8 Eylül 2026 00:09

Mavi bir gökyüzünün ardındaki görünmez feryat

Çanakkale Devlet Hastanesi’nin göğüs hastalıkları bölümünde yatan bir yakınımızı ziyarete gitmiştik. Öğleden sonraya kaldığımız için serviste bizden başka ziyaretçi de yok gibiydi. Öğle yemeği ve ziyaret saati yoğunluğu bittiği için sakinleşen koridorların gerisinde, hemşireler ve diğer sağlık görevlileri kendilerine ayrılan bölümlere çekilmişler, kısa bir çay, kahve molası eşliğinde sohbet ediyorlardı.

Yarı uyur yarı uyanık olan hastamızla birlikte bir başka hasta daha vardı odada. İki hasta yatacak şekilde düzenlenen odada iki yatağın arasına beyaz bir perde çekilmiş, her iki yatağın tam ortasına gelecek şekilde, duvara 32 ekran bir televizyon asılmış, iki yatağın ayak ucundaki duvara dayalı ince uzun masanın altına ise iki ayrı büro tipi buzdolabı konmuştu.

Eylül ayı, tüm dünyada mavi bir gökyüzü için temiz hava soluma bilincini artırmayı hedefleyen küresel çağrılara sahne oluyor. Temiz hava solumak, sadece insanlar için değil, dünyadaki tüm canlıların sağlıklı bir şekilde yaşamlarını sürdürebilmeleri adına en temel hak ve hayati bir gereksinim olarak öne çıkıyor. Soluduğumuz her nefes, doğanın dengesini korurken organlarımıza can veriyor, çocukların sağlıklı gelişimini destekliyor ve ekosistemin sürdürülebilirliğini güvence altına alıyor. Ancak modern yaşamın getirdiği sanayileşme dalgası, bu ücretsiz ve paha biçilemez kaynağın üzerine her geçen gün daha kalın bir is tabakası seriyor.

Üretim çarklarının gölgesinde soluksuz kalan gezegen

Hava kirliliğini sadece bacalardan sızan gazlar ya bir egzoz borusundan yayılan dumanlar gibi teknik ve yüzeysel detaylarla açıklamak, sorunun kökündeki sistemik gerçekliği göz ardı etmek anlamına geliyor. Modern sosyolojinin ortaya koyduğu üretim çarkı yaklaşımına göre, ekonomik sistemler hayatta kalabilmek ve kâr paylarını tırmandırmak adına sürekli büyümek ve üretmek zorunda olan bir koşu bandında dönüp duruyor. Bu amansız çark, doğadan sürekli hammadde ve enerji çekerek ekolojik eksiltmelere yol açarken, üretim süreçlerinin atıklarını ve zehirli gazlarını havaya bırakarak ekolojik eklemeleri tırmandırıyor. Lauderdale Paradoksu tam da bu noktada devreye giriyor ve zenginliğin kurgusundaki çarpıklığı gözler önüne seriyor. Kamusal bir zenginlik olan ve herkesin ücretsizce eriştiği temiz hava kirletilip kıt hale getirildikçe, hava temizleme cihazlarından solunum ilaçlarına kadar devasa yeni pazarlar açılıyor ve doğanın tahribatı üzerinden özel servet birikimi besleniyor. Halk sağlığını ve doğanın döngülerini korumak için gereken yatırımlar ise kâr odaklı bu sistemik çarkların dönme hızı karşısında çoğu zaman birer maliyet unsuru olarak görülüp erteleniyor.

Havayı kirleten etkenlerin görünür yüzü

Bu devasa çarkların yeryüzündeki yansımaları, her gün soluduğumuz havayı zehirleyen somut unsurlar olarak karşımıza çıkıyor. Enerji üretiminde ısrarla sürdürülen kömürlü termik santraller, denetimsiz beton santralleri, çimento fabrikaları ve plansız kentleşmenin rüzgar koridorlarını kesen yüksek binaları kentsel alanlarda kirlilik cepleri yaratıyor. Kent içi ulaşımda motorlu taşıtların oluşturduğu yoğun trafik ve kalitesiz kömür kullanımıyla gerçekleştirilen evsel ısınma, partikül maddelerin havada tehlikeli seviyelere ulaşmasına yol açıyor. Küresel iklim krizinin bir sonucu olarak sıklığı artan devasa orman yangınları ise atmosfere tonlarca sülfür, azot oksit ve siyah karbon pompalayarak soluduğumuz havayı adeta bir zehir kokteyline dönüştürüyor.

