Hakeme değil oyuna bakmalı
Galatasaray, Şampiyonlar Ligi grubundaki ilk maçında deplasmanda Portekiz temsilcisi Sporting Lizbon’a 3-1 yenilmekten kurtulamadı.
Okan Buruk pek çok kez yaptığı gibi bu maçtan sonra da hakemleri diline doladı ve doğrudan hakemin skoru etkilediğini söyledi. Ona göre hakem rakip oyuncuya hak ettiği kırmızı kartı göstermemekle kalmamış bir de Sporting lehine haksız penaltı vererek maçın gidişatını değiştirmişti.
Maçı ağırlıklı olarak hakem yönetimi üzerinden değerlendirmek ve yenilginin sorumluluğunu hakeme yüklemek sahada yapılan yanlışların görülmesini engelleyebilir.
Okan Buruk böyle konuştukça öz eleştiri mekanizması devre dışı kalır, oyuncular nerede, nasıl hata yaptıklarını düşünmezler. Sonuçta oyunculara, “Yenildik ama sorun bizde değil, hakemdeydi” düşüncesi hakim olur.
Teknik direktörlerin temel görevi oyuna odaklanmak, oyunla ilgili değerlendirmeler, çözümlemeler, yorumlar yapmaktır, hakemlerin yönetimini değerlendirmek değil.
Okan Buruk aleyhlerine verilen penaltının haksız olduğunu söylüyor ama penaltı pozisyonuna gelene kadar söz konusu Lizbon atağında oyuncularının yaptığı hataların farkında mı acaba? Sporting kalecisinin başlattığı atakta Galatasaray orta sahasının ve savunmasının dengesiz yakalanıp merkezden kolayca delinmesi bu seviyede kolay kolay rastlanmayacak kadar büyük bir hata. Üstüne bir de Jakobs ceza sahası içinde rakip oyuncuya yanlış taraftan müdahale edince Sporting penaltıyı kazandı. Savunma oyuncularının baştan yanlış pozisyon almasının bedeli oldu bu.
Sonuçta pozisyonu inceleyen VAR da hakemin kararını onayladı. Bu bakımdan burada hakem kararını eleştirmek yerine, atağın başlangıcından sonuna kadar yapılan hatalara dikkat çekmek daha doğru olur.
Teknik direktörün işi hakemin penaltı kararından önce, o topun rakip kaleden kendi ceza sahalarına kadar nasıl geldiğini sorgulamak olmalı.
Refleks/otomatik bir tepki haline gelene kadar oyunculara “Her zaman rakip oyuncu ya da top ile kendi kalen arasında pozisyon alacaksın” şeklindeki temel savunma ilkesini hatırlatmakta fayda var.
Maçtan sonra Yunus, yaptıkları çalışmalarda Sporting Lizbon’un etkili olduğu geçiş oyununu analiz ettiklerini söyledi. İyi güzel, analiz etmesine etmişler de bu tarz bir oyuna karşı önlem almış gibi görünmedi Galatasaray. Demek ki rakibin güçlü yönünü bilmek yetmiyor, onu etkisiz kılacak saha içi organizasyonlarını da hazırlamak ve uygulamak gerekiyor.
Sporting özellikle ikinci yarıdaki hızlı ataklarıyla Galatasaray’ı fena halde yıprattı.
Bu karşılaşmadan çıkarılacak en büyük ders şu olmalı: Karşında geçiş oyununda etkili olan bir rakip varsa üçüncü bölgede topu kaptırmayacak ve atağını kesinlikle bir şekilde sonlandıracaksın. Atağı sonuçlandıramadan topu kaptırmak, geçiş oyunu için fırsat kollayan rakibe hediye sunmak gibi bir şey.
Barış ve Sane herkesten fazla top kaybediyor. Hücum oyuncuları rakip savunmayı zorlamak adına zaman zaman elbette riskli işlere girişmeli ama böyle girişimlerin yerini ve zamanını doğru tayin etmeyi de bilmeliler. Özellikle basit oyundan uzaklaşıp fantastik hareketlere kalkıştıklarında toplar çoğu kez rakibe gidiyor.
Uğurcan da her maç, en az 3-4 kez gereksiz uzun vuruşla topu adeta rakibe ikram ediyor. Hele ki Osimhen yoksa Uğurcan mümkün olduğunca uzun vuruşları tercih etmemeli.
Günümüz futbolunda, topa sahip olmanın değerini bilerek oynayabilmek önemli. Bunun için de top kayıplarını en aza indirmek şart.
Şampiyonlar Ligi bu kadar çok ve basit top kaybını kaldırmaz.
Pozisyon gereği kora kor mücadelelerde topun kaybedilmesi anlaşılır bir şey ama oyuncular ne kadar çok kolay top kaybı yaparsa oyunun kontrolünün ele geçirilmesi ve planların uygulanması o kadar zorlaşır.
Arkadaşları, yüksek pres ve mücadele gücünün yanı sıra doğru pozisyon alarak ve çok az top kaybıyla oynayan Torreira’yı örnek almalı.
Osimhen olmayınca Galatasaray hücumda ne yapacağını bilmez bir takıma dönüşüyor. Sadece attığı gollerle değil, olağanüstü atletik özellikleri, hızı, çabukluğu, hava toplarındaki üstünlüğü, rakip stoperleri yıpratan mücadeleciliği, rakibin geriden oyun kurmasına imkan tanımayan aman vermez presi, kendisine atılan topları koruyarak arkadaşlarının hücumda çoğalmasını sağlamasıyla Osimhen gerçekten çok özel bir santrfor.
Leao gibi en etkili özelliği çizgiye inip orta yapmak olan bir oyuncuya da Osimhen gibi bir santrfor şart.
Büyük umutlarla transfer edilen Batrakov ise fizik olarak şimdilik yetersiz görünüyor. Takıma uyum sağlaması biraz uzun sürecek gibi...
Okan Buruk, sıkı bir öz eleştiri eşliğinde takımının eksiklerine ve yapamadıklarına odaklanarak bundan sonraki maçlara hazırlanmalı. Maçı neden kaybettiklerini doğru teşhis etmeli.
Aynı hataların aynı sonuçlar doğuracağını da asla unutmamalı…
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et