Alanya kıyılarında mikroplastik istilası ve ithal atık kıskacı
Alanya Belediyesi tarafından hazırlanan ve geçtiğimiz günlerde kamuoyuna sunulan saha ön değerlendirme raporu, Akdeniz kıyılarındaki plastik ve mikroplastik kirliliğinin korkutucu boyutlarını gözler önüne serdi. Plastik atık ithalatındaki rekor artış, son 66 yılın en yoğun yağışları ve denetimsiz kaçak deşarjlar bir araya gelerek Akdeniz sahillerini adeta bir mikroplastik çöplüğüne dönüştürdü. İşte çarpıcı veriler, çevresel ve ekonomik yıkımın boyutları ve konunun uzmanlarından çok kritik uyarılar.
Kirlilik literatürün 65 katına ulaştı
Haziran ve temmuz 2026 döneminde Alanya kıyı şeridinde gerçekleştirilen bilimsel örnekleme çalışmaları, Akdeniz’deki kirliliğin daha önce belgelenmiş en yüksek değerlerin katbekat üzerinde olduğunu ortaya koydu. Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesinden Prof. Dr. Sedat Gündoğdu tarafından hazırlanan rapora göre, Alanya’daki dört farklı istasyonda yapılan ölçümlerde metrekare başına düşen mikroplastik yoğunluğu 1 ila 34 milyon parçacık/km² arasında saptandı. Bu değerler, Türkiye’nin Akdeniz kıyılarında daha önce literatürde bildirilmiş olan en yüksek kirlilik seviyesinin tam 2 ila 65 katı arasında bir yoğunluğa işaret ediyor.
Avrupa’nın çöpü Türkiye’nin kapasitesini aştı
Çin’in 2017 yılı sonunda plastik atık ithalatını yasaklamasının ardından Türkiye, Avrupa’nın en önemli atık varış noktalarından biri haline geldi. Türkiye’nin yıllık plastik atık ithalatı, Çin yasağı öncesine göre üç kat artarak 2024 ve 2025 yıllarında yaklaşık 800 bin tona ulaştı. Bu miktar, Türkiye’nin kendi içinde toplayıp geri dönüşüme gönderebildiği yıllık en yüksek hacmin dahi üzerindedir.
Dolayısıyla Türkiye’deki kurulu geri dönüşüm kapasitesinin büyük kısmı yerli atığa değil, küresel kuzey ülkelerinin atıklarına hizmet ediyor. Özellikle nisan 2026’da Türkiye’nin plastik atık ithalatı son 10 yılın en yüksek seviyesine ulaşarak ayda 60 bin tonu aştı. Bu dönemde sadece İngiltere’den 11 bin 700 ton, ABD’den ise 4 bin 100 ton plastik atık ithal edildi. Ancak Türkiye’nin atık yönetim sistemi bu yükü kaldırabilecek altyapıya sahip değil. TÜİK verilerine göre 2024 itibarıyla Türkiye’deki 2 bin 934 lisanslı geri kazanım tesisinden 1263’ü plastikle ilişkili ve toplam kapasite yıllık sadece 1 milyon 125 bin ton düzeyinde. Yerli ve ithal toplam atık yükünün yıllık 4 milyon tonu aşması nedeniyle, her yıl yaklaşık 1 milyon tonun üzerinde plastiğin doğrudan çevreye karıştığı tahmin ediliyor. Ayrıca plastik geri dönüşüm tesislerinde çıkan şüpheli yangınların sayısı da 2017’de yılda sadece 6 iken, 2025’te yılda 150 vakaya fırladı.

Tarım alanlarından denizlere sızan sessiz tehlike
Gündoğdu’nun hazırladığı rapora göre; kirliliğin Alanya, Kemer ve hatta Fethiye gibi uzak kıyılara kadar yayılmasının arkasında bu yıl yaşanan istisnai hava olayları yer alıyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre 2025 ile 2026 su yılında Akdeniz Bölgesi normalin yüzde 45, 2026 ilkbahar mevsiminde ise normalin yüzde 86 üzerinde yağış alarak son 66 yılın yağış rekorunu kırdı. Bu aşırı yağışlar, Adana ve Mersin’de yoğunlaşan, aynı zamanda Türkiye ithal atığının yüzde 60’ının varış noktası olan plastik geri dönüşüm tesislerinin bulunduğu havzalardaki nehir ve sulama kanallarının debilerini olağanüstü düzeyde artırdı. Tesislerin açıkta depoladığı ithal plastikler ve proses atık suları, taşkın sularıyla birlikte Seyhan, Ceyhan ve Asi Nehirleri üzerinden doğrudan Akdeniz’e taşındı. Yapılan bilimsel çalışmalar, Adana’daki sulama kanallarında tesislerin deşarj noktalarının aşağısına doğru mikroplastik derişiminin 132 kata kadar arttığını ve sadece üç kanaldan saatte 5.3 milyardan fazla parçacığın nehir sistemine taşındığını gösteriyor. Denize ulaşan bu devasa plastik kirliliği, Doğu Akdeniz’in hakim yüzey akıntısı olan ve doğudan batıya doğru işleyen Kilikya Akıntısı aracılığıyla batıya doğru taşındı. Oşinografik modellere göre, bu tür parçacıkların kıyıya ulaşması kışın ortalama 51 gün, yazın ise 33 gün süren bir gecikmeyle gerçekleşiyor. Bu bilimsel veri, kış ve ilkbahar aylarında nehirlerle denize dökülen kirliliğin neden tam olarak turizm sezonunun ortasında Alanya sahillerine vurduğunu da açıklıyor.

