9 Eylül 2026 00:10

Amedspor, kimlik ve entegrasyon

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Kürt Çalışmaları Merkezi (KSC) ve Rawest Araştırma tarafından hazırlanan “Kürtlerde Amedspor Algısı ve Taraftarlığı Araştırması”na MHP lideri Devlet Bahçeli’nin geçen hafta gösterdiği tepkinin üzerinde fazla durulmadı. Bahçeli’nin bu araştırmayı “terörsüz Türkiye’yi sabote planı” ve “Kardeşlik iklimini ve barışı zehirleme girişimi” ilan etmesinden sonra araştırmayı yapan KSC ve Rawest, “yanlış anlaşıldıklarını”, “sürece karşı olmadıklarını ve bu araştırma ile sürece katkı sunmayı amaçladıklarını” ifade eden ortak bir açıklama yaptılar. Oysa mesele tam da burada düğümleniyor: Çünkü bu saha araştırması, saray rejiminin çözüm ve entegrasyondan ne anladığı ile Kürtlerin Amedspor taraftarlığında yeni bir ifadesini bulan ulusal kimlik ve talepleri arasındaki mesafeyi görünür hale getiriyor.

KSC ve Rawest’ın 19 kentte yaptıkları saha araştırması, katılımcıların yüzde 38’inin Amedspor’u bir “futbol takımından çok kimliğin temsilcisi” ve diğer yüzde 38’lik kesiminin de “hem bir futbol takımı hem de kimliğin taşıyıcısı” olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Başka bir deyişle Amedspor taraftarlığında “kimlik ve aidiyet” sportif gerekçelerin çok önünde yer alıyor. Amedspor taraftarlığı ile Kürt kimliğini ve ulusal talepleri sahiplenme arasındaki ilişkiyi ortaya koyan bu saha araştırmasına katılanlar arasında “resmi dil” (anadilinde eğitim) ve “anayasal tanınma” taleplerinin öne çıkması da dikkat çekiyor.

Kuşkusuz bu veriler iktidar blokunun “terörsüz Türkiye” adını verdiği sürecin sözcülüğünü yapan Bahçeli’nin celallenmesine fazlasıyla yetiyor! Bahçeli, araştırmayı yapanları “emperyalizmin kuklası sözde araştırmacılar” ilan ediyor, sporun “siyasete ve karanlık emellere alet edilmemesi” uyarısını yapıyor ve ayrıca siyaset, spor ve kimlik arasında ilişki kurmanın “gaflet” olduğunu söylüyor.

Bahçeli’nin açıklaması, Kibar Feyzo’daki o ünlü repliği hatırlatıyor: Ağam eğlenir bizimle!

Amedspor adını aldığı günden bugüne milliyetçi-şoven siyasetçilerden TFF’ye (Türkiye Futbol Federasyonu), rakip takımların yönetimlerinden tribünlere kadar sayısız baskıya, ayrımcılığa, linçlere maruz kalan; gittiği deplasman maçlarında faili meçhul cinayetlerin sembolü “beyaz Toros”larla, sarı ceset torbaları ile karşılanıp tribünlerde Kürt siyasetçilere karşı her türlü küfür ve hakaretlerin yapıldığı Amedspor’u, spora siyaset karıştırmama konusunda uyarıyor Ağamız!

2023’te “Bize göre Amed diye bir yer yoktur, Amedspor diye bir takımdan da bahsedilemeyecektir” diyen Bahçeli’nin mayıs ayında Süper Lig’e çıkan Amedspor’un Başkanı Nahit Eren’i kutlaması sebepsiz değildi. Saray rejimi, Amedspor’un Süper Lig’e çıkmasını; içi boşaltılmış bir barış ve kardeşlik söylemi üzerinden “milli birlik ve bütünleşme”nin bir parçası, Kürtleri ulusal demokratik taleplerinin karşılanmadığı bir “çözüm”e ve düzene entegre etmenin araçlarından biri haline getirmek istiyor.

Bu noktada Amedspor üzerinden iki politik tutumun çatıştığını söyleyebiliriz.

Bu çatışmanın bir tarafında saray rejimi ve kader birliği yaptığı tekelci burjuva gericilik ile işbirlikçi/entegrasyonist Kürt burjuvazisi yer almaktadır.

