Emperyalistler neden anlaşamıyorlar?
Emperyalizmin merkez ülkelerinde yöneticilerin barıştan bahsetmediği, savaş ve çatışmaları kutsadığı bir Dünya Barış Günü daha geride kaldı. Sadece barıştan bahsetmekle kalmadılar; aynı gece ABD emperyalizmi İran’a karşı bir saldırı daha başlattı. Temmuz başında Türkiye’de yapılan NATO zirvesinde de daha fazla silahlanma kararı -iki NATO üyesi uymayacağını açıkladı- alınmıştı. Böylece Batı emperyalizminin tayin edici devletleri dünya halklarına ‘barış değil, savaş ve çatışma zamanı’ mesajlarını daha açık bir biçimde vermiş oldular. Ukrayna’yı Rusya üzerine sürmüş olan aynı emperyalist devletler savaşın sürmesi ve daha da şiddetlenmesi için Kiev rejimine desteklerini artırıyorlar. Dünyanın ilk 20 ekonomisini temsil eden devletlerin oluşturduğu G20 zirvesi işte bu koşullarda toplandı.
Önce gazetemizde çıkan haberi aktaralım: “ABD’nin North Carolina eyaletinin Asheville kentinde 31 Ağustos-1 Eylül tarihlerinde düzenlenen G20 maliye bakanları ve merkez bankası başkanları toplantısı, üyeler arasında ortak bir metin üzerinde uzlaşma sağlanamadan tamamlandı. Gündeminde küresel büyüme, borç stoku ve derinleşen ekonomik dengesizliklerin yer aldığı zirvenin ardından, oy birliğiyle kabul edilen resmi bir bildiri yerine yalnızca ev sahibi ABD tarafından hazırlanan ‘G20 başkanlık açıklaması’ yayımlandı.” (Evrensel, 2 Eylül)
Bu sonuç şaşırtıcı mı? Büyük bir sürprizle karşı karşıya mıyız? Uluslararası gelişmeleri yakından takip eden kişiler için bu sonucun bir sürpriz içermediğini söylersek yanlış olmaz. Emperyalist devletler arasındaki ilişkilerin bir yansıması olan uluslararası ilişkilerin, ülkeler ve devletler arasında bir barış ve karşılıklı saygı dönemine gitmediği, aksine temelinde pazarları ve etki alanlarını yeniden paylaşma mücadelesinin olduğu sert rekabet, karşılıklı ekonomik ve politik mücadele, bölgesel ve yerel anlaşmazlıkları kışkırtma ve çatışmaya dönüştürme, müdahale ve açıkça korsanlık -Venezüella hatırlansın- dönemine gittiği bir dönemden geçiyoruz. Bırakalım G20 gibi birçoğu karşılıklı mevzilenmiş olanların anlaşmasını, NATO gibi aynı siyasi ve askeri paktta olanların bile tam bir anlaşma sağlayamadığı bir dönemdeyiz. ABD savunma bakanlığı artık Savaş Bakanlığı. Eskiden de zaten savaşları yürütmüyor muydu diye sorabiliriz. Öyleydi ama şimdi açıkça ve arsızca dile getirilen isteklerin bu adla daha etkili olacağı düşünülmüş olmalı.
Büyük emperyalist devletlerin aralarındaki ilişkiye damga vuran, uluslararası politikanın da merkezine oturan sorun ise ABD’nin var olan hegemonyasını koruma ve mümkün olursa güçlendirme atağı ve bu hegemonyayı gerileten Çin’in yükselişi. Tarihsel tecrübe ve emperyalizmin kuralları, hiçbir hegemonik gücün yerini gönüllü ve barış içinde yeni yükselen güce bırakmadığını gösteriyor. Yani “Evet, eşitsiz ve sıçramalı gelişmeler gösteriyoruz, ama barış içinde yarışalım, diğeri sonuca razı olsun” anlayışı emperyalizmin dünyasına ait değil. Herkes gücü kadar alır, bu mücadele ekonomik ambargolar, politik, diplomatik ve askeri adımlarla desteklenir, sonuçta savaş kaçınılmaz ve nihai belirleyici olarak sahne alır. Şimdilerde ne zaman patlayacağını öngöremeyeceğimiz, ama gidişatın o yöne doğru olduğu, karşılıklı olarak rakiplere karşı her türlü yol ve yöntemin denendiği genel bir savaş öncesi dönemi yaşıyoruz.
Buradan G20 zirvesine dönecek olursak: “Çin; enerji ticareti ile jeopolitik çatışmaların ele alındığı 4’üncü, iç tüketimi engelleyen politikaların kaldırılmasını öngören 10’uncu, küresel dengesizlikler üzerinde Uluslararası Para Fonu (IMF) denetimini savunan 11’inci ve borç yapılandırma süreçlerine dair 13’üncü maddelere itiraz ederek açıklamaya şerh” düşmüş. Toplantı öncesinde ABD Hazine Bakanlığından bir yetkili ise yaptığı değerlendirmede, metnin ABD’nin çıkarlarını ve “önce Amerika” ilkelerini yansıtması gerektiğini savunarak, “Bir sonuca varamazsak da bu durum bizim için sorun teşkil etmez” ifadelerini kullanmış. (Evrensel) Yani bu yetkili uluslararası toplantılarda ne kararlar alınırsa alınsın, biz ABD’nin stratejik ekonomik, askeri ve politik çıkarlarını savunuruz ve gereğini yaparız demek istiyor.
Anlaşmazlık maddelerinin her birisi karşılıklı rekabetin ve etki alanlarını koruma ve geliştirmenin, rakibi geriletme hamlelerinin ifadesi. Bütün bu meselelerin gerilimi artırarak, uluslararası ilişkileri zehirleyerek, bölgesel ve yerel rekabeti ve karşı karşıya gelmeleri kışkırtarak, silahlanmayı daha da artırarak devam edeceğini ve tırmanacağını öngörmek için kahin olmaya gerek yok. Üstelik bu mücadele sadece uluslararası ilişkilerde sürmüyor. Her ülkenin kendi içinde egemen sınıfların kışkırttığı, halkları gericileştirilmeye, faşizmi güçlendirilmeye ve yaygınlaştırılmaya, halklar arasında düşmanlık yaratmaya yönelik yoğun bir gerici çaba var. Almanya, Fransa gibi ülkelerde faşist hareketler güçleniyor, İtalya’da iktidar her fırsatta geriye doğru bir atak yapmaya çalışıyor. Bu ülkelerin tekelci burjuvazisi eğilimini bunları gizli veya açık bir biçimde destekleyerek belirtiyor. Kuşkusuz dünya halkları, uluslararası işçi sınıfı emperyalist haydutların kendileri için yazdığı kadere razı olmak zorunda değildir. 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde de gerekli güçte ve yaygınlıkta olmasa da barış için mücadele eden kitleler sokaklardaydı. Gelecek günlerde bu hareketlerin yaygınlaşacağını, bu mücadelenin yükseleceğini öngörebiliriz.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et