Kara raporların gösterdiği acı Türkiye tablosu

Türkiye, ekonomik büyüme odaklı politikaları ve fosil yakıtlara dayalı enerji yapısı nedeniyle çok ağır bir hava kalitesi kriziyle mücadele ediyor. Temiz Hava Hakkı Platformu tarafından açıklanan son Kara Rapor sonuçları, ülkede havası temiz olan tek bir ilin dahi kalmadığını belgeliyor. Rapor verilerine göre partikül madde kirliliğinin en yoğun yaşandığı şehirler arasında Osmaniye, Iğdır ve Malatya ilk sıralarda bulunuyor. Özellikle Osmaniye halkı, yıl boyunca Dünya Sağlık Örgütü kılavuz değerlerinin tam beş katı, ulusal yasal limitlerin ise iki katı düzeyinde kirli hava soluyor. Şırnak, Osmaniye ve Bursa Kestel gibi sanayi ya da termik santrallerin kuşatması altındaki bölgelerde yaşayanlar yılın iki yüz elli gününden fazlasını sağlıksız hava koşullarında geçirirken, İstanbul Sultangazi'de taş ocaklarına komşu olan mahalle sakinleri yılın iki yüz altmış üç gününü toza maruz kalarak tamamlıyor. Başkent Ankara ve İstanbul genelinde hava kirliliği hassas seviyelerde seyrederken, İzmir genelinde ise ölçüm istasyonlarının veri kalitesindeki yetersizlik nedeniyle sağlıklı bir analiz dahi yapılamıyor. Küresel ölçekte hazırlanan analizler de bu tırmanışı doğruluyor ve yıllık ince partikül madde yoğunluğu artan Türkiye'nin havası en kirli ülkeler sıralamasında hızlı bir şekilde tırmandığını ortaya koyuyor. Avrupa genelinde yapılan değerlendirmelerde de Iğdır en kirli yerleşim olarak öne çıkarken, kıtanın en kirli on noktasından beşinin Türkiye sınırlarında yer aldığı görülüyor.

Görünmez maliyetlerin ve ölümlerin ağır faturası

Zehirli havanın solunması, insan vücudunda sessiz ve yıkıcı bir tahribat yaratıyor. Solunum yollarına sızan ince partikül maddeler, başta KOAH, kalp-damar rahatsızlıkları, inme, akciğer kanseri ve diyabet gibi kronik hastalıkları tetikliyor, demans gelişme olasılığını ciddi oranda yükseltiyor. Orman yangınlarından yayılan zehirli dumanlar çocukların solunum sistemi şikayetleriyle acil servislere başvuru oranlarını on kat artırırken, bebeklerde erken doğum ve anne karnında gelişim geriliği gibi riskleri beraberinde getiriyor. Bu sağlık krizinin insani boyutu, Kara Rapor verilerinde açıkça kendisini gösteriyor. Ülkede ince partikül madde kirliliğine bağlı olarak sadece iki yıl içinde yüz yirmi binden fazla insanın erken yaşta hayatını kaybettiği belirtiliyor. Bu can kayıpları, yetişkin nüfustaki tüm vefatların yaklaşık yüzde on üçüne karşılık geliyor. Kirlilik seviyeleri uluslararası kılavuz değerlere indirilebilseydi her yıl en az altmış bin insanın hayatta kalabileceği tahmin ediliyor. Bu büyük acının yanında, kirliliğin ülke ekonomisine getirdiği görünmez yük ilk kez hesaplanıyor. İnce partikül madde kirliliğinin Türkiye ekonomisine bir yıllık maliyeti tam 138 milyar dolar olarak açıklanıyor. Ülkenin yıllık gayrisafi yurt içi hasılasının yaklaşık yüzde onunu yutan bu devasa fatura, temiz hava mücadelesinin sadece bir sağlık konusu değil, toplumsal refahın korunması için de en öncelikli zorunluluk olduğunu kanıtlıyor.

Mavi bir gökyüzü için atılması gereken adımlar

Hava kalitesini iyileştirmek ve her canlının temiz hava hakkını güvenceye almak, piyasanın kendi işleyişine bırakılamayacak kadar büyük bir sorumluluk gerektiriyor. Çözüm için ilk ve en acil adım olarak, mevzuatta en tehlikeli kirletici olan ince partikül madde için ulusal limit değerlerin acilen belirlenmesi ve bağlayıcı bir takvime bağlanması öneriliyor. Enerji üretiminde fosil yakıtlardan kademeli olarak vazgeçilmesi, ekolojik sınırları aşmayan yenilenebilir kaynaklara adil bir geçiş planıyla yönelinmesi önem taşıyor. Sanayi tesislerinin izin süreçlerine Sağlık Etki Değerlendirmesinin yasal bir zorunluluk olarak dahil edilmesi ve kirletici faaliyetlerin kümülatif etkilerinin önceden incelenmesi hayati bir rol oynuyor. Ölçüm altyapısının güçlendirilerek anlık verilerin şeffaf bir şekilde halkın erişimine sunulması, hak arama süreçlerindeki yüksek bilirkişi ücreti gibi yargısal engellerin kaldırılması ve çocuk sağlığı odaklı kentsel planlamaların hayata geçirilmesi gerekiyor. Temiz hava hakkını savunmak, gelecek kuşaklara solunabilir bir dünya bırakabilmenin tek yolu olarak tüm toplumu ve karar vericileri ortak bir mücadeleye çağırıyor. 

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et