30 Ağustos 2026 00:05

OVP ile Şimşek programına yeni devletçi revizyon gelir mi?

Eylül ayında yeni orta vadeli program (OVP) açıklanacak. Her yıl olduğu gibi büyüme, enflasyon, bütçe açığı, işsizlik ve cari açık için yeni hedefler göreceğiz. Açıkçası bu somut hedeflerin çok anlamlı olmadığını geçtiğimiz yıllardaki tecrübeden biliyoruz. O nedenle bu OVP’de rakamsal hedeflerden çok, Mehmet Şimşek programının üç yılı aşkın uygulamanın ardından hangi yönde değişeceği ile ilgili belirtilere bakmak daha anlamlı olacak.

Revizyon tartışması

Şimşek programı yüksek faiz, değerlenen TL, kredi sınırlamaları, iç talebin baskılanması ve ücret artışlarının kontrol altında tutulmasına dayanıyor. Bu politika bileşimi dış finansmana erişim, rezerv birikimi ve kur istikrarı açısından olumlu sonuçlar üretti. Fakat aynı politika, hayat pahalılığı krizini sonlandırmadı. Aksine bu politikaların maliyeti alım gücü eriyen geniş toplum kesimlerinin üzerine yıkıldı.

Aynı oranda olmasa da mevcut programdan olumsuz etkilenen bir diğer kesim, sanayi sermayesi. Özellikle döviz kuru rekabetçiliğine ve düşük ücretlere dayanan emek yoğun sektörler, ciddi zorluklar yaşamaya başladı. Son aylardaki revizyon tartışmasının kaynağı da burada.

İstanbul Sanayi Odasından TOBB’ye, Anadolu’daki sanayi odalarından şirket yöneticilerine kadar genişleyen bir kesim finansmana erişim, yüksek faiz ve değerlenen TL konusunda ekonomi yönetimine baskı yapıyor. Haziran sonunda bu taleplerin programın tümden terk edilmesinden çok, belirli sektörlere yönelik seçici kredi kanallarının açılmasıyla karşılık bulabileceğini belirtmiştim.

13 Temmuz’da açıklanan destek paketi, bu yönde geldi. Yatırım taahhütlü avans kredisi (YTAK) programının limiti 750 milyar liraya çıkarıldı. İmalat sanayisine 250 milyar liralık ek uygun koşullu kredi açıklandı. Finansman maliyetinin 12 puanının kamu tarafından karşılanması kararlaştırıldı. Böylece yüksek faiz rejimi değiştirilmeden, belirli sermaye kesimleri için kamu kaynaklarıyla daha ucuz bir finansman kanalı açıldı.

Kısacası yeni OVP, revizyon tartışmasının gölgesinde hazırlanıyor. Bu bağlamda kredi destek programları bir istisna olarak mı kalacak, yoksa yeni ekonomi politikasının kalıcı bir parçasına mı dönüşecek sorusu, önem kazanıyor.

Seçici genişleme mi sanayi politikası mı?

Ekonomi yönetiminin, sanayi sermayesinin revizyon taleplerine kredi genişlemesiyle karşılık vermesi esasında çok kritik bir gelişme değil. Önemli olan, seçici kredi genişlemesinin bir sanayi politikası çerçevesinde tasarlanıp uygulanmasıdır. Aslında bunun işaretleri son OVP’lerde vardı. YTAK, HIT-30, teknoloji odaklı sanayi hamlesi, yatırım teşvikleri, kamu alımları, Hazine destekli kefalet mekanizmaları ve stratejik sektörlere yönelik destekler giderek daha merkezi hale geldi. Geçen yılki OVP, yatırım teşviklerini açıkça “seçici, süreli ve proje odaklı” bir politika çerçevesine yerleştirdi. Kısacası, sanayi politikasının kritik unsurlarından olan kredi tahsisi, daha fazla kullanılan bir araç haline geldi.

Ve bu eğilim Türkiye’ye özgü değil. Küresel ekonomide de ticaretin serbestleştirilmesini merkeze alan neoliberal çerçeve aşınıyor. Sübvansiyonlar, yatırım kontrolleri, stratejik sektörler, kritik ham maddeler, sanayi politikaları ve tedarik zincirlerinin güvenliği ekonomi politikasının merkezine yerleşiyor. Daha önce “yeni devletçilik olarak tartıştığım dönüşüm tam da bu bağlamda şekilleniyor.

Yeni devletçilik

Dolayısıyla eylül OVP’sinde karşımıza çıkabilecek politika bileşimi, maliyetini ücretlilerin üstlendiği bir genel sıkılık ile belirli sermaye kesimlerine yönelik seçici genişlemenin birlikteliği olabilir. Bu seçici genişleme, ihracat, teknoloji, savunma, enerji ve stratejik kabul edilen sektörler için kamu destekli finansman kanallarının kullanılmasıyla uygulanabilir. Ancak bunlar, sanayide bir yapısal dönüşüm doğrultusunda yapılmazsa, patinaj çekme hali sürecek.

Yeni devletçilik tartışması, bu bağlamda gündeme geliyor. Devletin ekonomide daha aktif ve yönlendirici olması gerektiği fikri, artık eskide kalmış bir düşünce değil. Bizzat sanayiciler, kapatılan devlet planlama teşkilatının yeniden kurulmasını ve “yeni nesil bir sanayi planlaması” yapılmasını savunuyorlar.

Bu tip bir değişiklik, esasında yeşil dönüşüm ve enerji dönüşümü gibi başlıklarla zaten gündemde. Ancak bunların uygulanıyor olması, Şimşek programının sona erdiği anlamına gelmez. Aksine, programın yarattığı sermaye içi gerilimleri yönetebilmek için devlet müdahalesinin güçlendirilmesi anlamına gelir.

Yazıyı sonlandırmadan, buradaki sınıfsal asimetriyi vurgulamak gerekiyor. Yüksek faiz nedeniyle zora düşen sanayicinin finansman maliyetinin bir bölümü kamu tarafından üstlenilirken, hayat pahalılığı nedeniyle ücretlilerin uğradığı gelir kaybını telafi edecek benzer bir mekanizma gündemde değil. Kredi sıkılaştırmasının sermaye üzerindeki etkisi için istisnalar yaratılırken ücret politikası dezenflasyonun temel araçlarından biri olmaya devam ediyor.

OVP gerçekten “yeni devletçilik” doğrultusunda şekillenirse Şimşek programında bir revizyon göreceğiz. Ama bu, emek lehine değil, yeni devletçiliğin sermaye lehine bir versiyonu olacak.

Evrensel 31 yaşında!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Ümit Akçay

OVP ile Şimşek programına yeni devletçi revizyon gelir mi?
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et