24 Ağustos 2026 00:06

‘Gökyüzü prize gelmez’

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Eğirdir Gölü Havzası’nda kuraklığa çözüm bulma iddiasıyla gündeme gelen; ABD merkezli Rain Enhancement Technologies (RET) tarafından geliştirilen, Weather Enhancement Technology Array - Hava İyileştirme Teknolojisi Dizisi (WETA) yer tabanlı iyonizasyon teknolojisi bilim insanları tarafından birçok yönü ile eleştiriliyor.

Amerika Birleşik Devletleri merkezli bir şirketin geliştirdiği ve karadan havaya elektrik akımı vererek yağış artırmayı hedefleyen bu sistemin Isparta semalarında denenecek olması, bölgedeki ekolojik dengeler açısından endişe yaratıyor.

Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Bilim Danışmanı Doç. Dr. Erol Kesici ile İstanbul Teknik Üniversitesi Meteoroloji Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, doğal bir sit alanının belirsiz teknolojiler için deneme tahtası yapılmasına karşı çıkıyorlar.

‘Eğirdir gölü entübe edilmiş bir hasta gibi’

Doç. Dr. Erol Kesici ile geçen yıl Eğirdir Gölü kıyısında, Çepeçevre Yaşam programı kapsamında gerçekleştirdiğimiz söyleşi, gölün aslında ne kadar büyük bir ekolojik çöküş yaşadığını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyordu. Kesici, gölün mevcut durumunu kelimenin tam anlamıyla entübe halindeki bir hastaya benzetiyordu.

Yıllarca süren aşırı su çekimleri, vahşi tarımsal sulama, gölü besleyen dereler üzerine kurulan barajlar ve açılan binlerce kaçak kuyu yüzünden Eğirdir Gölü, su bütçesinde her yıl devasa açıklar veriyor. Ortalama su derinliğinin dört metrenin altına gerilemesiyle birlikte gölün kuzeyindeki Hoyran Havzası ile güneyi arasındaki Kemer Boğazı daralarak adacıklar oluşturuyor. Kesici, göl kıyısındaki söyleşimizde önlem alınmadığı takdirde gölün yakın zamanda ikiye bölüneceği uyarısında bulunuyordu.

Havzayı kurtarmak adına ortaya atılan başka bölgelerden su transferi projelerine de karşı çıkan Kesici, her gölün kendine has bakteriyel ve ekolojik bir yapısı olduğunu, dışarıdan getirilecek suyun gölde adeta bir kan uyuşmazlığı yaratacağını vurguluyordu. Havzada su tüketen elma bahçelerinin yanına avokado ve muz gibi aşırı su isteyen egzotik ürünlerin ekilmesini de eleştiren Kesici, çözümün doğanın kanunlarıyla inatlaşmakta değil, ileri biyolojik arıtma, ters ozmoz gibi bilimsel yöntemlerde ve evsel su tasarrufunda yattığını savunuyordu.

Eğirdir Gölü bir deney alanı olarak kullanılamaz

Aradan tam bir yıl geçtikten sonra Kesici, Eğirdir Gölü’nde bu sefer de başka bir sorunu gündeme getirerek, ortaya atılan “Bulut tohumlama, elektriklenme ile suni yağmur yağdırılması” projesine “Bu zihni sinir projesine engel olunmalıdır. Yetmedi mi, ABD’nin deneme alanı olmak? Üstelik doğal su kaynaklarımızda! Erozyona, kirliliğe, eko kırıma neden olmak” diyerek sert tepki gösterdi.

Deneme sahası Türkiye

Doç. Dr. Erol Kesici, Eğirdir Gölü’nün sadece bir içme ve kullanma suyu kaynağı olmadığını, aynı zamanda kesin korunacak hassas alan statüsünde özel hükümlerle korunan, zengin endemik türleri barındıran bir milli park ve kuş göç yolu olduğunu hatırlattı. Kesici, havaya elektrik verilmesini öngören bu iyonizasyon yönteminin, havzadaki hassas ekosistemin üreme, beslenme ve yaşama döngülerini ciddi şekilde tehdit edeceği uyarısında bulundu. Projenin hiçbir şekilde garanti sunmadığını belirten Kesici, açık gökyüzünde zorla bulut oluşturma garantisinin bulunmadığını ve sürecin tamamen o anki meteorolojik koşullara bağlı olduğunu ifade etti. Atmosfere bu tür kontrolsüz müdahalelerin bölgeler ve ülkeler arasında bulut çalma kavgalarına ve uluslararası krizlere yol açabileceğini dile getiren bilim insanı, yöntemi geliştiren firmanın kendi memleketi olan Amerika Birleşik Devletleri’ndeki kurak eyaletlerde bu teknolojiyi uygulamayıp deneme sahası olarak Türkiye’yi seçmesini eleştirdi.

