7 Ağustos 2026 00:16

‘Çerçeve yasa’ bize ne diyor?

“Çerçeve yasa” nihayet açıklandı ve Meclise sunuldu. Yasa “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” adını taşıyor. Yasa toplam 12 maddeyi içermekte. Yasanın amacı şöyle açıklanıyor: “Bu kanunun amacı, PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakip, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkumiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesidir.” Açıkçası yasa çıkıyor ama bu yasanın geçerliliği MGK’nin silah bırakılmasını tespit edilmesinin teyidine ilişkin kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasına bağlanıyor.

Yasanın hukuksal boyutunu hukukçulara bırakalım ve politik anlamı üzerine eğilelim. Öncelikle vurgulamak gerekir ki; bu yasa bir demokratikleşme yasası değildir. Yasanın temel amacı silah bırakma ve kendini feshetme kararı almış olan PKK elemanlarının bir bölümünün, koşullara bağlı olarak sivil yaşama katılmasını sağlamaktır. Ama bu katılım her aşamada oluşturulacak kurullar ve mahkemeler tarafından tespit ve teyit edilerek, ilgili mahkemenin kararı ile gerçekleşecek. Yani her özel durumda bu “tespit ve teyit” bu kurumlara veriliyor ve pazarlığın ve keyfiliğin önü açık tutuluyor. Hatırlatmak gerekir ki, Kürt sorunu söz konusu olduğunda bölücülükten, devleti yıkmaya kadar pek çok yasa halen ceza yasasında mevcuttur. Kuşkusuz Kürt siyasi hareketi ve ülke politikası üzerinden “silahlı teröre yardım ve yataklık” suçlamasının kalkacak olması olumlu bir adımdır. Sorunun bu boyutunun bizce tartışılacak bir yönü bulunmamaktadır. Demirtaş gibi Kürt politikacıların durumu ise boşlukta bırakılmakta, yararlanmaları durumunda da siyasi yasaklı haline gelmektedirler. Bu yasa TBMM’den geçtiğinde muhtemelen bazı çevreler tarafından “anayasadaki eşitliğin ihlali” gerekçesi ile Anayasa Mahkemesine götürülecektir.

Yasaya ilişkin şöyle bir değerlendirme yapılıyor: ‘Bu yasa demokratikleşmenin kapısını açacak bir anahtardır.’ Eğer demokrasi mücadelesini bu yasanın çıkışına erteleyenler varsa ve bu yasa ile birlikte demokratikleşme mücadelesine omuz verecek olanlar varsa bu kuşkusuz onlar için olumlu bir gelişmedir! Ancak vurgulamak gerekir ki demokrasi mücadelesinin herhangi bir anahtara, maymuncuğa ihtiyacı yoktur. Demokrasi mücadelesi kendi yolunu açacak bir mücadeledir ve zaten bugün ülkede yaşanan tam da budur. Her gün başta ana muhalefet partisi olmak üzere, gazetecilere, aydınlara, sanatçılara, faşist bir saldırı niteliğindeki antidemokratik bir uygulama ile uyanıyoruz ve buna karşı meydanları, sokakları dolduran bir demokrasi mücadelesi veriliyor. Bu yasanın çıkmasını bekleyenler bu mücadeleye katılacaklarsa demokrasi mücadelesinin daha da gelişip, güçleneceğini, yaygınlaşacağını öngörmek gerekir.

Yasada Kürt halkından, onun demokratik taleplerinden hiç söz edilmemektedir. Sosyalistlerin sorunun ulusal bir sorun olduğu ve ancak kendi kaderini tayin hakkının tanınmasıyla köklü bir çözüme kavuşabileceği tespitlerini akılda tutarak hatırlatalım ki; bugüne kadar her vesile ile Kürt siyasi hareketi tarafından gündeme getirilen Kürt halkının temel talepleri bellidir: Eşitlik içinde demokratik bir yaşam ve bunların anayasal ve yasal güvencelere kavuşturulması. İktidar ve onun ittifakları tarafından Kürt sorunu hep silahlı mücadele ve terör sorunu olarak gösterilmiş, sorundan söz edildiğinde ise bu ekonomik geri kalmışlıktan, bölgenin kalkındırılmasından dem vurulmuştur. Ancak son yıllarda bu ton değişmiş, sürecin başlaması ülkenin yakın bölgesinde var olmakta olan değişikliklere bağlanarak, Türk, Kürt, Arap kardeşliğinden söz edilir, gerici bir birlik savunulur olmuştur. ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve fiilen bölge valisi gibi davranan Barrack’ın bölgede demokrasilere değil, monarşilere ihtiyaç olduğu yönündeki açıklamaları paralelinde açıklamalar yapan Saray rejimi, ülke içindeki ve dışındaki Kürtlerin hamiliğine soyunmayı, onlarla birlikte bölgede özellikle İran’a karşı ABD çıkarları temelinde faaliyet göstermeyi, İsrail’i kollamayı hedefleyen bir yönelime girmiştir.

İktidarın yeni bir anayasa hesapları bilinmektedir. Birtakım ulusalcılar, solun sosyal şovenizme göz kırpan kesimleri Kürtlerin bu anayasa girişimlerine katılacaklarını, iktidara destek vereceklerini yazıp, çizmektedirler. Kürt siyasi hareketinin ne yönde ilerleyeceğine elbette garanti verilemez, ancak Kürt halk kitlelerinin ezici çoğunluğu için durum farklıdır. Kürt halk kitlelerinin demokratik bilincini fazlasıyla hafife alan yaklaşımlardan uzak durmak gerekir. Kürt halkının büyük çoğunluğu geçmişte bazı gelişmelerde gösterdiği -İstanbul yerel seçimi vb.- gibi ülkeyi daha geriye götürecek anayasal ve yasal girişimlere destek vermeyecektir. Bu halkın sağ duyusuna ve politik olgunluğuna güvenmek gerekir. Koşullar Türk ve Kürt halklarını birlikte demokrasi ve özgürlük mücadelesi vermeye zorlamaktadır. Bu mücadele için koşullar bugün, düne oranla daha uygundur ve iktidarın gerici hesaplarını boşa çıkarmak olanaklıdır.

Dayanışmaya çağrı!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Ahmet Yaşaroğlu

‘Çerçeve yasa’ bize ne diyor?
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et