12 Ağustos 2026 00:09

Mekke ittifakının Kâbe’si neresi?

Türkiye, S. Arabistan ve Pakistan, 7 Ağustos’ta İslam dünyasının en kutsal mekanı Kâbe’nin bulunduğu S. Arabistan’ın Mekke kentinde Cumhurbaşkanı Erdoğan, S. Arabistan Veliaht Prensi Muhammed ve Pakistan Başbakanı Şerif’in katılımıyla ‘Ortak Savunma Anlaşması’ imzaladı. Kuşkusuz imza töreni için Mekke’nin seçilmesi sembolik bir anlam da taşıyor ve bu anlaşmanın İslam dünyasının çıkarlarını savunduğu mesajı verilmek isteniyordu. 

Peki, bu anlaşma gerçekten Müslüman halkların çıkarına mı hizmet ediyor yoksa bu üç önemli İslam ülkesinin egemen sınıfları ve iş birliği halinde oldukları emperyalistlerin çıkarları temelinde İslam dünyasındaki ayrımları ve çelişkileri mi büyütüyor?

Bu anlaşma hangi ‘kutsal’ ittifakın çıkarlarını savunuyor?

Bu soruların yanıtını vermek için Mekke anlaşmasının arka planındaki gelişmelere ve bu gelişmeler üzerinden yapılan hesaplara bakmak gerekiyor.

Burada vurgulanması gereken ilk nokta şudur: 2022’de başlayan Rusya-Ukrayna savaşı ve ekim 2023’te İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırı ve işgali ile başlayıp Suriye’de Esad/Baas rejiminin devrilmesine ve İran’ın doğrudan hedef alınmasına kadar yaşanan gelişmeler Doğu Avrupa’dan Kafkasya ve Karadeniz’e, Ortadoğu’dan Doğu Akdeniz’e geniş bir coğrafyada jeopolitik kırılmalara yol açtı ve yeni güvenlik mimarisi arayışlarını beraberinde getirdi.

Şubat ayı sonunda ABD emperyalizmi ve İsrail’in başlattığı savaşa, İran’ın; bölgenin en önemli enerji geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı’nı kapatarak ve aralarında S. Arabistan’ın da yer aldığı bölge ülkelerinin stratejik tesislerini hedef alarak yanıt verdiği biliniyor.
S. Arabistan, BAE, Kuveyt gibi petro dolar zengini Körfez ülkeleri, ABD emperyalizmine bugüne kadar silah ve savunma için yatırdıkları yüzlerce milyar doların kendilerine güvenlik şemsiyesi oluşturmaya yetmediğini gördüler. Savaşın yarattığı sarsıcı etki, bu güçlerin yeni ve yerel güvenlik iş birliği arayışlarını hızlandırdı. BAE, İsrail ile iş birliğini yeni bir boyuta taşırken S. Arabistan da geçtiğimiz yılın eylül ayında Pakistan ile “Taraflardan herhangi birine yapılan saldırının her iki ülkeye yapılmış kabul edileceği” bir ‘ortak stratejik savunma anlaşması’ imzaladı.

S. Arabistan ve Pakistan arasındaki anlaşmanın ardından Türkiye’deki Saray rejimi de bu anlaşmaya dahil olmak için girişimlere başlamış ama S. Arabistan bu konuyu ağırdan alan bir tutum ortaya koymuştu. Bu bağlamda Mekke anlaşmasının, “Kızıldeniz, Babülmendep Boğazı ve Aden Körfezi’ndeki artan tehditlere karşı” S. Arabistan’ın öncülüğünde ve Türkiye ile Pakistan’ın aralarında yer aldığı 14 ülkenin katılımıyla “çok uluslu deniz savunma koalisyonu” kurulduğu açıklamasının ardından gelmesi dikkat çekicidir.

Tartışmamız bağlamında işaret edilmesi gereken bir diğer önemli nokta şudur: Çin ve Rusya’ya karşı rekabetinde hegemonyası sarsılmaya başlayan ABD emperyalizmi, İran savaşı örneğinde görüldüğü gibi doğrudan müdahalelerin maliyeti ve yarattığı çıkmazlar karşısında hegemonyasını yeniden tesis edebilmek için yerel/bölgesel iş birlikçilerinin daha fazla “sorumluluk” almasını istemektedir. Bu temelde Ankara’da yapılan son NATO zirvesi ve NATO 3.0 dönemiyle birlikte Avrupalı emperyalistler başta NATO içindeki ortaklarını Avrupa’dan Karadeniz-Kafkasya’ya ve Doğru Akdeniz’den Ortadoğu ve Hazar bölgesine kadar geniş alanlarda Çin’i çevreleme, Rusya’yı zayıflatma ve Ortadoğu’yu yeniden dizayn etme politikasında daha ileriden tutum almaya zorlamaktadır.

 Burada Türkiye’deki Erdoğan iktidarının Suriye sahasındaki iş birliğinden başlayarak ekonomik, askeri ve siyasi olarak ABD emperyalizmi ile ilişki ve iş birliğinin yeniden ivme kazandığı; Irak’ta Şii milislere karşı ortak askeri operasyondan nükleer iş birliği anlaşmasına kadar S. Arabistan ile ABD ilişkilerinin de yeni bir boyut kazandığı bir dönemde Mekke paktının hangi emperyalist gücün bölge politikası ve çıkarıyla uyum içinde ortaya çıktığını anlamak zor değildir. Pakistan’ın hem Çin ve hem ABD ile yakın iş birliği içinde olması, Hindistan ile rekabeti başta bölgede kendi elini güçlendirmek için bu iş birliğine dahil olmasıyla bir çelişki yaratmamaktadır.