Saray rejimi ve Türk tekelci burjuvazisi, Amedspor’un Süper Lig’de yer almasını çerçevesi Kürt silahlı güçlerinin tasfiyesi ile çizilen, Kürtlerin ulusal-demokratik taleplerinin karşılanmadığı ve dahası “milli birlik ve dayanışma” içinde eritildiği bir “normalleşme”nin dayanaklarından biri olarak kullanmanın hesaplarını yapıyor. Başka bir ifadeyle Amedspor’un Türkiye Süper Lig’inde olmasını, çatışmalı süreçte kesintiye uğrayan, çatlaklar oluşan “pazar birliği”ni; Kürt coğrafyasının yeraltı ve yerüstü kaynaklarının daha geniş yağması ve ucuz iş gücünün kölece sömürüsü üzerinden yeniden ve daha güçlü biçimde sağlamanın aracı olarak görüyor.

Amedspor’u finansal olarak destekleyen entegrasyonist/işbirlikçi Kürt burjuvazisi için ise bu süreç, pazar payını büyütmek amacıyla Türk tekelci burjuvazisi ile ekonomik, sosyal ve siyasal bütünleşme işlevini kolaylaştıran bir araç olarak anlam kazanıyor.

Tekelci burjuva gericilik ve entegrasyonist Kürt burjuvazisi arasındaki bu işbirliği, sadece çerçevesi bu burjuva çıkarlar tarafından belirlenmiş bir entegrasyonda değil, Erdoğan’ın “Türk, Kürt, Arap ittifakı” olarak tanımladığı bölgedeki yayılmacı emellerde de ifadesini buluyor.

Bu politik çatışmanın diğer tarafında Amedspor taraftarlığını, tribünlerini kendi ulusal demokratik taleplerini ifade etmenin yeni bir mekânı/alanı haline getiren Kürt halkı ve demokrasi güçleri yer alıyor. Bu bağlamda Amedspor taraftarlığı ve tribünleri sportif bir mücadelenin alanından daha çok siyasal bir mücadelenin; Kürt kimliğinin ve ulusal-demokratik taleplerinin haykırıldığı bir “kamusal alan” haline gelmiş bulunuyor.

İşte Bahçeli’nin rahatsızlığının temel nedeni de KSC ve Rawest araştırmasının Amedspor taraftarlığı ile Kürt kimliği ve aidiyeti arasındaki güçlü bağı ortaya koyması; Kürt halkının ve onun ulusal-demokratik taleplerinin, iktidarın çizdiği “entegrasyon” çerçevesine sığmayacağını görünür hale getirmiş olmasıdır.

Burada Bahçeli’nin Amedspor taraftarlığı ile Kürt kimliği ve ulusal demokratik talepleri arasındaki ilişkiyi ortaya koyan araştırmayı “barış ve kardeşlik iklimini zehirleme” ve “süreci sabote etme” girişimi olarak ilan etmesi konusunda şunları söylemek gerekiyor: Bugün ne Kürt sorunu bir entegrasyon meselesidir ve ne de Kürtlerin ulusal kimliğine ve aidiyetine sahip çıkması bölücülük yapmak anlamına gelir.

Evet, sorun entegrasyon sorunu değildir; çünkü Kürtler zaten “birlikte yaşama” dayalı bir çözümü savunmakta, dahası ülkenin belli başlı bütün büyük kentlerinde fabrika ve işletmelerde, okul ve hastanelerde Türk halkı ve diğer milliyetlerden işçi-emekçilerle iç içe, birlikte çalışmakta ve yaşamaktadır. Burada eksik olan entegrasyon değil; Kürtlerin hak eşitliği, ulusal varlığının tanınması ve anayasal güvenceye alınmasıdır. Çünkü barış ve kardeşlik içinde birlikte yaşam ancak eşit haklar temelinde güvenceye alınabilir.

Öyleyse soralım: Süreci kimler baltalıyor; Amedspor taraftarlığını ve tribünlerini barış, kardeşlik ve eşit haklar temelinde birlikte yaşama dayalı siyasal taleplerinin bir ifadesine dönüştüren Kürt halkı mı yoksa bu talepleri yok sayan ve sorunun demokratik çözümü içermeyen bir entegrasyonu dayatan saray rejimi ve Bahçeli gibi sözcüleri mi?

NOT: 2019 yerel seçimlerinde Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı seçildikten sonra kayyım düzeninin gerçek yüzünü teşhir ettiği için hızlıca görevinden uzaklaştırılan ve hücre arkadaşı Selahattin Demirtaş başta diğer binlerce Kürt siyasetçi gibi yıllarca hukuksuz bir şekilde cezaevinde kalan Selçuk Mızraklı dostumuz dün tahliye edildi. Edirne Cezaevi önünde yaptığı açıklamada demokrasi ve barış mücadelesine kaldığı yerden devam mesajını veren Selçuk Mızraklı’yı selamlıyor, yeniden aramıza hoş geldin diyorum.

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et