Seralardan sulara uzanan kirlilik ağı
Sahada yapılan incelemelerde Alanya örneklerinde yoğun miktarda şeffaf ve belirli bir geometride kesilmiş ya da kırpılmış mikroplastikler saptandı. Bu bulgu, kirliliğin yalnızca Adana ve Mersin’deki geri dönüşüm tesislerinden değil, aynı zamanda Alanya’nın doğusundaki Gazipaşa ve Anamur bölgelerinde yoğunlaşan tarımsal sera örtüsü plastiklerinin geri dönüşümünü yapan yerel faaliyetlerden de kaynaklandığını gösteriyor. Sera örtülerinde kullanılan şeffaf plastik filmler geri dönüştürülürken mekanik olarak kırpılıyor ve akıntıların etkisiyle Alanya sahillerine ulaşıyor. Bu durum, mikroplastiklerin tarım alanlarından sucul ve denizel ekosistemlere kadar tüm çevreyi nasıl kuşattığını ortaya koyuyor.
Rapordan acil eylem önerileri
Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’nun sunduğu raporda kirliliğin kaynağında durdurulabilmesi için acil adımların atılması gerektiği belirtildi.
- Mevcut ithalata dayalı geri dönüşüm modelinin sürdürülemez durumda olduğu ve plastik atık ithalatının derhal durdurulması gerektiği vurgulandı.
- Kıyı bölgesindeki tüm geri dönüşüm tesislerinin belge üzerinden değil gerçek zamanlı atık su analizleriyle denetlenmesi, filtresi veya arıtması olmayan tesislerin lisanslarının iptal edilmesi gerektiği ifade edildi.
- Tesislerin atık sularının kentsel kanalizasyon sistemine verilmesinin engellenmesi, tüm geri dönüşüm tesislerine yasal olarak sıfır mikroplastik sızıntısı zorunluluğu getirilmesi önerildi.
- Tarımda sera plastiği kullanımının azaltılması, Gazipaşa ve Anamur’daki sera geri dönüşüm tesislerinin de aynı sıkı standartlara tabi tutulması ve gezi ile eğlence teknelerinde tek kullanımlık plastiklerin kademeli olarak yasaklanması gerektiği belirtildi.
Uzmanlardan acil çağrı: Bu sahillerde yüzülmemeli
Eski Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Akdeniz kıyılarındaki durumun halk sağlığı açısından son derece tehlikeli bir boyuta ulaştığını belirterek uyarılarda bulundu. Deniz yüzeyindeki parçacıkların, yüzeylerinde koli basili ve listeria gibi her türlü hastalık yapıcı bakteri ile virüsü barındırarak enfeksiyon riskini katladığını vurgulayan Öztürk, yüzme esnasında bu parçacıkların yutulmasının kaçınılmaz olduğunu; özellikle çocuklar, yaşlılar ve yüzme bilmeyenlerin büyük risk altında olduğunu sözlerine ekledi.
‘Tahribatın gerçek maliyetini hesaplamak imkansız’
Çevre ekonomisi perspektifinden konuyu değerlendiren Prof. Dr. Erkan Aktaş, Alanya Belediyesinde açıklanan raporun Akdeniz’in geleceği için son bir çığlık olduğunu vurguladı. Yaklaşık 193 milyon dolarlık bir geri dönüşüm rantı uğruna, sadece Antalya’nın yaklaşık 17 milyar dolarlık turizm ekonomisini riske atmanın büyük bir akıl tutulması olduğunu belirten Aktaş, Mersin’i de dahil ettiğimizde risk altındaki turizm değerinin 20 milyar dolara, kirliliğin Muğla kıyılarına ulaşması durumunda ise 40 milyar dolara yaklaştığını ifade etti. Turizmdeki kaybın bir nebze ölçülebilir bir olumsuz dışsallık olduğunu söyleyen Aktaş; tarımda, balıkçılıkta, halk sağlığında, biyolojik çeşitlilikte ve kıyı ekosistemlerinde oluşacak tahribatın gerçek maliyetini bugün hesaplayabilmenin bile imkansız olduğunu, kıyıların temizlenmesi için harcanacak paralar ve mikroplastiklerin doğada yüzlerce yıl kalacak olmasının bu faturayı daha da büyüteceğini dile getirdi.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et