Emeği değil, enerjiyi ucuzlatmak gerekir
Bir ürünün maliyetini ne belirler?
Ham madde, teknoloji, emek ve enerji…
Üretimin dört temel ayağı bunlardır. Sistem ister kapitalist ister sosyalist olsun, hiçbir fabrika bu dört unsur olmadan üretim yapamaz.
Ham maddeniz yoksa dışarıdan alırsınız. Dünyada aşağı yukarı aynı fiyattır. Üzerine taşıma ve sigorta maliyetini eklersiniz. Teknolojiyi kendiniz üretemiyorsanız onu da ithal edersiniz. Benzer nitelikteki makinenin, yazılımın ve üretim sisteminin bedeli uluslararası piyasada büyük ölçüde bellidir.
Peki, geriye ne kaldı?
Emek ve enerji…
Türkiye, yıllardır rekabet gücünü artırmak için emeğin bedelini düşük tutuyor. Bu amaçla göçmen emeği de düşük ücretlerle kullanılıyor. Sendikalaşmanın önüne engeller konuluyor. Kayıt dışılığa göz yumuluyor. Gerçek ücretler enflasyon karşısında bilinçli şekilde eritiliyor.
Bakanlığın temmuz 2026 verilerine göre sendikalaşma oranı yüzde 14’ün de altına inmiştir. Örgütlülük ve ciddi bir mücadele olmayınca ücretleri baskılamak kolaylaşıyor.
Günümüzde üretim giderek otomasyona, ileri teknolojiye ve kesintisiz enerji kullanımına dayanıyor. Birçok sektörde emeğin toplam üretim değeri içindeki payı azalırken teknolojinin ve enerjinin payı artıyor.
Bu durumda önümüze iki seçenek çıkıyor:
Ya ücretleri baskılayarak şimdiki gibi işçiyi yoksullaştırmak ya da enerjiyi kamusal bir hizmet olarak ele alıp üreticiye ve halka gerçek maliyeti üzerinden sunmak.
Birinci yol toplumun alım gücünü düşürür, iç pazarı daraltır ve nitelikli emeği ülke dışına yönlendirir. İkinci yol ise çalışanın ekmeğine dokunmadan üretim maliyetini azaltır.
Seçenekler bu kadar açıktır.
OECD’nin 2023 verilerinden yaptığımız hesaplamaya göre ana metal, kimya, gıda, metalik olmayan mineral ürünler ve tekstil-giyim-deri sektörlerinde çalışanlara yapılan toplam ödemenin üretim değeri içindeki payının basit aritmetik ortalaması yaklaşık yüzde 11.6’dır. Bu oran, zaten düşük olan ücretleri baskılamanın sanıldığı kadar büyük bir maliyet avantajı sağlamadığını gösteriyor. Elbette emeğin payı her sektörde aynı değildir. Tekstil, hazır giyim ve deri gibi emek yoğun sektörlerde ücretlerin maliyet üzerindeki etkisi daha yüksektir. Ancak bu durum, rekabet gücünün işçiyi yoksullaştırarak sağlanmasını haklı çıkarmaz.
Türkiye’de enerjinin toplam üretim maliyeti içindeki payı her sektörde aynı değildir. Ancak demir-çelik, döküm, cam, seramik ve çimento gibi enerji yoğun sektörlerde enerji giderleri belirleyici düzeye çıkabilmektedir.
Peki, bu sektörler yalnızca iç pazar için mi üretim yapıyor?
Hayır.
Ana metal, tekstil, kimya, gıda, cam ve seramik sektörleri hem ülke pazarında hem de dünya pazarında doğrudan rekabet ediyor.
Türkiye, 2024 yılında kimya sektöründe 30.8 milyar dolar; çelik ve demir dışı metallerde yaklaşık 28.5 milyar dolar; tekstil ve hazır giyimde yaklaşık 27.4 milyar dolar; çimento, cam, seramik ve toprak ürünlerinde ise 4.3 milyar dolar ihracat yaptı.
Sorun bununla da sınırlı değil.
TÜİK’in 2023 girdi-çıktı tablolarından yaptığımız hesaplamaya göre bu beş sektör, üretimde doğrudan kullanılmak üzere yaklaşık 77 milyar dolarlık ithal ham madde ve ara girdi kullanmıştır. Beş sektörün doğrudan ithal girdi bağımlılığının basit aritmetik ortalaması yaklaşık yüzde 30’dur.
Peki, Türkiye enerji alanında ne yapıyor?
Enerjiyi piyasanın ve özel şirketlerin kâr hesabına terk ediyor.
Enerjiden özel sektörün elde ettiği kâr ve devletin kendi kasasına aldığı pay, halka daha pahalı gıda, daha pahalı konut, daha pahalı giysi ve daha pahalı sanayi ürünü olarak yansıyor.
Bu nedenle kamu, enerji üretimini sanayinin ve ülkenin uzun vadeli ihtiyaçlarına göre planlamalıdır.
Ancak enerjiyi ucuzlatmak, ithal kömürü ve doğal gazı sübvanse etmek anlamına gelmemelidir. Maliyet avantajı, güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir kaynaklara dayalı kamusal yatırımlarla, enerji verimliliğiyle ve dışa bağımlılığı azaltacak uzun vadeli bir planlamayla sağlanmalıdır.
Kamunun sağladığı maliyet avantajı patronun kasasına değil, ürünlerin fiyatının düşmesine, teknoloji yatırımına, nitelikli istihdama ve emekçilerin yaşam standartlarının iyileştirilmesine yansıtılmalıdır.
Emeğin ucuzlaması toplumu yoksullaştırır.
Enerjinin kamu eliyle gerçek maliyeti üzerinden sunulması ise üretimi güçlendirir.
Üstelik bu, yalnızca sosyalist bir tercih değil, kapitalist sistemde bile ekonomik aklın gereğidir.
Üreten ve bağımsız bir ülke olmak istiyorsak enerji, birkaç şirketin kâr kapısı değil; halkın refahının, sanayinin gelişmesinin ve ekonomik bağımsızlığın aracı olmalıdır.
Veri kaynakları: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Temmuz 2026 İşkolları İstatistikleri; TÜİK, Sanayi Sektörü Nihai Enerji Tüketim İstatistikleri 2024; TÜİK, 2023 Arz ve Kullanım Tabloları ve Girdi-Çıktı Tabloları; OECD, Annual Value Added and Its Components by Economic Activity, Table 6; Türkiye İhracatçılar Meclisi, İhracat 2025 Raporu.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et