Savaş tekellerinin dünyasında yer tutmak mı, barışı kurmak mı?
Türkiye sermayesinin son 25 yıllık serüveni içinde, savunma/savaş sanayi üretimi tercih sıralamasında düzenli yükseliş kaydediyor. Bu yönelim, Türkiye’nin Ortadoğu’dan Afrika’ya uzanan coğrafyadaki hegemonya mücadelelerinde yer tutma arayışıyla örtüşüyor.
Türkiye savunma sanayi alanında üretim yapan firma sayısı 2002 yılında 56 iken, bu rakam 2021 yılında yaklaşık 1500 firmaya ulaştı. Bu sayı, 2025 yılı itibarıyla 3 binin üzerine çıkarken, bugün bu alanda 3 bin 500’ü aşan firmadan söz ediliyor. Güncel resmi verilere göre, Türkiye 2025 yılında 185 farklı ülkeye savunma sanayi ürünü ihraç etti. Sağlanan teşviklerle de sayıları hızla artan savunma sanayi şirketlerinden bazılarının adlarını Ahbap Derneği soruşturmasında gördük.
Bu tablo içinde, Dünyanın en prestijli savunma sanayisi listesi olarak kabul edilen “Defense News Top 100”de geçtiğimiz yıl 5 Türk şirketi yer aldı. Türk şirketleri arasında Defense News Top 100’ün en üstünde 43. sırada 3 milyar 541 milyon 261 bin 567 dolar savunma geliriyle ASELSAN bulunurken, onu bir önceki yıl 50. sırada bulunan TUSAŞ 47. sıraya çıkarak izledi. Roketsan, bir önceki yıl gibi yine listenin 71. sırada yer alarak, 1.54 milyar dolar gelirle yerini korudu. Onu, listede 94’üncü sıradan 78’inci sıraya yükselen ASFAT (Askeri Fabrika ve Tersane İşletme AŞ) izlerken, bir önceki yıl 84. sıradaki MKE de 1.2 milyar dolar gelirle 2025 yılında 80. sıraya yer aldı.
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI), askeri harcamalar ve silah ticareti konularında düzenli olarak yayımladığı verilere göre, Türkiye’nin en büyük iki müşterisi olarak Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) (yüzde 20.5) ve Suudi Arabistan (yüzde 12.1) olarak öne çıkıyor. Bunlara Katar, Bahreyn ve Irak da eklendiğinde, Türkiye’nin toplam silah ihracatının yarıya yakınının Ortadoğu ve Körfez coğrafyasına yapıldığı görülüyor.
Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, X hesabından yaptığı açıklamada, 2024 yılında savunma ve havacılık sanayisi ihracatının, NATO ve hizmet ihracatları dahil olmak üzere yüzde 29’luk bir artışla 7 milyar 154 milyon dolara ulaşarak yeni bir rekora imza attığını belirtmişti. Türkiye’de askeri sanayi sektörünün toplam ihracattaki oranı 2022’de yüzde 1.7 civarındayken, aradan geçen zaman içinde yaklaşık yüzde 3.7 seviyesine kadar yükselme gösterdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk savunma ve havacılık sanayisi sektörünün 2025 yılında 9.8 milyar dolarlık mal ihracatı gerçekleştirdiğini açıklamış, Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün ise, hizmet ihracatıyla birlikte ise sektörün 2025 yılı toplam ihracatının 10.5 milyar dolar olduğunu söylemişti. Dünyanın büyük silah tekellerinin kârlarıyla kıyaslandığında çok düşük oranlara tekabül eden bu sayılar, Türkiye sermayesinin gelişim trendi içinde bir hırsı ve kararlılığı ifade ediyor.
Bu firmalar, bir zırhlı aracın sadece bir parçasını üreten yan sanayi şirketlerinden, katma değerli üretim olarak çeşitli savaş araç ve gereçlerine yazılım üreten firmalara kadar uzanan bir çeşitlilik gösteriyor. Türk firmaları dünya silah ve savunma sanayisi ihracatı pazarında başı çeken ABD, Çin, Birleşik Krallık ve Fransa gibi ülkeler ile kıyaslandığında ‘orta ülke’ denilebilecek bir noktada bulunuyor. Türkiye sanayi üretimi ve ihracatı içinde savunma sanayi ürünlerinin payı sınırlı bir düzeyde olsa da, son 15 yıl içinde hızlı bir oransal artış dikkati çekiyor. Bu durumun, Türkiye’de sanayi alanına kalifiye teknik kadro yetiştiren, ülkenin en yüksek puanla öğrenci alan üniversitelerinde öğrencilerin gelecek planlarına kadar yansıyan bir etki göstermeye başladığını çeşitli çalışmalarla ve birebir yaptığımız sohbetlerde görebiliyoruz.
Cihan Tuğal’ın, Evrensel’de önceki gün yayımlanan yazısında isabetli bir biçimde saptadığı gibi “Toplumsal muhalefetin bastırılmasına, görkemli törenlere, büyük Türk-İslamcı hayallere ve onca gürültülü propagandaya rağmen, NATO zirvesinden çok büyük bir sonuç çıkmadı.” Ancak, bir önceki NATO zirvesinde alınan kararlarda da yansıyan ve bu son NATO zirvesinde de etkilerini gördüğümüz gibi, silahlanma ve savaş/savunma sanayisine yatırım yarışının daha da artacağı bir döneme girmiş bulunuyoruz. Sermayenin yaşadığı krizleri aşma arayışları içinde de kendisine rol biçilen savunma/savaş sanayi üretimi, dolayısıyla bu sanayinin yeni ürünlerinin test edileceği yeni savaşlar ve yapay zeka teknolojisinin geldiği nokta itibarıyla insan faktörünün yerini robotların alacağı savaşlara doğru zorlanan bir dünya…
Bu tablo, Türkiye’deki çatışmasızlık sürecinin anlamını bir kez daha hatırlatırken, barış arayışlarının önündeki büyük bariyerleri de gösteriyor. Ülkemiz, bölgemiz ve dünya halkları açısından, barışın daha da yakıcı bir talep haline geleceği bir dünyadayız.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et