Yeni OVP: Şimşek programının yeni devletçi revizyonu geldi
Geçtiğimiz haftalarda, yeni Orta Vadeli Program açıklanmadan önce şu soruyu tartışmıştım: Mehmet Şimşek programının yarattığı yüksek faiz, değerli TL ve zayıflayan iç talep koşullarının sanayi üzerindeki baskısı ekonomi politikasında yeni devletçi bir revizyona yol açacak mı? Yeni OVP yayımlandı. Artık bu soruya daha net bir yanıt verebiliriz: Evet, yeni devletçi revizyon geldi.
Yeni OVP üzerine yapılan değerlendirmelerin neredeyse tamamı bu bağlamı görmeden, para politikası ve enflasyon tahminleri konularına odaklandı. Piyasa analistlerinin bu uğraşı, yönettikleri yatırım portföyleri açısından önemli olabilir. Ancak sürecin ekonomi politik açıdan değerlendirilmesi için OVP’de bakılması gereken çok daha önemli unsurlar var. Bu yazıda, para politikası tartışmasıyla vakit kaybetmek yerine konunun bu boyutlarını öne çıkaracağım.
Yeni OVP'nin ekonomi politikası çerçevesini iki düzeyde değerlendirmek mümkün. Bir yanda makroekonomik istikrarı sürdürme isteği var. Diğer yanda ise giderek belirginleşen yeni sanayi politikaları. Yeni devletçi revizyon tam da bu iki düzeyin bir araya gelmesinden oluşuyor. Ek olarak, “ekonomik güvenlik” kavramının seçici bir şekilde kullanılması, OVP’deki bir diğer önemli unsur. Son olarak, emeğin konumu yeni OVP’nin sınıfsal niteliğini belirginleştiriyor.
Makroekonomik istikrar
İlk düzeyde belirgin bir yön değişikliği yok. Geçen yılki OVP'de 2026 için yüzde 3.8 olarak öngörülen büyüme yeni programda yüzde 3.3'e çekilmiş durumda. OVP, bu aşağı yönlü revizyonun nedenleri arasında dış talepteki zayıflamanın yanı sıra “dezenflasyon sürecinin gerektirdiği sıkı finansal koşulların” iç talep üzerindeki etkisini de sayıyor (OVP, s.2).
Buna rağmen dezenflasyon programından geri dönüş öngörülmüyor. Büyümenin 2027'de yüzde 4.2'ye, 2028'de yüzde 4.6'ya ve 2029'da yüzde 5'e yükselmesi hedeflenirken, yıl sonu enflasyonunun aynı dönemde yüzde 21'den yüzde 9'a indirilmesi amaçlanıyor.
Para politikasında da temel yaklaşım korunuyor. OVP, “fiyat istikrarı tesis edilene kadar tüm araçlar etkin bir şekilde kullanılacaktır” derken, maliye ve gelirler politikalarının para politikasıyla eşgüdümlü yürütüleceğini ve dalgalı döviz kuru rejiminin sürdürüleceğini belirtiyor (OVP, s.34).
Dolayısıyla sanayicilerin son dönemde yoğunlaşan yüksek faiz, finansmana erişim ve kur düzeyine ilişkin şikayetlerine verilen yanıt makroekonomik istikrar arayışından vazgeçmek değil.
Yeni olan: Aktif sanayi politikaları
Asıl değişim ikinci düzeyde görülüyor. Yeni OVP, sanayi politikasına önceki dönemlere göre çok daha müdahaleci bir rol biçiyor.
Belgenin bu açıdan en dikkat çekici ifadelerinden biri şu: “Kamunun öncü rolünün güçlendiği aktif sanayi politikaları yürütülecektir” (OVP, s.19). Üstelik aynı bölümde programın ilk yılından itibaren temel odaklardan birinin, imalat sanayiinin “yurt içi makrofinansal dengelenme süreçlerinin oluşturduğu baskılara karşı dayanıklılığının artırılması” olacağı belirtiliyor.
Bu oldukça önemli bir kabul. Ekonomi yönetimi, uygulanan makroekonomik programın sanayi üzerinde baskı yarattığını görüyor. Ancak bu baskıyı genel bir para politikası gevşemesiyle değil, hedefli sanayi politikalarıyla hafifletmeye çalışıyor.
Araçlar da oldukça somut. OVP, “veriye dayalı, seçici ve hedef odaklı aktif sanayi ve dış ticaret politikaları” uygulanacağını söylüyor. İmalat sanayii üretim, yatırım, istihdam, kapasite kullanımı ve ihracat göstergeleri üzerinden düzenli olarak izlenecek. Kritik eşiklerin aşılması durumunda finansman, istihdam, dış ticaret ve maliyetleri birlikte ele alan bir “hızlı müdahale mekanizması” devreye sokulacak. Tekstil, hazır giyim, deri ve mobilya gibi emek yoğun sektörlerde süreli ve seçici destekler genişletilecek, Kredi Garanti Mekanizmasının kapasitesi artırılacak (OVP, s.23-24).
