verdik, karnınızı da doyuruyorsunuz, daha ne istiyorsunuz" havasında. Ama, halkın sorunları da her gün daha büyüyor.

Belirsizlik, depremzedeleri bunaltıyor
Marmara depreminin üstünden üç haftadan fazla bir zaman geçmesine karşın, devlet ve deprem bölgesindeki yetkililer; bundan sonrası için hiçbir şey söylemiyor. Ya da birisi, örneğin "Birkaç ayda 100 bin prefabrik ev yapacağız, kışı öyle atlatacağız" derken diğer, "Prefabrik ev gereksiz, asıl oturulacak evlere başlamalıyız" açıklaması yaparak depremin halkı ve bölgeyi sürüklediği kaosu daha da derinleştiriyor.
Bölgede mevsim nedeniyle yağışların artması da; çadırkentlere yerleşen halkı tedirginliğe sürüklüyor. Çünkü son bir iki haftadır artan yağışlar ve havaların hızla soğumasına okulların açılma zamanının gelmiş olması da eklenince, depremzedenin derdi beş iken on oluyor.
Hükümet ve bölgedeki kriz masalarının yerleşim, gıda ihtiyacı ve diğer ihtiyaçların dağıtımı konusundaki olağanüstü beceriksizliği, okulların açılıp açılmayacağına dair tutarsız açıklamalar, halkın devlete olan güvensizliğini daha da artırmaktan başka bir işe yaramıyor. Bu yüzden de depremzedeler, yalan mı doğru mu çok düşünmeden, her şeye inanmaya hazır. Hatta kendi aleyhlerine olacak öneriler yapmaktan bile çekinmiyorlar.
Bu kadar yardım toplandı mı?
Ecevit, kendi hükümetlerinin en güvenilir, en şeffaf hükümet olduğunu söylüyor, ama bugüne kadar da bu hükümet; dış ve iç yardımların miktarı bakımından henüz bir açıklama yapmış değil. Öyle olunca da; devletin karıştırdığı herzeler ve bugüne kadarki faaliyeti üstünden not veren depremzede de, ister istemez yine birtakım dolapların döndüğünü düşünüyor. Örneğin depemzede Fazil Bayramoğlu adlı emekli işçi, dışardan gelen yardımların hane başına 20 milyar lirayı bulduğunu söylüyor. "Bu paranın üzerine neden yatıyorlar? Neden halka dağıtmıyorlar?" diye soran Bayramoğlu, "Niye böyle yapıyorlar, yapmasınlar. Halka günah. Bu kadar parayı ne yapacaklar? Dağıtsınlar halka. Ev versinler. Vermeseler mecburuz çadırda kalmaya. Evim yarıldı. Çek resmini ver gazeteye. Halka ne düşmüşse, ver halka" diyor. Bayramoğlu, gelen parayla 10 tane İzmit yapılacağını söyleyip, burada yazsak TCK 159'a girecek sözcüklerle Cumhurbaşkanı Demirel'e sesleniyor.
Gerçek yardım miktarı bilinmediği için de hiç kimse, Bayramoğlu'na, "Hane başı 20 milyar toplanmamıştır. Toplanan yardımı hane başına dağıtmak yerine hepimizin çıkarına ortak bir biçimde kullanmalıyız" demiyor, diyemiyor.
Depremzedenin kış telaşı
Yaklaşan kış nedeniyle endişe içinde olan depremzedeler, "Kışı çadırda geçirirsek ya hasta oluruz, ya ölürüz. Önce ev istiyoruz, depremden sonra bir de soğuktan ölmeyelim" diyorlar.
Çadırda yaşayan ve 6 çocukla ortada kaldığını söyleyen Kemal Oğuz, "Önceden işçiydim. Şimdi ne iş kaldı ne bark. Kriz masasına gittim, dedim ki evimiz çatlak. Dediler, 'Çatlak bir şey olmaz. Oturun.' Git sen otur, oturabiliyorsan. O kadar gün geçti, devletin bir iğnesini görmedim" diyor. Önce ev istediğini söyleyen Oğuz, "Bu kadar insan bir de soğukta ölmesin" diye uyarıyor.
