19 Ağustos 2026 00:15

SDG’nin feshi ne anlama geliyor?

Türkiye gazetesinin SDG (Suriye Demokratik Güçleri) Kobanê Sorumlusu Mahmud Berxwedan’a dayandırdığı “SDG’nin yakında resmi fesih açıklaması yapacağı” haberi, bir süredir tartışılıyor. MHP’nin süreçle ilgili olarak öne çıkan isimlerinden biri olan Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız sosyal medya hesabında, bu gelişmenin (SDG’nin feshi) Mecliste kabul edilen ‘çerçeve yasa’nın bir sonucu olduğuna dikkat çeken bir paylaşım yaptı. Suriye’deki geçici HTŞ (Heyet Tahrir eş Şam) yönetiminin SDG ile 29 Ocak’ta imzaladığı ve SDG’nin Suriye yönetimine entegrasyonunu öngören mutabakatın uygulanmasında sorumlu Heyetin Sözcüsü el-Hilali de SDG’nin feshinin çok yakında duyurulacağını söyledi. Bazı Kürt haber siteleri, Türkiye gazetesinin Berxwedan’ın sözlerini çarpıttığını belirtiyor ama bu kritik konuda SDG’nin bugüne kadar resmi bir açıklama yapmamış olması da dikkat çekiyor. Öte yandan SDG Kobanê Sorumlusu Mahmud Berxwedan’ın Türkiye gazetesine röportaj vermesi, başlı başına yeni bir döneme girildiğini haber veren bir gelişme olarak da okunabilir.

Peki; SDG’nin feshi tartışması, Suriye ve bölgedeki gelişmeler ile Türkiye’deki süreç bakımından nasıl bir önem taşıyor?

Bu soruyu “Türkiye ve bölgedeki gelişmeler ile SDG’nin feshi tartışması arasında nasıl bir ilişki bulunuyor?” biçiminde sormak da mümkün.

Bu sorulara yanıt verebilmek için öncelikle SDG’nin hangi koşullarda ve nasıl ortaya çıktığına bakmak gerekir.

Suriye Kürtlerinin en önemli siyasal temsilcisi PYD (Demokratik Birlik Partisi), Öcalan’ı önder olarak kabul eden KCK sistemine bağlı bir parti olarak 2003 yılında kurulmuştu. Suriye’de 2011’de Erdoğan iktidarının öncülüğünü yaptığı müdahale ve bu müdahale sonrası cihatçı grupların kısa sürede etkinlik kazanması karşısında Kürtler, PYD ve askeri kolu YPG (Halk Savunma Birlikleri) öncülüğünde Kobanê’den başlayıp Cizîre ve Afrin’le devam eden özerk ‘kanton’ yönetimleri ilan ettiler. Kürtler, yaşadıkları bölgelerde özerk yönetim kurdukları için hem Türkiye’deki Erdoğan rejimi ve hem de desteklediği cihatçı grupların (önce el Nusra ve sonra IŞİD) hedefi oldular.

Suriye’de Rakka merkezli ‘emirlik’ kuran IŞİD’in (Irak-Şam İslam Devleti) Irak’ta da etki alanlarını genişletmesi ve haziran 2014’te Irak’ın en önemli enerji merkezlerinden Musul’u işgal etmesi, ABD emperyalizmini eylül 2014’te Obama tarafından ilan edilen IŞİD’le Mücadele Koalisyonunu kurmaya zorladı. ABD, bu koalisyon üzerinden hem mezhepsel (Sünni-Cihatçı ve Şii-Alevi) bir görünüm kazanan savaşta İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan Akdeniz ve Kızıldeniz’e artan etkinliğini sınırlamayı ve hem de IŞİD’in enerji kaynakları başta bölgede yarattığı istikrarsızlığı kontrol altına almayı hedefliyordu.

ABD, yeni stratejisi bağlamında Kobanê’de IŞİD kuşatmasına karşı önemli bir direniş sergileyen Kürt güçlerine (YPG ve YPJ-Kadın Savunma Birlikleri) havadan destek verdi. ABD emperyalizmi, İran’ın etki alanlarını sınırlamak ve Esad/Baas rejiminin bütün Suriye’yi kontrol altına almasını engellemek bakımından kullanışlı bulduğu için Kürtlerle bu iş birliğini kalıcı hale getirdi. Bu temelde SDG, omurgası YPG tarafından oluşturulan ama Arap aşiretlerinin yanı sıra Süryani/Asuri unsurların da içinde yer aldığı bir askeri çatı örgütü olarak eylül 2015’te kuruldu. ABD, en başından Kürtlerle iş birliğini askeri çerçeveyle sınırlı tutan ve Kürt özerk yönetimini siyaseten tanımayan bir tutum ortaya koydu ve bu iş birliğini Esad/Baas rejiminin devrilmesine kadar oldukça kullanışlı bir politika olarak sürdürdü. Ancak Suriye’deki geçici yönetimin başına geçirilen HTŞ’nin, IŞİD ile Mücadele Koalisyonuna dahil edilmesi ve İsrail ile iş birliği anlaşması imzalaması sonrasında ABD’nin öncelikleri de değişti. Özel Temsilci Tom Barrack, artık Şam’da kendileriyle iş birliği yapan bir yönetimin bulunduğunu ve SDG’ye ihtiyaçlarının kalmadığını açıkça ifade etti.

