3 Ağustos 2026 00:14

Klik savaşlarının kıymetsiz kurbanları

Evrensel’in de aralarında bulunduğu birçok basın kurumunu ve gazeteciyi hedef göstermiş olan Cem Küçük, kendisiyle benzer duruşa sahip Rasim Ozan Kütahyalı’nın tutuklanmasının ardından “Rasim Ozan Kütahyalı’nın AK Parti’li olduğunu düşünmüyorum! Ben AK Parti’liyim” demişti. Ancak, düşen arkadaşa vurulan tekme ve muktedire yaltaklanmak da yetmedi. Veyis Ateş, Mehmet Akif Ersoy, Rasim Ozan Kütahyalı’dan sonra o da benzer sonu yaşayan faniler arasına katıldı.

Hakkında “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve “şantaj” suçlarından yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan Cem Küçük, sevk edildiği Çağlayan’daki İstanbul Adliyesinde “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçundan tutuklandı. Küçük’ün canlı yayında, İBB davasında İmamoğlu’na en yakın isim olarak tutuklu bulunan İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş ile ilgili olarak, “Fatih Keleş’in evindeki parkeden 2 milyon dolar para çıktı.” şeklinde haber yaparak yanlış bilgiyi alenen yayması, diğer canlı yayın programında ise “Berkay Gezgin İBB’den 1 milyon liraya yakın para aldı, MASAK raporlarında var.” diyerek yanlış bilgiyi alenen yaydığının tespit edilmiş olması tutuklanma gerekçesi. Fatih Keleş, 23 Mart 2025 tarihinden itibaren yani16 aydır tutuklu. Ağabeyi Zafer Keleş geçtiğimiz yılın mayıs ayında, oğlu Mustafa Keleş ve yeğeni Murat Keleş de geçtiğimiz yılın haziran ayında tutuklanmıştı. Fatih Keleş, Silivri’de Temmuz 2026’daki savunmasında, “Abimi, oğlumu, yeğenimi tutukladılar” demişti. 28 yaşındaki Genç Mühendis Mustafa Keleş de, yine salondan izlediğimiz İBB davasının 34. gününde şu ifadeleri kullandı: “Baba-oğul olmak örgüt için yeterli gözüküyorsa o zaman Allah beni örgüt üyesi olarak mı yarattı?”

Bu kadar ayrıntı, Cem Küçük’ün Medya Kritik isimli programda Fatih Keleş’e dair iddialı yalanına dair olarak ifadesinde, “Diğer gazetede bu şekilde haber çıkmıştı, bundan dolayı ben haberi okuyup bu şekil olayı ifade ettim. Daha sonradan haberin gerçek olmadığını, iddianameyi okuduğumda görünce bu olayı düzeltip özür diledim” demiş olmasının, açıklamaya yetmeyeceği kadar zincirleme ağır bir suçun söz konusu olması. Yani Cem Küçük’ün etkili bir faili olduğu ama yalnız olmadığı o suç inşa etme sürecinde Fatih Keleş’i bu biçimde delilsiz suçlamasının zincirleme etkisinin, tutuklanan ağabeyi, oğlu ve yeğeniyle birlikte ek olarak da yakın bir isim olduğundan İmamoğlu’nun suçlanmasını da etki edici bir hale oluşturduğu yadsınamaz. Yani Küçük’ün yayılmasına aracılık ettiği o yalan bilgiden istenen fayda bunca zamandır tutuklu olanlar nezdinde zaten sağlanmış oldu. Murat Keleş, 11 ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilirken diğerlerinin tutukluluğu devam ediyor.

Cem Küçük’ün dilediği özür, hapsedilen, yıpratılan onca hayat ve bundan etkilenen yakınları, İBB davasının etkilediği çok daha geniş bir kesim açısından neyi telafi edebilir?

AKP döneminde eklemlendikleri ve yeniden ürettikleri kirli güç ilişkileri içinde pozisyon bulan Cem Küçük ve benzer konumdaki arkadaşları, bildiğimiz anlamdaki bir gazetecilik faaliyeti içinde tanımlamanın pek de kolay olamayacağı isimler.

Onları tarihin bu anında cezaevine götüren nedenleri tartışırken, ‘Kullanım ömürlerini tamamladılar’ demek, yeterli ve doğru bir tanım olmaz. Onların kendi ‘hünerleri’ kadar, onlara ‘çıkar amaçlı’ bir zemin sunan yozlaşma sürecini, yakın tarihimizde, 1990’lı yılların ilk yarısından itibaren etki gösteren ‘terörle mücadele’ pratikleriyle kıyaslamalı olarak da anlamaya çalışabiliriz.

‘Üniformalı çete’ olarak da hafızalara kazınan ‘Yüksekova Çetesi’, Susurluk döneminde ortaya dökülen çete-siyaset-mafya albümündeki çok müstesna bir karedir. Asker, polis ve itirafçılardan kurulu Yüksekova Çetesi davası, ne yazık ki, 15 yıl sonra zaman aşımından düşürüldü.

Neydi Yüksekova Çetesi? 1996 yılında Hakkâri’nin Yüksekova ilçesinde PKK itirafçısı Kahraman Bilgiç’in, Jandarma İstihbarat Astsubayı Hüseyin Oğuz’a verdiği ifadelerle ortaya çıkan Yüksekova Çetesi, 1990’ların başından itibaren Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı kentlerde gerçekleştirilen faili meçhul cinayet, gözaltına kayıp, uyuşturucu kaçakçılığı, haraç toplama gibi birçok faaliyete imza atmıştı. Ağırlıklı olarak subay ve polislerin oluşturduğu, PKK itirafçıları ve bölgeden bazı başka isimlerin de dahil olduğu çetenin hikayesi, Lice’de, Diyarbakır Bölge Jandarma Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın Kanas suikast silahıyla öldürülmesiyle başlıyor. İtirafçı Bilgiç’in ifadesini alan Astsubay Hüseyin Oğuz’un verdiği bilgilere göre, PKK itirafçısı olan suikastçıyı bir albay, Kanas silahıyla birlikte Hakkâri’den Lice’ye getirmiş ve PKK’ye ‘mal edilen’ Bahtiyar Aydın suikastı bu şekilde gerçekleştirilmişti.

Çeteye dair açılan dava sürecinde verilen mahkumiyetler kararları bozulurken, dava ise16 yıl önce zaman aşımından düşürüldü.

Yani bu ülkede ‘arınma’ öyle kolay olmuyor. Gerçek bir arınmayı ancak kirli ilişkilerin parçası olmayan güçler gerçekleştirebilir.

Erdoğan sonrasına ilişkin güç simülasyonlarına dair klik savaşlarının bir sonucu olarak tasfiye edilmiş gibi görünen Cem Küçük, kendisine çelme takanları muhtemelen bizden daha iyi biliyorlardır.

Dayanışmaya çağrı!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Fatih Polat

Klik savaşlarının kıymetsiz kurbanları
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et