Dert bir değil ki
Depremzede, zaman geçtikçe salt can derdinden başka sorunları olduğunu hissetmeye başlamış bulunuyor. Çocukların okulu, masraflar, oturulacak ev, yıkılmış işyerleri ve bozulmuş düzenleri bir bir kendisini duyuruyor. Yokluk, annesiz babasız kalan çocuklar; bütün bu sorunların bir çadır temin edip bir paket gıda sağlamakla aşıldığını sanan yetkililerin umursamazlığı, depremzedeleri yeni "şoklara" doğru sürüklüyor. Pek çok depremzede gelen günlerin hiç de güllük gülistanlık olmadığının bilinciyle; öfke ve "imdat" çığlığı karışık bir tonda dertlerini, gazetecilere, ziyaretçilere, hiç kimse yoksa birbirlerine art arda sıralıyorlar.
Evi çatlayan, bu nedenle evinde oturamayan Şadiye Demir de, üç çocuğu olduğunu ve geliri olmadığını söylüyor. "Ev istiyoruz. Bir yer vermezlerse açıkta kalacağız" diyen Demir, şöyle devam ediyor: "Eşim 65 yaşında. Bel ameliyatı olmuştu, o kadar uğraşmıştık emekli yapsınlar diye. Zalimler, emekli yapmadılar. Şimdi de yardım edeceklerine inanmıyorum".
Müdür Katanalp da, depremden önce gecekonduda oturuyormuş. Evinin tamamen dağıldığını, naylon çadırda kaldığını anlatıyor. "O hazır evleri bize vereceklerine inanmıyorum. Hangi birine verecekler? Güçlü olana verecekler. Bugün bir buçuk iki milyar verecek gücüm yok benim" diyen Katanalp, "Ne olacak?" diye sorup, yanıtını kendi veriyor: "Çadırda sürünüp gideceğiz". Dört ve iki yaşında iki çocuğu olduğunu söyleyen Katanalp, "Başka ne yapabilirim, gidecek yerim yok. Ama hasta olacağız, ama öleceğiz onu da Allah bilir" diyor.
Belirsizlik, bunalımı derinleştiriyor
Psikiyatristler, depremzedelerin ruhsal bakımdan tedavisinin önkoşul olarak "güvenli, etraflarına güvenebilecekleri bir ortama alınmaları gerektiğini" söylüyorlar. Ama deprem bölgesindeki halk için bunun tam tersi geçerli. Devlete güvensizlik, yeni uygulamalarla daha da artıyor. Ama sadece devlete değil, belki devletin eylemiyle ilgili ama örneğin kendileri ne yapacaklarını da, yarın ne olacağını da, kış aylarında kışı geçirecekleri bir eve yerleştirilip yerleştirilemeyeceklerini bile bilmeden bugünü geçiriyorlar, yarın ne olacağını ise depremzedeler de; onlara "Sizi kurtaracağız", "Yaralarınızı saracağız", "Devlet yıkıcıları sizlerin kafasına kötü sorular sokuyor" diyen yetkililer de; hatta her şeyi bilen Başbakan ve Cumhurbaşkanı da, İmar Bakanı ya da yetkililer yerine demeçler veren askeri yetkililer de bilmiyor yarın ne olacağını. Bu belirsizlik karamsarlığı, umutsuzluğu körüklüyor.
Fatmaların sorunu herkesin sorunu
Abisini, yengesini ve üç yeğenini yitiren Fatma Uzun da ne yapacaklarını bilmediklerini anlatıyor: "Allah razı olsun 20 nüfusuz, bize bir çadır verdiler içindeyiz. Ama kış geliyor. Akşamları soğuk oluyor. Çadırda üşüyoruz" diyor. Uzun, şöyle devam ediyor: "Devletten hiç yardım görmüyoruz. Bu nasıl devlet? Başka zaman bağırıyorlar çağırıyorlar oy için. Bu kadar acı olmuş. Asıl bu zamanda yardım etmeleri lazım. İlla onlarda da acı olması lazım. Herhalde onlar acı nedir bilmiyorlar ki, bizim acılarımıza derman olmuyorlar. Öyle televziyonlardan konuşmakla olmuyor. Ev istiyoruz biz."
Fatma Yağız, 13 nüfus bir çadırda kaldıklarını anlatıyor ve "Yakınlarımızı kaybettik. Evimiz çatlamış. Devletten bir şey alamadık. Bize ev versinler, bir yere yerleştirsinler" diyor. Sonra da ekliyor: "Ama kime diyeceksin ki? Yapıyoruz diyorlar, ama güçlü olana verecekler. Çadırda çoluk çocuk üşüyor, hasta oluyorlar. Sonumuz ne olacak bilmiyorum."
www.evrensel.net