Dalda elma, gümrükte döviz
Amasya Arkeoloji Müzesi’nde yaklaşık 1800 yıllık bir mozaik var. Ortasında dört meyveli bir elma ağacı, dibinde üç keklik.
Roma döneminden kalan bu figür, bence Amasya için misket elmasından bile güçlü bir simge olabilir. Büyük olasılıkla misket elmasının atasıdır. Çünkü o mozaik, bu toprakların binlerce yıllık üretim hafızasıdır.
Şimdi durup dururken bu mozaik de nereden çıktı, diyeceksiniz.
Gazeteci Songül Dalgıç Bilgili’nin 7 Ağustos’ta Nefes’te yayımlanan haberinde, 2026’nın ilk altı ayındaki meyve-sebze ithalatı anlatılıyordu. Okuyunca bu yazıyı kaleme almak istedim.
Habere göre, ocak-haziran döneminde 76.4 milyon dolarlık elma, 30.5 milyon dolarlık kayısı, 20.3 milyon dolarlık çilek 18.2 milyon dolarlık portakal, 10.8 milyon dolarlık erik, 4.2 milyon dolarlık armut, 5 milyon dolarlık karpuz ve 3.3 milyon dolarlık şeftali ithal edilmiş.
Peki, elmayı 1800 yıl önce mozaiğine işleyen bu toprakların insanları, bugün elma ve elma suyuna neden milyonlarca dolar ödüyor?
Amasyalı Strabon, iki bin yıl önce Yeşilırmak boylarını anlatırken bereketli ovalardan, tahıldan, üzümden, armuttan, elmadan ve cevizden söz eder. Bugünkü Terme çevresinde, Thermodon kıyısındaki ve Amazonların yurdu sayılan Themiscyra’nın çayırlarında sığırların ve atların beslendiğini; Erbaa-Niksar Ovalarını kapsayan Phanaroea’nın ise zeytin ve şarap bakımından zengin olduğunu yazar. Yani Anadolu yalnız uygarlıkların değil, tarımın ve hayvancılığın da beşiğiydi.
Mitolojide altın elma, tanrıçalar arasına nifak sokmuş, Paris’in seçimi Troya Savaşı’nın yolunu açmıştı. Bizim çağımızın “nifak elması” ise üreticiyle tüketicinin arasına sokulan ithalat politikasıdır.
Çiftçi mazot, gübre, ilaç, elektrik ve kredi faizinin altında eziliyor. Hayvancılık yemden damızlığa kadar dışa bağımlı hale getiriliyor. Üreticinin elması şeftalisi dalında, domatesi tarlada kalırken gümrük kapıları ithalata açılıyor. Sonra da market rafındaki pahalılığın sorumlusu yine çiftçiymiş algısı yaratılıyor.
Bu düzen kime yarıyor? Ürününü maliyetinin altında satmak zorunda kalan üreticiye mi, pahalı gıdaya mahkum edilen halka mı? Elbette hayır. Kazanan ithalatçı, büyük aracılar ve piyasa üzerinde söz sahibi “zincirler” oluyor.
Çözüm, her sıkışmada ithalat yapmak değil, kamucu bir üretim planlamasıdır. Çiftçiye maliyetini karşılayan taban fiyat ve ucuz girdi sağlanmalı; kooperatifler yeniden yapılandırılarak desteklenmeli; soğuk hava depoları ile meyve suyu ve işleme tesisleri kamu öncülüğünde yaygınlaştırılmalıdır. Kamu, tüccardan önce bahçeye girmeli; üreticinin ürününü dalda bırakmamalıdır.
Amasya’daki dört elma, taşların üzerinde 1800 yıl dayanmış. Peki, bu politikalar sürerse, o elmayı yetiştiren çiftçi bir sonraki mevsime dayanabilecek mi? Zaten Amasya’da geleneksel misket elması bahçeleri de yok denecek kadar azaldı.
Mozaiği korumak yetmez; onu var eden üretim kültürünü ve üreticiyi de korumak gerekir. Çünkü tarım yalnız ekonomi değil, bağımsızlık meselesidir.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et