Aynı ders, ayrı hayatlar
Antik Atina’da özgür bir yurttaş olan Platon okul kurup düşüncelerini öğretiyordu. Roma’da ise köleleştirilmiş eğitimli insanlar, varlıklı ailelerin çocuklarına öğretmenlik yapıyordu. Aynı bilgi, o bilginin sahibine aynı özgürlüğü sağlamıyordu.
Hierapolisli Epiktetos da yaşamının bir bölümünü köle olarak geçirdi. Özgürlüğünü kazandıktan sonra felsefe öğretmeni oldu. Livius Andronicus ise kölelikten özgürlüğe uzanan yaşamında öğretmenlik yaptı, Homeros’un Odysseia destanını Latinceye çevirdi. Bir toplumun çocuklarını yetiştirecek, kültürünü geliştirecek bilgiye sahip olmak, ne yazık ki insanın köleleştirilmesini önlemeye yetmiyordu.
Eğitime ulaşmak o zaman da eşit değildi. Ailenin olanakları, çocuğun hangi seviyeye kadar okuyabileceğini belirliyordu. Varlıklıların çocukları öğrenimlerini ilerletirken, geçim derdi başkalarını erken yaşta çalışmaya yöneltiyordu.
Kölelik biçim değiştirdi, mülkiyet ilişkileri başkalaştı. Ancak emeğin ve bilginin üzerindeki sınıfsal ipotek binyıllardır kalkmadı. Dün okullar açıldı. Peki, eğitimin çevresindeki o görünmez duvarlar bugün ne kadar aşılabildi?
Bugün aynı devlet okulunda kadrolu, sözleşmeli ve ders ücreti karşılığında çalışan öğretmenler var. Aynı derse giriyor, aynı çocuklara emek veriyorlar. Ancak çalışma koşulları, güvenceleri ve hakları aynı değil.
Sözleşmeli öğretmenin aylığı ve sosyal hakları var ama statüsü ve koşulları kadrolu öğretmenle aynı değil. Ders karşılığı çalışanın geçim ve güvence sorunu daha da ağır. Kadrolu öğretmenin aldığı ücret de dört kişilik aile için hesaplanan yoksulluk sınırının çok altında. Ders karşılığı çalışan ise görevlendirilmesine ve ders saatlerine bağlı bir gelirle yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Öğrencisinin geleceğini hazırlarken kendi geleceğini planlayamıyor. Geliri, dört kişilik ailenin açlık sınırının bile altında kalıyor.
Elbette bugünün öğretmeni hukuken köle değildir. Ama insanın emeğini geçim zorunluluğuyla ucuzlatan, yarınını belirsiz bırakan düzen, köle öğretmenleri hatırlatıyor. Bilgisinden yararlanılan insana, o bilginin gerektirdiği değer ve güvence verilmiyor. Oysa bir öğretmen geçim derdini değil, sadece mesleğini ve öğrencisine nasıl faydalı olabileceğini düşünmelidir.
Duvarın öte yanında ise sermayenin eğitim alanındaki devasa pazarı duruyor. Ayrıcalıklı birkaç kolej dışında, özel okulların ezici çoğunluğu eğitimi bir ticarete, öğretmeni ise asgari ücrete mahkûm edilen güvencesiz bir işçiye dönüştürmüş durumda. Taban maaş hakkı ellerinden alınan özel okul öğretmenlerinin Ankara sokaklarında haykırdığı tablo, tam da bu kuralsız sömürü düzenidir. Yüksek ücretli az sayıda okulda imkânların görece iyi olması ise bu acı gerçeği değiştirmiyor; aksine eğitimi ve öğretmeni paranın gücüne göre katmanlara ayırıyor. Çocuklar da bu duvarın iki yanında büyüyor. Birinin yabancı dil, sanat, spor olanakları hazır. Diğeri beslenme çantasını doldurmakta zorlanan bir ailenin çocuğu.
Yüksek ücretler yalnızca eğitimi satın almıyor; arkadaş çevresini, ileride açılacak kapıları da belirliyor. Aynı yüksek gelire sahip ailelerin çocukları ileriki yaşamlarında bu arkadaşlıklarını ortaklıklara ve işbirliğine taşıyabiliyor.
Çözüm, öğretmeni statülere, çocuğu ailesinin gelirine göre ayırmamaktan geçiyor. Bütün öğretmenlere güvenceli kadro, eşit işe eşit ücret ve insanca yaşam koşulları sağlanmalıdır. Nitelikli, bilimsel, laik ve parasız eğitim her çocuğa ulaşmalıdır. Okulda sağlıklı yemek, ders araçları, sanat ve spor olanakları kamunun sorumluluğudur. Eğitim, ayrıcalık sağlayan bir ticaret alanı olmamalıdır. Kamu eliyle, her çocuğa aynı nitelikte sunulmalıdır.
Öğretmeni güvencesiz, çocuğu olanaksız bırakarak ortak bir gelecek kurulamaz.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et