ŞİÖ zirvesi, Erdoğan-Putin görüşmesi ve S-400’ler meselesi
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Şanghay İş Birliği Örgütünün (ŞİÖ) genişletilmiş başkanlar zirvesine katılmak için Kırgızistan’ın Başkenti Bişkek’e sessiz sedasız gitti. Oysa geçmiş dönemde olsa Erdoğan’ın ŞİÖ zirvesine katılması ya da Rusya Lideri Putin ile görüşmesi, iktidar ve medyasının gürültülü propagandası eşliğinde gerçekleşirdi. Özellikle rejimin içerideki dayanaklarını güçlendirmek üzere bu görüşmeler “Türkiye’nin Batılı emperyalistlere meydan okuması” biçiminde pazarlanırdı. Bu yazı yazılırken zirve kapsamında Erdoğan ve Putin arasında ana gündemi Karadeniz’de seyir güvenliği ve tahıl koridoru olacağı belirtilen bir görüşmenin yapılması da planlanıyordu. Bu görüşmede Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı ve son dönemde üçüncü bir ülkeye gönderilmesi tartışılan S-400 hava savunma sisteminin gündeme gelip gelmeyeceği ise merak konusuydu.
Erdoğan’la 11 yıl boyunca iktidarı paylaşan Gülencilerin 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi, Erdoğan iktidarının ABD ve Batılı emperyalistlerle ilişkilerinde gerilimlerin arttığı bir dönemde ve muhtemelen bu gerilimleri de dayanak haline getirmeyi amaçlayarak gerçekleştirilmişti. Bu darbe girişimi, ABD-AB ve NATO ile ilişkilerdeki gerilimleri arttırmakla kalmadı; ABD’nin YPG/SDG ile iş birliği yaptığı Suriye sahasından başlayarak Erdoğan iktidarının Rusya ve ŞİÖ ekseniyle iş birliği arayışlarını da beraberinde getirdi. Ağustos 2016’da görünüşte IŞİD’e (Irak-Şam İslam Devleti) karşı yapılan ama gerçekte Kürt kantonlarının (Kobanê ve Afrin) birleştirilmesini engellemeyi amaçlayan Fırat Kalkanı operasyonu Rusya’nın “olur”u ile gerçekleştirilmişti. Devamında Türkiye ve Rusya arasında Suriye sahasındaki iş birliği 2017’de Astana’da yapılan görüşmelerle (daha sonra İran’ın dahil olduğu Astana Formatı) yeni bir boyuta taşınmıştı. Aynı dönemde Rusya’dan S-400 hava savunma sistemleri alınmasına dair anlaşma da yapılmış (11 Nisan 2017) ve 2019’da bu füze savunma sisteminin ilk parçaları Türkiye’ye getirilmişti. Rusya ile bu askeri ve siyasi iş birliği ekonomik alanda da devam ettirilmiş ve özellikle enerji alanında Türkiye’nin Rusya’ya bağımlılığını arttıran anlaşmalar yapılmıştı-ki 2017 yılında Türkiye’nin Rusya’ya ihracatının 2.73 ve ithalatının ise 19.,51 milyar dolar olması bu bağımlılığı dışa vuruyordu.
Erdoğan, Rusya’dan 2.5 milyar dolara S-400 hava savunma sistemi alınması anlaşmasını “ülke tarihinin en önemli anlaşması” ilan etmiş; bu anlaşmayla ülke güvenliğinin garanti altına alınacağını söylemişti. Ancak Erdoğan tarafından milli güvenlik ve egemenlik meselesi ilan edilmesine rağmen S-400’ler Türkiye’ye getirildikleri 2019 yılından bu yana aktive edilemedi ve ülkenin herhangi bir noktasına yerleştirilemedi. Dahası Türkiye, S-400’ler nedeniyle ABD emperyalizmi tarafından CAATSA (ABD’nin Hasımlarına Yaptırımla Karşı Koyma Yasası) kapsamına alındı ve F-35 savaş uçağı programından çıkartıldı.
Çünkü Erdoğan iktidarının Rusya ile ilişkileri ABD ve Batılı emperyalistlere karşı kendine manevra alanı yaratmak, pazarlık kozu haline getirmek için kullanmaya çalışması Türkiye’nin ekonomik olarak AB’li emperyalistlere ve ABD’ye, askeri olarak da NATO ve ABD’ye bağımlılığını ortadan kaldırmıyor ve bu manevra arayışının da sınırlarını belirliyordu. Türkiye’de otomotiv, enerji, beyaz eşya, TELEKOM, kimya ve finans gibi stratejik önemdeki sektörlerdeki en büyük tekeller ya doğrudan yabancı sermayeye ait ya da Türk tekelci burjuvazisi ile yabancı sermaye ortaklı işletmeler olarak öne çıkmakta ve bu yatırım ve ortaklıklarda AB, ABD, İngiltere gibi Batılı emperyalistler belirleyici durumda bulunmaktadır.
