Bahçeli’nin ‘Türk barışı’
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 22 Nisan 2024 günü yayımlanan ‘23 Nisan’ mesajında, DEM Parti’ye kapatma davası açılması çağrısında bulunmasından beş buçuk ay sonra, 1 Ekim 2024 tarihinde, TBMM 28. Dönem 3. Yasama Yılı açılış oturumunda, sıralarına geldiği DEM Parti’nin yönetici ve üyelerinin ellerini sıkması, içinde bulunduğumuz sürecin sembolik ilanı olmuştu. Bahçeli, 22 Ekim 2024 günü de Abdullah Öcalan’a örgütünü lağvetmesi koşuluyla “Umut hakkı için başvurması ve TBMM’de DEM Parti grup toplantısında konuşması” için çağrı yaptı.
2007 yılındaki genel seçimler öncesinde, 1 Temmuz 2007 tarihinde Erzurum İstasyon Meydanı’ndaki mitingde dönemin Başbakanı Erdoğan’a Öcalan’ın idam edilmemesine tepki göstererek kürsüden ip atan ve sonraki yıllardaki diyalog süreçlerinde karşı tutum alan Bahçeli’nin, bugün böylesi bir tutum takınması ve söylemini ‘PKK’nin kurucu önderi’ ifadesine kadar vardırması şu yorumlara yol açtı: “Erdoğan kendi siyasi ajandasıyla, Bahçeli ise devletin bekası açısından yaklaşıyor.”
Ancak Bahçeli, talep ettiği çağrıyı Öcalan’ın yapması ve PKK’nin çok hızlı biçimde olumlu yanıt vererek fesih kongresi yapılması, ardından sembolik bir silah imha töreni gerçekleştirilmiş olmasına rağmen, Öcalan’a ‘umut hakkı’ söyleminden, İmralı’da koşullarının rahatlatılmasına doğru geri çekildi.
1980 öncesinde ‘komünizmle mücadele’ üzerinden kendisini tanımlayan ve NATO-Gladio çizgisiyle ortak hareket eden MHP geleneği, PKK’nin silahlı faaliyetinin öne çıkmasıyla birlikte, kendisini “terörle mücadele” cephesinin siyasi neferi olarak tanımladı. Türkiye’nin ‘ana akım’ milliyetçi partisi olarak MHP’nin son süreçte, bölgesel gerekçelerden hareketle ‘iç cephe’nin tahkimi söylemiyle aldığı tutum, AKP’nin ‘ortamlarda pek görünmeme’ tavrı karşısında hatırı sayılır bir iş gördü; görüyor.
PKK’nin silahsızlandırılmasına yönelik protokolün alt yapısını düzenleyen yasanın Meclisten geçmesinden sonra, Bahçeli’nin gelinen aşamayı değerlendirdiği ve Türkgün gazetesinde 17-18-19 Ağustos 2026 tarihlerinde yayımlanan söyleşisinde söyledikleri, sürecin sonrasına dair beklentilere kendileri açısından verilen bir yanıt niteliğinde. Söyleşinin ikinci gününde söyledikleri özellikle önemli.
Bahçeli, 18 Ağustos 2026 tarihindeki Türkgün’de, “Türk barışı, başta Suriye olmak üzere Irak, Lübnan gibi bölge ülkelerinde merkezi otoritelerin güçlendirilmesini, milli birliklerinin ve toprak bütünlüklerinin muhafaza edilmesini, demokratik hukuk devleti sisteminin tesis edilmesini hedeflemektedir. Bunun için de öncelikli olarak illegal silahlı yapıların ve terör örgütlerinin mutlaka ortadan kaldırılması gerekmektedir” diyor. Türk burjuvazisinin bölgesel ve küresel hedefleriyle bağlantılı biçimde devam ediyor: “Belirtmek gerekir ki Türkiye, Asya ile Avrupa arasında enerji, ulaştırma ve ticaret koridorlarının kesişim noktasında bulunmaktadır. Orta Koridor, Kalkınma Yolu projesi, Turan Koridoru (Yolu) ve enerji nakil hatları gibi stratejik projelerin başarıya ulaşması, büyük ölçüde güvenlik ve istikrar iklimine bağlıdır. Terörsüz Türkiye, bu projelerin daha etkin şekilde hayata geçirilmesine katkı sağlayacaktır.”
Bahçeli; Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihinde DEM Parti İmralı heyeti aracılığıyla “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nda yer alan vurgulara atıfla devam ediyor: “PKK terörünün sona ermesi, demokrasinin güçlenmesi için bir fırsat olacaktır. Terörsüz Türkiye hedefi doğrultusunda PKK’nın fesih ve silah bırakma kararına yönelik açıklamalarda ayrı bir devlet, federasyon, özerklik ya da kültüralist taleplerin yer almaması Türkiye’de yeni bir başlangıç için önemli bir adım olmuştur.”
Öcalan ile devlet arasında, silah bırakmaya dair varılan ve PKK tarafından da kabul edilmiş olan anlaşmanın hukuki alt yapısını içeren yasanın Mecliste kabul edilmiş olması ‘negatif barış’ aşamasına dair bir adımı ifade ederken, bu sürecin bir barışı ateşkesle sınırlı olmaktan çıkartarak içini dolduran, yani PKK’nin ortaya çıkmasına kaynaklık eden koşulların ortadan kaldırılmasına hizmet edecek adımları içerip içermeyeceği sorusu ortada duruyor. Bahçeli’nin Türkgün’deki söyleşisinin yine 18 Ağustos 2026 tarihli bölümünde bu konuda fikir veren bölümü şöyle: “Bu noktada Türk vatandaşlığı, Türkiye’de nesep asabiyetine dayanan etnik unsurları Türk siyasal aidiyetine bağlayan ve Türk kimliğini siyasal şemsiye formuna dönüştüren bir işleve sahiptir.”
Daha önce Mümtaz’er Türköne’den de çeşitli söyleşi ve yazılarında duymuş olduğumuz, ‘Türk kimliğini şemsiye’ olarak kabul etmek üzerine kurulu bu ‘çözüm’ önerisi, bundan sonra karşımıza daha sık çıkacak gibi görünüyor.
Silahların susmuş olması barışa bir fırsat sunuyor. Ancak bunun otomatik olarak demokratik adımların önünü açmayacağı son iki yıldır, yoğunlaşan baskılarla da görüldü. Bahçeli’nin, ‘Kürt anasını uzaktan görsün’ anlayışını çağrıştıran ‘Türk barışı’ yaraya merhem olmayacağı gibi, daha fazla kanatacaktır. Yani Bahçeli’nin şu ana kadar yol alınmasında kolaylaştırıcı faktör olarak iş gören ‘milliyetçi’ lojistiği, bundan sonraki ikinci aşamada net ve sert sınırlar çizen bir faktör olarak sık sık karşımıza çıkacaktır.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et