Ekonomik yavaşlamanın ekonomi politiği
Geçtiğimiz hafta yeni Orta Vadeli Programı beklerken, Şimşek programında başlayan revizyonun hangi yönde ilerleyebileceğini tartışmıştım. Son açıklanan büyüme ve iş gücü verileri, bu tartışmanın önümüzdeki aylarda daha da önemli hale geleceğini gösteriyor. Zira ekonomik yavaşlama ile sadece büyüme oranlarının düşmesini değil, enflasyonla mücadelenin maliyetinin kimler tarafından üstlenileceğini, işsizliğin ve ücret baskısının emek piyasasını nasıl yeniden şekillendireceğini ve ekonomi yönetiminin bu süreci 2028'e giderken nasıl yöneteceğini belirleyen siyasi bir süreçten söz ediyoruz.
Güncel verilere geldiğimizde; Türkiye ekonomisi 2026'nın ikinci çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2.3 büyüdü. Bir yıl önce aynı oran yüzde 4.8'di. Yani ekonomik faaliyetteki yavaşlama belirginleşiyor.
Büyümeyi tüketim taşıyor
Harcama kalemlerinin büyümeye katkıları açısından verilere baktığımızda, yüzde 2.3'lük büyümenin 2.33 puanı hanehalkı tüketiminden geldiğini görüyoruz. Hanehalkı tüketimi yıllık yüzde 3.5 arttı. Yatırımların büyümeye katkısı ise yalnızca 0.16 puanda kaldı. Devlet tüketimi büyümeyi 0.21 puan, stok değişimleri de 0.53 puan aşağı çekti.
Dolayısıyla ortada basitçe “iç talebin çöktüğü” bir ekonomi yok. Ancak bu, geniş toplum kesimlerinin alım gücünü koruduğu anlamına da gelmiyor. Basitçe, sıkılaştırma süreci ekonominin farklı bileşenlerini farklı biçimlerde etkiliyor. Dolayısıyla hanehalkı tüketiminin büyümeyi taşımaya devam etmesi de bu kategorinin kendi içindeki ayrışmayı dikkate alarak değerlendirmeliyiz. Gelir dağılımının bozuk olduğu bir ortamda, toplumun en zengin yüzde 20'si harcamasını sürdürürken, yüzde 80'inin gelirleri artmıyor, hatta reel olarak geriliyor olabilir. Bu nedenle toplam hanehalkı tüketimindeki artış, geniş kesimlerin tüketim gücünün korunduğu anlamına gelmez.
Yatırımlar ise neredeyse yerinde sayıyor. Bu kompozisyon, dezenflasyon programının ekonomiyi yatırım ve ihracata dayalı yeni bir büyüme patikasına taşıdığını iddiasını boşa çıkarıyor.
Net ihracatın büyümeye katkısı 0.57 puan. Ancak bu da güçlü bir ihracat performansından kaynaklanmıyor. İkinci çeyrekte ihracat yüzde 3.4 azalırken ithalat yüzde 6.4 geriledi. Yani net ihracatın büyümeye olumlu katkısının arkasında esas olarak ithalatın daha hızlı daralması var.
Sektörler arasındaki ayrışma
Sektörel verilerde en dikkat çekici gelişme tarımda. Tarım, ormancılık ve balıkçılık yüzde 13.3 büyüdü. Geçen yıl aynı dönemde sektörün yüzde 3.5 küçülmüş olması olumlu bir baz etkisi yaratıyor. Ancak bu artışı yalnızca baz etkisi değil, elverişi iklim koşulları da yardım etmiş gibi görünüyor.
Ekonomideki yavaşlamayı daha açık gösteren sektör ise inşaat. Geçen yılın ikinci çeyreğinde yüzde 10.9 büyüyen sektör, bu yıl aynı dönemde yüzde 1.9 daraldı. Yüksek faizlerin kredi ve konut talebi üzerindeki etkisi düşünüldüğünde bu şaşırtıcı değil.
İnşaattaki daralmanın uzaması iki açıdan önemli. Yeni konut arzının azalması, faizlerin gerilemeye başladığı bir aşamada konut fiyatlarının yeniden hızlanmasına zemin hazırlayabilir. Ayrıca inşaat, Türkiye'de emek yoğun sektörlerde ortaya çıkan işsizliği emen önemli alanlardan biridir. Dolayısıyla buradaki daralma istihdam açısından da yakından izlenmeli.
Yavaşlamanın sınıfsal sonucu
Büyüme verisinin belki de en önemli yönü bölüşüm tarafında. İşgücü ödemelerinin toplam katma değer içindeki payı, ilk çeyrekteki yüzde 42.7’den ikinci çeyrekte yüzde 38.1'e geriledi. Temmuz iş gücü verileri de tabloyu tamamlıyor. İstihdam bir ayda 388 bin kişi azalırken işsiz sayısı 150 bin arttı. Geniş tanımlı atıl iş gücü oranı yüzde 30.6'ya yükseldi.
Dolayısıyla yavaşlamanın sürmesi durumunda, Şimşek programının yeni aşamasında ücret baskısının yanına giderek daha güçlü bir işsizlik baskısı eklenebilir.
2028'e doğru
Ekonomik yavaşlamanın ekonomi yönetimi açısından başka bir sonucu daha var. Yavaşlama, bir yandan işsizlik yaratıyor ve gelir kaybını artırıyor. Ancak diğer yandan faiz indirimlerinin önünü açıyor.
Bu nedenle sonbaharda yeni bir aşamaya geçebiliriz: Faizlerin kademeli olarak indirildiği, sanayi sermayesine yönelik seçici desteklerin genişlediği, ancak ücret disiplininden vazgeçilmediği bir dönem.
Burada ekonomik yavaşlamanın siyaseti daha görünür hale geliyor. Birincisi, dezenflasyonun maliyeti toplumun farklı kesimlerine eşit dağılmıyor. Ücret baskısı, yüksek faiz ve istihdam kaybı esas olarak emekçi kesimlerin gelirlerini ve pazarlık gücünü sınırlıyor.
İkincisi, ekonomik yavaşlama işsizliği giderek daha önemli bir disiplin mekanizmasına dönüştürüyor. Ücretlerin baskılanmasına şimdi istihdam kaybı ve iş bulma güçlüğü de ekleniyor.
Üçüncüsü, bütün bu sürecin siyasi bir takvimi var. Ekonomi yönetiminin amacı ekonomiyi sürekli olarak yavaşlatmak değil. Enflasyon ve ücretler üzerinde belirli bir kontrol sağlandıktan sonra, 2028'e yaklaşıldıkça faiz indirimleri, kredi genişlemesi ve seçici desteklerle ekonomik faaliyetin yeniden hızlandırılması gündeme gelecektir.
Dolayısıyla önümüzdeki dönemin temel sorusu yalnızca enflasyonun ne kadar düşeceği ya da ekonominin ne kadar yavaşlayacağı değil. Belirleyici olan, bu yavaşlamanın maliyetini kimin üstleneceği ve daha sonra başlayacak canlanmadan kimin yararlanacağı olacak. Şimşek programının 2028'e uzanan siyasi sınavı da tam olarak burada başlayacak.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et