5 Ağustos 2026 00:09

Bölgesel dizaynda yeni gelişmeler ve Kürtlerin entegrasyon süreci

ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın gidişatı ile ilgili belirsizlikler devam ederken Gazze’den Irak, Suriye ve Babülmendep’e kadar ABD ekseninde yeniden dizayn politikası bağlamında yeni gelişmeler yaşanıyor. Kuşkusuz bölgenin geniş alanlarında gündeme getirilen bütün bu hamleler, ABD emperyalizminin İran’a boyun eğdirme ve bölgede kendi hegemonyasını tesis etme politikasına bağlanıyor. ABD, Suriye ve Irak’ta Kürtleri bu politikaya uygun bir konumlanmaya zorluyor ve dahası Türkiye’deki süreç de Erdoğan rejiminin bölgede soyunduğu roller üzerinden bu gelişmelerle iç içe geçmiş bulunuyor.

ABD Başkanı Trump; Gazze için açıkladığı “barış planı”nın ikinci aşaması olarak Hamas’ın silahsızlandırılması konusunda anlaşmaya varıldığını açıkladı. Trump, açıklamasında bu planın garantörlüğünü yapan Türkiye, Mısır ve Katar’a da teşekkür etti. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 29 Temmuz’da Hamas’ın Siyasi Büro Başkanı Halil el Hayya ile Ankara’da yaptığı görüşme, her fırsatta Trump’ın övgülerine mazhar olan Erdoğan ve Saray rejiminin bu süreçte önemli bir rol oynadığını ortaya koyuyor.

İran’ın bölgesel gücünü sınırlama ve ABD ekseninde dizayn politikası bakımından önemli bir diğer gelişme de geçen hafta ABD ile S. Arabistan’ın, Irak’ta İran yanlısı milis güç güçlere karşı ortak operasyon yapması oldu. S. Arabistan’ın dikkat çeken bir diğer hamlesi de Yemen’de İran’la iş birliği halindeki Husilerin kontrolünde bulunan Başkent Sana’yı bombalamasıydı. Bu saldırı Hürmüz Boğazı’nın ardından bölgedeki bir diğer önemli enerji geçiş noktası olan Babülmendep’te de gerilimi tırmandırdı ve saldırının ardından Husiler, boğazı S. Arabistan gemilerine kapattıklarını açıkladı.

Babülmendep’te gerilimin tırmanmasının ardından S. Arabistan’ın; “Kızıldeniz, Babülmendep Boğazı ve Aden Körfezi’ndeki artan tehditlere karşı” Türkiye’nin aralarında olduğu 14 ülkenin katılımıyla “çok uluslu deniz savunma koalisyonu” kurulduğunu açıklaması, Yemen’de Husileri hedef alan saldırıların hesapsız olmadığını ortaya koydu.

Trump’ın Hürmüz Boğazı başta NATO’nun Ortadoğu’daki etkinliğinin artırılmasını istemesi ve Ankara’da yapılan son zirvede bu yönde kararların alınmasının ardından NATO’nun Ortadoğu karakolu olan Türkiye’nin S. Arabistan tarafından ilan edilen bu deniz gücüne katılması; Türkiye’deki Saray rejiminin bölgesel rolünü ve savaştaki pozisyonunu belirginleştiriyor ve her adımda ABD eksenine daha fazla bağlandığını ortaya koyuyor.

Suriye’de Esad/Baas rejiminin devrilmesi ve geçici yönetimin başına geçirilen HTŞ’nin (Heyet Tahrir eş Şam) hızla ABD-İsrail eksenine entegre edilmesi, İran’ın açıktan hedef alınabilir hale gelmesi bakımından en stratejik hamlelerden biriydi. Trump, bugün Suriye’deki geçici yönetimin başı Colani’nin Lübnan’da Hizbullah’ın silahsızlandırılması sürecinde de yer almasını istiyor ama bunun için öncelikle Suriye’deki geçici yönetimin Kürtlerin entegrasyon süreci başta karşı karşıya kaldığı sorunları çözmesi gerekiyor.

ABD emperyalizmi bölgedeki yeniden dizayn politikasının başarısı için güçlü-merkezi rejimlere, bu politikada etkili roller üstlenebilecek iş birlikçilere ihtiyaç duyuyor.

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye-Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın “Ortadoğu’da demokratik ve federatif modellerin çözüm olmadığını”, “güçlü liderlik” ve “Monarşik modellerin daha başarılı olduğu” açıklaması da bu ihtiyacın bir ifadesiydi.