Öte yandan S-400’lerin hangarda bekletilmesi, Erdoğan’ın “ülke tarihinin en önemli anlaşması” açıklamasına rağmen Türkiye’deki rejimin NATO tarafından onaylanmayan bir savunma sistemini devreye sokamadığı gerçeğini ortaya koyuyordu.
Erdoğan rejimi, 2022’de Rusya’nın Ukrayna’ya gerçekleştirdiği müdahaleden sonra “tarafsız” görünmeye çalışsa da Ukrayna’ya SİHA satarak ve Ukrayna’nın NATO üyeliğini destekleyerek tarafını ortaya koymuş ve bu tutumu Batılı emperyalistler tarafından da defalarca takdir edilmişti. Bu nedenle Erdoğan yönetiminin Rusya-Ukrayna savaşında “ara buluculuk” rolüne soyunması, tarafsız bir aktör olduğu anlamına gelmiyor, dahası tahıl koridoru için yaptığı girişimleri küresel gıda güvenliği için kritik önemde olduğu için ABD ve Batılı emperyalistler tarafından da destekleniyordu.
Ukrayna, Rusya’nın ABD ve AB’li emperyalistlere meydan okumasının en kritik halkalarından birini oluşturuyor ve bu savaş doğrudan olmasa da gerçekte Rusya ve ABD-AB-NATO arasında bir savaşa dönüşmüş durumda. Öte yandan Rusya’nın bütün güç ve enerjisini bu savaşa yönetmek zorunda kalması, bölgesel gücünde ve etki alanlarında belli zayıflamalara yol açtı. Ortadoğu’daki en önemli müttefiklerinden Suriye rejiminin düşmesi, Trump’ın Zengezur Koridoru için Azerbaycan ve Ermenistan ile yaptığı anlaşmadan sonra Kafkasya’da Rusya’nın etkisinin azalması gibi gelişmeler bu savaşın ortaya çıkardığı sonuçlar olarak değerlendirilebilir.
Bu gelişmeler Türkiye’deki Saray rejiminin de manevra alanlarını daralttı ve ABD-Batılı emperyalistlere bağımlılık ilişkilerini daha da derinleştiren bir süreci başlattı.
Saray rejimi, Suriye’de başa geçirilen HTŞ’nin (Heyet Tahrir eş Şam) ABD ve İsrail’in isteklerini yerine getirmesini sağladı. Kürt sorununda başlatılan süreç ve SDG’nin entegrasyonu üzerinden bölgede ABD ile uyum ve iş birliği halinde Türkiye-Suriye-Irak ekseni oluşturuluyor. ABD’nin “Enerjide Rusya’ya bağımlılığı azalt” baskısı sonrasında ABD’li ExxonMobil ve Mercuria Energy ile ABD’den LNG (sıvılaştırılmış doğal gaz) alımı anlaşmaları yapıldı. Erdoğan, Trump’ın Gazze’de kolonyal bir yönetim oluşturma planının garantörlerinden biri oldu.
En son Ankara’da yapılan ve Rusya’nın en büyük tehdit olarak ilan edildiği NATO zirvesinde de Saray rejimi; NATO 3.0 olarak tanımlanan yeni güvenlik mimarisinde Kafkasya, Karadeniz, Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’da enerji ve ticaret yollarının güvenliği bakımından yeni roller üstlenmeyi ve bu alanlarda ülkeyi yeni gerilimlerin içine sürüklemeyi başarı olarak gören ve elbette ABD ve AB’li emperyalistlerin takdirini toplayan bir politik tutum ortaya koydu.
Temmuz ayında NATO zirvesine katılmak üzere Ankara’ya gelen Trump ile Erdoğan arasında yapılan görüşmede CAATSA yaptırımlarının kaldırılması için S-400’lerin üçüncü bir ülkeye gönderilmesi konusunda mutabakata varıldı. O tarihten sonra saray rejimi S-400’leri göndereceği ülke arıyor. Önce BAE ve Katar’ın adı geçti, son günlerde bu füze savunma sisteminin Mısır’a gönderilebileceği konuşuluyor. Burada Mısır seçeneği, Erdoğan rejiminin Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları için sürdürülen mücadelede Mısır’ı yanına çekme hesabıyla bağlantılı olabilir.
Ancak S-400’lerin üçüncü bir ülkeye gönderilmesi için Rusya’nın da onayı gerekiyor ve bu nedenle Bişkek’teki zirvede Erdoğan’ın Putin ile yaptığı görüşmede bu konunun gündeme gelmiş olması sürpriz olmayacaktır.
Sonuç olarak, Erdoğan’ın dün milli güvenlik ve egemenlik meselesi ilan ettiği S-400’lerden kurtulmak için bugün ülke araması; ABD, Batılı emperyalistler ve NATO’ya bağımlılık ilişkilerini ve kendine manevra alanı yaratma yönelik girişimlerinin sınırlarını çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor. Bu nedenle Batılı emperyalistler ve onların savaş örgütü NATO’ya karşı bağımsızlık, öncelikle ülkedeki iş birlikçi rejime karşı mücadeleden başlıyor.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et