Daha çarpıcı olanı ise devletin rolünün finansman desteğinin ötesine taşınması. OVP açıkça, “Kamu alımları yoluyla girişimci devlet anlayışı benimsenecek” diyor (OVP, s.23). Kamu yatırımlarının özel sektör yatırımlarını tamamlaması, kamu alımlarının da yerli üretimi ve Ar-Ge'yi destekleyen stratejik bir araç haline gelmesi hedefleniyor.
Yani Şimşek programının sanayi üzerinde yarattığı sorunlara verilen yanıt artık yalnızca kredi teşviklerinden ibaret değil. Devlet yatırımın yönünü etkileyen, riski paylaşan, sektör seçen ve kamu talebi yaratan bir aktör olarak yeniden konumlandırılıyor.
Sanayi politikasından ekonomik güvenliğe
Yeni devletçiliğin bir başka boyutu ise ekonomik güvenlik. OVP'de bunun ayrı bir politika başlığı haline gelmesi önemli. Program, “kritik ürün, teknoloji ve hizmetlerde dışa bağımlılığın” azaltılmasını, yerli üretim ve yenilik kapasitesinin geliştirilmesini ve tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesini hedefliyor (OVP, s.44). Enerji, tarım, gıda, sağlık ve teknoloji gibi stratejik alanlar artık yalnızca rekabetçilik açısından değil, ulusal ekonomik dayanıklılık açısından da ele alınıyor.
Bu dönüşüm Türkiye'ye özgü değil. Küresel ticaret sisteminin parçalandığı, sanayi politikalarının, sübvansiyonların ve stratejik kamu müdahalelerinin yeniden önem kazandığı bir dönemde Türkiye’deki politika yapıcılar da bu yeni uluslararası ekonomi politikası ortamına uyum sağlamaya çalışıyor.
Ancak bunun eski tip devletçilik olmadığını vurgulamak gerekir. Devlet doğrudan üretici olmaktan çok finansman sağlayan, riski paylaşan, yatırım yönlendiren ve stratejik sektörleri destekleyen bir aktör olarak öne çıkıyor.
Yeni devletçilik ve emek
Yeni OVP'nin sınıfsal niteliği emek meselesine gelindiğinde belirginleşiyor. Sanayi politikası bölümünde firmaların finansmana erişiminden enerji ve lojistik maliyetlerine, ihracat sorunlarından işletme sermayesi ihtiyacına kadar pek çok sorun tanımlanıyor ve bunlara karşı somut araçlar geliştiriliyor.
Emek söz konusu olduğunda ise politika setinin ağırlık merkezi değişiyor. OVP, “yeni nesil çalışma modelleri” ile birlikte “güvenceli esnekliği artıran” politikaların uygulanacağını belirtiyor. Reform takviminde de yeni çalışma modellerine ilişkin düzenlemelerin tamamlanarak “güvenceli esnekliğin yaygınlaştırılması” hedefleniyor (OVP, s.30-31).
Beceri uyumsuzluklarının azaltılması, mesleki eğitimin geliştirilmesi ve kadınlarla gençlerin işgücüne katılımının artırılması kuşkusuz önemli. Ancak emeğin esas olarak ekonominin ve üretimin değişen ihtiyaçlarına uyum sağlaması gereken bir unsur olarak ele alınması dikkat çekici. Sanayi sermayesinin karşılaştığı risklerin bir bölümünü devlet üstlenirken, işçiler açısından ağırlık ücretlerin güçlendirilmesi, çalışma koşullarının iyileştirilmesi veya toplu pazarlık kapasitesinin artırılmasından çok esneklik, beceri uyumu ve istihdam edilebilirlik üzerinde.
Kısacası, OVP’de makroekonomik istikrarı sürdürme isteği korunurken, bu politikanın sanayi üzerindeki sonuçları devletin seçici müdahaleleriyle hafifletilmeye çalışılıyor. Yeni devletçilik üretimi, yatırımı ve sanayi sermayesini destekleyecek yeni araçlar geliştirirken, emeğin bu dönüşüm içindeki konumunu güçlendirecek benzer bir kurumsal çerçeve görünmüyor. Aksine emek, bu sürece uyum sağlaması gereken bir unsur olarak görülüyor ve uyumun maliyetleri yine bu kesim üzerine yükleniyor.
OVP’yi başka açılardan da değerlendirmek mümkün, bu yazı diğer yazılar için bir giriş olsun. Özellikle yeni devletçilik tartışması bağlamında ekonomi politikasının doğrultusunun ne olacağı konusunu tartışmaya devam edeceğim. Bu konu, sadece iktidarın ne yapmaya çalıştığını anlamakla ilgili değil, aynı zamanda muhalefet cephesinin nasıl bir alternatif strateji kurması gerektiği ile de ilgili.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et