ABD emperyalizminin kendi çıkarları temelinde dayattığı bu politikanın bölgede son 20-25 yılda ulusal-siyasal statü mücadelesiyle öne çıkan Kürtler için de kaçınılmaz sonuçları olacağı görülüyor.

Bölünmenin Irak’ta İran etkisini büyüteceği kaygısıyla ABD, Kürdistan Bölgesi’nde 2017’de yapılan ‘bağımsızlık referandumu’nu desteklememişti. ABD, bugün bir adım daha ötesine geçerek Kürdistan bölgesel yönetimini Irak merkezi yönetimiyle daha fazla iş birliğine zorluyor. Bu iş birliğini ve Irak’ta merkezi yönetimin (yeni Başbakan Zeydi’nin) güçlendirilmesini, İran yanlısı milis güçlerin tasfiye edilebilmesi için zorunlu görüyor.

Sadece bu da değil; ABD ve Türkiye, Kürdistan bölgesel yönetimine Suriye ve Türkiye’de Kürtlerin entegrasyon ve silahlı güçlerin tasfiyesi süreçlerinde de önemli roller biçiyor.

Tom Barrack’ın 16 Haziran’da Erbil’de Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani ve SDG (Suriye Demokratik Güçleri) Genel Komutanı Mazlum Abdi ile gerçekleştirdiği üçlü görüşmede Suriye Kürtlerinin geçici HTŞ yönetimine entegrasyonundan PKK’nin tasfiyesine ve Irak Kürdistan Bölgesi ile Suriye’deki Baniyas Rafinerisi arasında yeni bir boru hattı kurulmasına kadar askeri, siyasi ve ekonomik birçok konu gündeme getirilmişti.

Bu görüşmenin ardından haziran sonu-temmuz başlarında bu kez MİT Başkanı İbrahim Kalın, Irak merkezi hükümeti ve Kürdistan Bölgesi’nde KDP Lideri Mesut Barzani ile YNK Lideri Bafil Talabani’yle bu güçlerin “terörsüz Türkiye” sürecinde oynadığı/oynayacakları roller üzerine görüşmeler gerçekleştirmişti.

İktidarın medyadaki sözcülerinden Abdülkadir Selvi’nin dünkü yazısında artık Meclise bugün-yarın sunulması beklenen çerçeve yasada Kürdistan Bölgesi’ndeki Erbil ve Süleymaniye’de PKK üyeleri için toplama merkezlerinin kurulmasının planlandığını açıklaması, bu görüşmelerin içeriği hakkında da fikir veriyor.

En son Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani, önceki gün Şam’da geçici yönetimin başı Colani ile ekonomik, siyasi ve askeri entegrasyon sürecine dair bir görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşmenin ardından Rudaw, geçici HTŞ yönetimi ile SDG arasındaki en önemli anlaşmazlık konularından biri olan YPJ’nin (kadın savunma birlikleri) diğer birlikler gibi Savunma Bakanlığına değil, İçişleri Bakanlığına entegrasyonu konusunda anlaşmaya varıldığı iddiasını gündeme getirdi. Bu yazı yazılırken Mazlum Abdi ve Özerk Yönetim Dış İlişkiler Dairesi Eş Başkanı İlham Ahmed’in Şam’da bulunan Neçirvan Barzani’nin de katılımıyla Colani ile bir görüşme yapması bekleniyordu. Bu görüşme trafiği, bölgedeki diğer gelişmelerle birlikte entegrasyon sürecinin yeni bir ivme kazandığına işaret ediyor.

Ancak şurası da açık: ABD emperyalizminin İran savaşıyla da iç içe geçmiş bir biçimde kendi hegemonyasını tesis etmek için dayattığı politikalar ve bu politikalar içinde Erdoğan rejiminin üstlendiği yeni roller, Kürtlerin hareket alanını da daraltıyor ve onlara bu güçlerin belirlediği sınırlar içinde bir entegrasyon ya da “çözüm”ü dayatıyor. Kürtlerin statü ve kimlik için onlarca yıldır sürdürdüğü ulusal-demokratik mücadele, bir kez daha zorlu bir sürece girmiş bulunuyor.

Evrensel seninle güçlü!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Yusuf Karadaş

Bölgesel dizaynda yeni gelişmeler ve Kürtlerin entegrasyon süreci
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et