Şüphesiz bölgelerinde liderlik iddiası bulunan üç önemli bölgesel gücün ittifakını sadece ABD emperyalizminin bölgesel politika ve çıkarlarıyla açıklamak yetersiz ve tek yönlü bir yaklaşım olacaktır. Çünkü Türkiye, S. Arabistan ve Pakistan arasındaki anlaşmanın arka planında enerji jeopolitiğinden silah sanayisine ve ticaret yollarına kadar taraf olan ülkelerin ortak savunmanın yanı sıra ekonomik çıkar ve siyasi etki alanlarını büyütme amaçları yatmaktadır.

Öncelikle bu anlaşma, Türkiye’deki Saray rejimi ve kader birliği yaptığı tekelci burjuva gericiliğin askeri-sınai kompleksi için yeni fırsatlar yaratan büyük bir pazar olmakla kalmıyor; Körfez sermayesini çekmenin ve inşaat-altyapı sermayesi için de yeni yatırım kapısı yaratmanın olanağı olarak görülüyor. Öte yandan bu anlaşma, Saray rejiminin sadece Rusya, Çin ve İran ile ilişkilerinin daha fazla gerilmesi ve ABD emperyalizmine bağımlılığın artması anlamına da gelmiyor, aynı zamanda bu anlaşmada yer alan “Taraf ülkelerden birine yapılan saldırının diğer ülkelere de yapılmış kabul edileceği” maddesi Türkiye’yi Babülmendep ve Kızıldeniz’den Doğu Akdeniz’e ve Hürmüz’den Keşmir’e kadar geniş alanlarda olası gerilim ve çatışmaların da bir parçası haline getiriyor.

Prens Muhammed dönemiyle birlikte bölgesel gücünü arttırmak için yeni arayışlar peşinde olan S. Arabistan, Mekke Anlaşması ile petro dolar gücünü askeri kapasite ile tahkim etmek, İran’ın bölgesel gücünü dengelemek ve iki önemli askeri gücün desteğini arkasına alarak Babülmendep’ten Hürmüz’e enerji güvenliğini tesis etmek istiyor.

Pakistan da bu anlaşmayı ABD-Çin rekabetinde kendi hareket alanını genişletme, Hindistan karşısında bölgesel güç ve pozisyonunu arttırma ve Körfez sermayesiyle iş birliği üzerinden ekonomisini büyütme gibi hedeflerin yanı sıra nükleer bir güç olarak İslam liderliği iddiası bakımından bir fırsat kapısı olarak görmektedir.

Mekke anlaşması bağlamında gündeme getirilen en önemli sorulardan biri de bu paktın İsrail’e mi yoksa İran’a mı karşı kurulduğudur?

Türkiye-S. Arabistan-Pakistan ittifakı ile İsrail-BAE ittifakı arasında Yemen ve Somali’den Doğu Akdeniz, Filistin ve Suriye’ye kadar geniş alanlarda zaman zaman gerilime dönüşen bir rekabetin olduğu bir sır değil. Öte yandan dün nasıl Suriye rejiminin devrilmesi ABD’nin yanı sıra İsrail’in bölgesel çıkarları bakımından stratejik bir hamle değeri kazandıysa bugün de İran’ın bölgesel gücünün sınırlanması, direniş ekseni içindeki güçlerin (Hizbullah ve Haşdi Şabi) tasfiye edilmesi, Yemen’de Husilerin etkisizleştirilmesi, Hürmüz ve Babülmendep’te enerji “güvenliği”nin sağlanması gibi hedeflerin, ABD’nin yanı sıra İsrail’in de çıkarlarına hizmet ettiği/edeceği de tartışma götürmezdir.

ABD emperyalizmi için ikisi de kendi ekseninde yer alan bu ittifaklar arasındaki rekabet, doğrudan bir çatışmaya dönüşmedikçe -ki bugün buna dair hiçbir emare bulunmamaktadır- İran’ın ve arkasındaki Çin ve Rusya’nın bölgedeki gücünü sınırlama hedefi doğrultusunda bölgesel müttefiklerinin daha fazla sorumluluk almasına ve daha hızlı davranmasına yarayan bir politika olarak anlam kazanmakta ve bir sorun teşkil etmemektedir. 

Dolayısıyla bugün İran’ı doğrudan hedef almasa da bu ittifakın önemli hedeflerinden biri İran’ın bölgesel gücünün dengelenmesi ve devamında İran ve direniş ekseninin boşaltacağı alanların doldurulmasıdır.

Sonuç olarak bugün Türkiye, S. Arabistan ve Pakistan arasında kurulan ittifakı Trump’ın başkanlığının ilk döneminde İran ve direniş ekseni karşısında kurmaya çalıştığı Sünni-İslam NATO’su (MESA-Ortadoğu stratejik ittifakı) olarak adlandırmak için erken. Ancak bu durum, Mekke anlaşmasının yüzünü ABD emperyalizme dönmüş ve kendi bölgesel emelleri doğrultusunda mezhepsel gerilimleri kışkırtmaktan çekinmeyen bölge gericilikleri arasında bir pakt olduğu ve dolayısıyla bölge halkları için barış değil, yeni savaş ve çatışmalardan başka bir şey vadetmediği gerçeğini değiştirmiyor.

Dayanışmaya çağrı!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Yusuf Karadaş

Mekke ittifakının Kâbe’si neresi?
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et