Binlerce yıldır aynı dert: Emeğin ‘karşılığı’
İnsan, yaşamını sürdürmek için hep çalıştı.
Avlandı, yiyecek topladı. Toprağı işledi, hayvan yetiştirdi. Barınmak için taş taşıdı, çamurdan kerpiç döktü, barınak yaptı. Sınıflı toplumlarla birlikte tepedeki yönetenlerle işi yapanlar arasındaki ayrım derinleşti.
Kuşkusuz her dönemi kendi koşulları içinde değerlendirmek gerekir. Ama geçmişi anlamak, haksızlıkları haklı görmek değildir. Köleliğin yasalarca kabul edilmesi kölenin acısını azaltmıyordu. Kadına daha az ücret verilmesinin olağan sayılması da eşitsizliği ortadan kaldırmıyordu. Bugünün kazanımlarını geçmişin ölçülerine göre değerlendirirsek geriye gideriz.
Hammurabi Yasaları’na göre sağlam yapılmayan ev yıkılır ve ev sahibi ölürse yapıyı yapan öldürülecekti. Ev sahibinin oğlu ölürse, yapı ustasının oğlu öldürülecekti. Sorumluluk önemliydi ama babasının yaptığı iş yüzünden çocuğun canı alınıyordu!
Bugün sorumluluğu da cezayı da insan hakları temelinde değerlendirmek zorundayız.
Emeğin karşılığı da farklıydı. Ücret, arpa, bira, ekmek, yağ veya tartıyla ölçülen gümüş olabiliyordu. Sümer tabletlerinde habercilere dağıtılan yiyecekler bile kayıtlı. Ancak her yiyecek payı, bugünkü anlamıyla ücret değildi.
Babil’de tarla işçisine yılda sekiz gur tahıl öngörülüyordu. Bir gur yaklaşık 300 litre kabul edersek, yılda 2,4 metreküp eder. Bu miktarın o zamanda nasıl bir geçim sağladığını anlamak ayrı bir araştırma konusu. Bugün de ücretin rakamına değil, sofraya ne koyabildiğine bakmak gerekiyor.
Hitit yasalarında kadın ve erkek çalışanlar için farklı ücretler vardı. Hasatta üç ay çalışan erkek 30 parisu arpa alıyordu. Kadın ise iki ay için 12 parisu arpa alıyordu. Bir parisu elli litre ediyordu. Aylık karşılığı erkek için 500, kadın için 300 litre arpaydı. Bugün eşit işe eşit ücret talebinin hâlâ gündemde olması düşündürücü. Eski eşitsizlikleri anlatmak kolay; bugüne uzanan izlerini silmek mücadele istiyor.
Asur belgelerinde ücret uyuşmazlıkları da var. Demek ki ücreti kararlaştırmakla iş bitmiyormuş. Bir de alabilmek gerekiyormuş!
Eski Mısır’da III. Ramses döneminde Deyr el-Medine işçileri, erzakları gecikince işi bıraktılar. Firavunun mezarını yapan eller, kendi sofrasını doldurmak için işi durdurmuştu. Tarihin bilinen ilk grevi olarak anılıyor.
Bugün de yerin altında kömür çıkaran madenci, tezgâh başında kumaş dokuyan tekstil işçisi ücretini, tazminatını, yasal haklarını almak için mücadele ediyor. İşçinin derdi yalnız ücretin azlığı değil; çalışıp hak ettiğini alamamak! Hem de bu çağda.
Yıldızlar SSS Holding’e bağlı madenlerde ödenmeyen ücret ve işçilik alacakları için yürütülen mücadele sırasında Başaran Aksu ve Gökay Çakır 26 Ağustos’ta tutuklandı, 4 Eylül’de tahliye edildi.
Sırma Halı işçileri de ücretlerinin gecikmesi ve ücretlerine zam yapılmaması nedeniyle iş bırakmıştı. Eylemdeki konuşması nedeniyle 16 Mart’ta tutuklanan BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen ise 12 Mayıs’ta beraat ederek tahliye edilmişti.
Tahliyeler sevindirici. Ama emekçilerin hakkını savunan sendikacıların cezaevinde geçirdiği günleri kim geri verecek? İşçi alacağını beklerken, temsilcisinin özgürlüğü için de mücadele etmek zorunda mı kalacak? Asıl problem bu değil mi?
Bütün bu mücadelelerin temelinde, üretilen zenginlikten kimin ne kadar pay alacağı meselesi var.
Kil tabletlerin yerini bilgisayarlar, tahıl paylarının yerini banka hesapları, karasabanın yerini modern tarım makineleri aldı. El tezgâhlarının yerini otomatik üretim sistemleri aldı. Üretim katlandı, üretilen zenginlik büyüdü. Peki, üretenlerin geçim derdi neden bitmedi?
Haklar mücadeleyle kazanıldı. Ama kâğıtta yazan hak, işçinin sofrasına kendiliğinden ekmek olmuyor.
Uygarlık, yalnızca yükselen binalar, otomatik üretim sistemleri, büyüyen servetlerle ölçülmez. O binaları yapanın, o zenginliği üretenin nasıl yaşadığıyla ölçülür. Emekçi çalışarak yoksullaşıyorsa, ilerleme değil, gerilemedir söz konusu olan.
Not: Yazıda antik toplumların çalışma yaşamına ilişkin bilgileri, Prof. Dr. Erkan Konyar ve Doç. Dr. Metin Alparslan’la görüşerek teyit ettim. Katkıları için kendilerine teşekkür ederim.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et