ABD, Trump dönemiyle birlikte bölgedeki yeniden dizayn politikası bağlamında Türkiye gibi bölgesel aktörlere daha ileriden roller vermek istiyor ve SDG’nin mevcut pozisyonu artık hem Türkiye ile ilişkiler ve hem de Suriye’deki “entegrasyon” süreci için bir sorun olarak görülüyordu. HTŞ yönetiminin Halep’ten başlayarak Kürt güçlerine yönelik saldırısı ve SDG’nin kazanımlarının önemli bir bölümünden vazgeçmek zorunda bırakıldığı 29 Ocak (2026) “entegrasyon” anlaşmasını imzalaması, bu politikanın bir sonucuydu.

Bilindiği gibi Türkiye’deki Saray rejimi de İsrail’in öne çıktığı bölgenin yeniden dizayn edilmesi sürecinde kendisine yönelmesi muhtemel riskleri ortadan kaldırmak ve bölgede ABD emperyalizmi ile uyum içinde yeni roller üstlenebilmek için silahlı Kürt güçlerinin tasfiyesi ya da kontrol altına alınmasını hedefleyen bir ‘süreç’ başlatmıştı. PKK Lideri Öcalan ile yapılan görüşmeler üzerinden yürütülen bu sürecin en önemli hedeflerinden biri de SDG’nin kontrol altına alınmasıydı. Saray rejiminin bugün “çerçeve yasa” ile somutluk kazanan sürecin PKK ayağıyla ilgili atılacak adımları uzun bir dönem rölantiye almasının nedeni de SDG’nin entegrasyonu ile ilgili yaşanan sorunlar ve bağlı kaygılardı. Çünkü bu sürecin Saray rejiminin kontrolünde yürütülebilmesinin ve bölgesel emellere hizmet edebilmesinin birinci koşulu SDG’nin gücünün sınırlanıp geçici HTŞ yönetimiyle entegrasyona zorlanmasıydı.

ABD emperyalizmi, hem İran’ın bölgesel gücünün sınırlanması ve yerinin iş birlikçi bölgesel rejimler tarafından doldurulması hem de direniş ekseni içindeki güçlerin silahsızlandırılıp tasfiye dilebilmesi için Suriye ve Irak’ta Kürtlere, merkezi yönetimlerle daha fazla iş birliği ve entegrasyonu dayatıyor. Bu nedenle Saray rejimi, ABD’nin Türkiye-Suriye-Irak ekseniyle uyum içinde bu süreci “Türk-Kürt-Arap ittifakı” olarak ilan ediyordu.

HTŞ yönetimi ile imzalanan 29 Ocak anlaşması, SDG’nin Fırat’ın doğusundaki güçlerinin üç tugaydan oluşan bir tümen ve Kobanê’deki güçlerinin ise Halep ilindeki tümene bağlı bir tugay olarak entegrasyonunu öngörüyordu. Aynı zamanda bu anlaşma ile sınır kapıları ve SDG’nin kontrolündeki petrol-doğal gaz sahaları da geçici HTŞ yönetimine devrediliyordu.

Tom Barrack, 16 Haziran’da Erbil’de Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani ve SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi ile gerçekleştirdiği üçlü görüşmede Suriye Kürtlerinin geçici HTŞ yönetimine entegrasyon sürecini yıl sonuna kadar tamamlamasını istiyordu. Ancak Mazlum Abdi ve Özerk Yönetim Dış İlişkiler Dairesi Eş Başkanı İlham Ahmed’in 5 Ağustos’ta Geçici Yönetimin Lideri Colani ile yaptıkları görüşmeye rağmen HTŞ yönetiminin kadın birliklerinden oluştuğu için orduya katılmasını istemediği YPJ’nin statüsünden ana dilinde eğitime ve Rojava’nın/Kürtlerin Suriye meclisindeki temsiline kadar birçok konuda anlaşmazlıklar sürüyor. Suriye’de geçici yönetimin oluşturduğu 210 kişilik yeni mecliste 70 üyenin doğrudan Colani tarafından atanması ve 140 üyesinin ise seçici kurullar tarafından belirlenmesi bir tarafa, Kürtlere sadece 4 üye verilmesi, HTŞ yönetiminin Suriye’ye nasıl bir siyasi model biçtiği ve bu modelde Kürtlerin yerini daha görünür hale getiriyor.

Bu noktada, devam eden sorunlara rağmen ABD’nin yıl sonuna kadar entegrasyon dayatması ve SDG’nin feshi için baskı yaratılması, Kürtlerin kazanımlarının daha fazla tehdit altına girmesi olarak anlam kazanıyor. Sürecin en başında Saray rejimi, Öcalan’ın PKK’ye silah bırakma ve kendini feshetme çağrısının SDG’yi de kapsadığını söyleyerek bu yönlü bir baskı oluşturmuştu. Yapılan haber ve açıklamalar, Saray rejiminin bu kez “çerçeve yasa”nın uygulanması için tespit ve teyit sürecinde SDG’nin de kendini feshetmesini dayatacağını gösteriyor.

Karşımızdaki tablo açık: ABD emperyalizminin ticaret-enerji koridorlarının denetim altına alınması ve bölgenin yeniden dizayn edilmesi politikası bağlamında Saray rejimi gibi bölgesel aktörlerle sürdürdüğü iş birliği, Kürtlerin hareket alanını daraltıyor ve demokratik kazanımların korunabilmesini oldukça zorlaştırıyor. Bu tablo karşısında ülkede ve bölgede demokrasi isteyen güçlerin ve Kürt halkının bu gerçeği görerek emperyalistlerin ve bölge gericiliklerinin çıkar ve hesaplarını boşa çıkaracak bir mücadele çizgisinde birleşmeleri dışında bir seçenekleri bulunmuyor.

Evrensel 31 yaşında!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Yusuf Karadaş

SDG’nin feshi ne anlama geliyor?
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et