Seçim neden yapılır?
Son günlerde gazetelere birbiriyle ilişkili iki haber düştü. Bunlardan birisi ülke nüfusunun yüzde 44’ünün seçtikleri belediye başkanları tarafından yönetilmediğine ilişkin olanıydı. Diğeri ise AKP’li eski vekil Şamil Tayyar’ın bu duruma “çözüm” önerdiği haberdi. Şamil Tayyar sosyal medya hesabından şunları yazmış: "Belediyeler siyasi gündemin en hararetli tartışma konuları. Ölüm, kayyım, tutukluluk, transfer ve istifa gibi sebeplerle çok sayıda belediye başkanlığı vekâletle yönetiliyor. Tartışmanın bir parçası olmak yerine çözüm önerisinde bulunmak isterim. Anayasa değişikliğiyle mahalli seçimler 2027 yılının ilk yarısında, misal Nisan/Mayıs gibi yapılsın, bu olağanüstü sürecin akıbetini milletin hakemliği tayin etsin. Tartışmayı da kavgayı da bitirecek en radikal, bir o kadar sonuç alıcı çözüm olur kanaatindeyim.”
Bu öneriyi okuyanların neler hissettiğini tahmin etmek gerçekten zor bir durum. Bazıları ‘şaka gibi’ demiş olabilir, bazıları burada yazılamayacak sözcükleri peş peşe sıralamış olabilir. ‘Bakın adam çok demokratik bir öneride bulunmuş’ diyenler de olmuş mudur acaba? Bunların hepsinin söylenebileceğini varsayabileceğimiz politik koşullar içindeyiz. Burada sanırız sorulacak ilk soru şu olmalıdır; ülke nüfusunun yüzde 44’ü neden seçtiği belediye başkanları tarafından yönetilmiyor? Yanıt herkes tarafından biliniyor. Yine de bir cümle ile yazmak gerekiyor; çünkü Saray rejimi onları görevden alıyor ve yargı yolunu da etkin bir biçimde kullanarak yerlerine ya kayyım atıyor ya da belediye meclisleri içinde kendi adayını seçtirmenin bir yolunu buluyor. Bu yolun tehdit, şantaj, satın alma vb. gibi yöntemlerle sağlandığı da çok iyi biliniyor.
Ama anlaşılan bu eski vekil yüzde 44’ü az bulmuş olacak ki, yüzde yüzü garanti altına alacak bir yol öneriyor. Yani bu iktidar altında yapılacak erken bir yerel seçim ve bu şekilde sorunun “çözülmesi.” İktidar ortaklarının hızla irtifa kaybettiklerini herhalde Şamil Tayyar da çok iyi biliyordur. Ama buna rağmen bu koşullarda yapılacak erken yerel seçimlerde Cumhur İttifakı’nın çoğunluğu kazanacağından emin! Artık ne de olsa seçimlerin gizli oy, açık sayımla yapıldığı, sonuçta kazananın mahkeme kararlarıyla belirlendiği politik koşullarda yaşıyoruz. Tayyar kazanmaya ilişkin ilk güvenceyi burada buluyor olabilir. Muhtemelen halkın umutsuzluğa düşeceğini, bu iktidar altında yapılacak yerel bir seçimde zaten oy verdiklerinin yönetemeyeceğini düşüneceğini, bu durumunda Saray rejimi adaylarının önünü açacağını da hesap ediyordur. Bu tablo ortaya çıkarsa daha sonra yapılacak ilk genel seçimin sonuçlarını da garantiye almış olacaklardır. Yani nereden bakılırsa bakılsın halkı aptal yerine koyan, iyice yüzsüzleşmiş politik kurnazlığı “çözüm” olarak pazarlayan bir açıklama.
Önce şu gerçeğin altını kalınca çizmek gerekir: Bu iktidarın yönetimi altında demokratik bir seçim yapılamaz. Bu nedenle seçim isteyen muhalefet partileri öncelikle ülkede demokratik koşulların egemen olduğu bir politik ortam için mücadele etmek zorundadırlar. Ne olursa olsun sandık gelsin demek bu nedenle gerçekçi bir talep olmayacaktır. Seçimler elbette önemlidir ve küçümsenemez. Ancak seçimlerin hangi koşullarda yapılacağı da bir o kadar önemlidir ve demokrasi, özgürlük, barış ve adalet isteyenler, bu taleplerin sağlanacağı bir mücadelenin yolunu tutmadan, bu mücadele sonucu somut kazanımlar elde etmeden yapılacak bir seçimin hayal kırıklığı yaratacağını bilmek durumundadırlar.
Açıkçası ‘sandık gelecek, dertler bitecek’ yaklaşımı yanlıştır ve demokratik koşulların oluşturulması için mücadelenin yükselmesi, buradan kazanımlar elde edilerek gericiliğin ve faşist uygulamaların püskürtülmesi demokratik bir seçimin yolunu açacaktır. İşçi ve emekçi halkın geniş kesimleri seçimler sonucunda da dertlerinin bitmeyeceğinin farkındadır. Çünkü muhalefet tarafından özellikle ekonomik uygulamalara ilişkin kökten farklı çözüm önerileri yapılmadığını görmekte ve anlamaktadır. Buna rağmen Saray rejiminin bitmesini istemekte, bunun sonraki mücadelesini kolaylaştıracağını düşünmektedir. Anketlerde görülen yüksek kararsız oranları, halkın arasında bir arayışın olduğunu işaret eden bir veri olarak görülebilir. Ana muhalefet durumundaki partiye oy verecek olanlar içinde de sadece iktidarın gitmesi için oy verecek olanların oranının düşük olmadığını tahmin etmek gerçekçi olacaktır.
Sonuç olarak şunları tespit etmek gerekiyor: Ülke Saray rejiminin baskısı altında gerici ve faşist uygulamaların koyulaştığı ve yaygınlaştığı politik koşullardan geçmektedir. İşçi ve emekçi halka karşı sorumluluk duyanların da zaman zaman bir araya gelseler de henüz istikrarlı bir genel ve birleşik mücadele hattını kuramadıkları da bir gerçektir. İktidar bugüne kadar demokrasi mücadelesinin güçlü ayaklarından birisi olmuş olan Kürt muhalefetini koşulsuz teslimiyete zorlamaktadır. İktidarın baskı ve zorbalığına karşı ülke genelinde yükselecek güçlü bir muhalefet, iktidarın bu hesaplarını boşa çıkaracağı gibi, Kürt halk kitlelerinin de daha ileriden politik mücadeleye atılmasının yolunu açabilecektir. Koşullar genel ve birleşik bir mücadeleyi zorunluluk haline getiriyor.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et