‘ÇED süreci kesinlikle işletilmeli’

Körfez ülkelerindeki başarı iddialarının gerçeği yansıtmadığını savunan Kesici, her ekosistemin kendine özgü hassas dinamikleri olduğunu söyledi. Kesici, projenin hayata geçirilmesinden önce bağımsız bir bilim kurulu tarafından uzun vadeli bölgesel meteorolojik etkilerin incelenmesi ve kesinlikle çevresel etki değerlendirmesi raporu alınması gerektiğini belirtti. Eğer bir deneme yapılacaksa tüm finansal masrafın ve ekolojik riskin teknolojiye güvendiğini söyleyen satıcı firma tarafından üstlenilmesi gerektiğini ekleyen Kesici, ölçme ve değerlendirme süreçlerinin de satıcı tarafından değil, bağımsız bilim insanları tarafından yürütülmesini talep etti.

‘Gökyüzünü fişe takarak yağmur yağdıramazsınız’

İyonizasyon yöntemiyle yağmur yağdırma vaatlerine bir tepki de Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu’ndan geliyor. Kadıoğlu, gökyüzünün prize gelmeyeceğini belirterek, böyle bir sisteme bel bağlanması durumunda buharlaşacak tek şeyin halkın parası olacağını ifade ediyor. Sistemin vadettiği başarı oranlarının yalnızca kontrollü laboratuvar ortamlarında geçerli olduğunu kaydeden Kadıoğlu, atmosferin ve doğanın sabit bir deney tüpü gibi yönetilemeyeceğini hatırlatıyor.

Havadaki nem profili ve bulut oluşumu yetersiz olduğu sürece hiçbir teknolojinin yoktan yağış üretemeyeceğini söyleyen Kadıoğlu, nem olduğunda ise zaten doğal süreçlerle yağışın gerçekleştiğini dile getiriyor. Yağmur yağdığında cihazın çalıştığını iddia eden, yağmadığında ise koşulların uygun olmadığını öne süren bu yaklaşımın bilimde hiçbir karşılığı bulunmuyor. Kadıoğlu, yanlışlanamayan iddiaların bilimsel bir değer taşımadığını vurguluyor ve bu yöntemi savunan kimi çalışmaların bağımsız akademik çevrelerde sözde bilim olarak adlandırıldığını aktarıyor. Ayrıca karadan havaya yüksek gerilimle elektrik verilmesini öngören corona deşarjının, atmosferdeki oksijen moleküllerini parçalayarak zararlı ozon gazı sentezlenmesine yol açtığı biliniyor. Reaktif bir gaz olan ozonun ve yapay elektrik alanlarının, havzadaki hassas endemik canlılar, göçmen kuşlar ve navigasyon yeteneği olan böcekler üzerinde ciddi tahribatlara yol açabileceği uyarısı yapılıyor.

Kurtuluş teknolojik fantezilerde değil bilimsel korumada

Eğirdir Gölü gibi birinci derece koruma statüsüne sahip, içme suyu kaynağı olan özel bir ekosistemin ÇED raporu dahi olmadan böyle bir ticari deneye maruz bırakılması yasal olarak büyük bir boşluk yaratıyor. ABD’deki kurak eyaletlerde ticari bir yaygınlığı bulunmayan bu teknolojinin deneme sahası olarak Eğirdir Havzası’nın seçilmesi, akıllara ciddi soru işaretleri getiriyor. Uzmanlar, yapay müdahalelerin bir bölgedeki nemi zorla yoğuşturarak komşu havzaların yağışını engelleyebileceğini ve bunun uluslararası su hukukunda bulut çalma davalarına yol açabileceğini belirtiyor.

Gölün kurtuluşu, gökyüzüne elektrik vererek yağmur beklemek gibi belirsiz projelerde değil, doğrudan havzadaki kaçak kuyuların kapatılmasında, tarımsal sulama sistemlerinin kapalı borulu sistemlere dönüştürülmesinde ve akılcı bir ürün planlamasında aranıyor. Bilim insanları, kamu kaynaklarının bu tür ticari vaatlere harcanması yerine, Eğirdir’i ayakta tutacak gerçek koruma eylemlerine aktarılması çağrısında bulunuyor.

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et