Sarayın koleksiyonu mu, halkın gölgesi mi?
Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu’nun Çınar’daki palmiyeler için söylediği söz ilk bakışta basit bir peyzaj tartışması açtı: Gölgesi olmayan palmiyelerin yerine çınar mı dikilmeli? Üstelik Çavuşoğlu bunu Denizli’nin 2040 Ulaşım Ana Planı konuşulurken söyledi. Çınar’dan Bayramyeri’ne insanların gölgede yürüyebileceği bir hat bulunmadığını anlatıyor, “Palmiye yerine çınar dikilmiş olsaydı herkes yürüyebilirdi” diyordu. Tartışmanın zemini doğru. Denizli gibi yaz sıcaklarının giderek ağırlaştığı bir kentte yürünebilirlik, gölge, yaya ve toplu taşıma artık bir peyzaj zevki değil, kamusal yaşam meselesi. Fakat Çınar’dan Bayramyeri’ne uzanan hatta birkaç palmiyenin peşinden geçmişe doğru gidildiğinde daha büyük bir hikâye çıkıyor. Bu güzergâhta yalnız ağaçların değil, Denizli’de iktidarların kenti nasıl görmek istediğinin, neyi koruyup neyi gözden çıkardığının izleri de var.
‘Uygar şehir’ için kesilen çınarlar
Hikâye palmiyeyle başlamıyor. 1950’lerde Demokrat Partili Belediye Başkanı Turan Bahadır döneminde İstiklal Caddesi genişletilirken asırlık çınarlar kesildi. Dönemin belediyeciliğini inceleyen akademik çalışmalara giren eski Belediye Başkanı Ziya Tıkıroğlu’nun anlatımı, gerekçenin yalnızca yol açmak olmadığını gösteriyor. Çınarlar kışın yapraklarını döküyordu; dönemin “uygar şehir” anlayışında yol ağaçlarının her dem yeşil olması gerektiği düşünülüyordu. Doğanın mevsimsel döngüsü ile modern kentin görüntüsü karşı karşıya gelmiş, tercih görüntüden yana yapılmıştı. 1960 askeri darbesinden yaklaşık iki ay sonra halkın yüzyıllardır Delikliçınar dediği yerin adı Hürriyet Meydanı yapıldı. Ardından “Kıbrıs Meydanı” önerisi geldi. Fakat Delikliçınar halkın gündelik dilinde yaşamayı sürdürdü ve 1965’te resmen geri döndü. Yarım yüzyıl sonra 15 Temmuz’un ardından aynı yere yeni bir siyasal hafıza katmanı eklendi; adı 15 Temmuz Delikliçınar Şehitler Meydanı oldu. Ağacın kendisi gitmişti ama adı kent hafızasında kalmıştı.
Palmiyeler tam bu yıllarda geldi. 1963 seçimlerinde Adalet Partisi adayı Mehmet Candoğan yüzde 57’yi aşan oyla belediye başkanı seçildi. Bu, Türkiye’de belediye başkanlarının doğrudan halk tarafından seçildiği ilk yerel seçimdi; Candoğan da Denizli’nin doğrudan halk oyuyla seçilen ilk belediye başkanı oldu. Dönemi otogar, mezbaha, soğuk hava deposu, asfalt şantiyesi ve Birinci Sanayi Sitesi gibi yatırımlarla anılıyordu. Hızla büyüyen ve sanayileşen bir Anadolu kentinin altyapısı kurulurken kentin çehresi de değişiyordu. 1964’te Antalya’dan palmiye fidanları satın alındı. Ulu Cami kavşağından Delikliçınar’a kadar caddenin iki yanına dikildiler. Daha o günlerde palmiyelerin Denizli iklimine uyup uymayacağı tartışılıyordu. Yerel tarihçi Hüsamettin Ataman’ın bunu kent merkezinin bitki örtüsünde bir “kimlik değişikliği” olarak tarif etmesi boşuna değil. Dönemin yerel basınında yeni palmiyeleri korumak “medeni şehirli” olmakla ilişkilendiriliyordu.
Denizi olmayan bir Anadolu kentinin merkezine Antalya’dan getirilen palmiye artık yalnızca ağaç değildi. Kentin ne olduğundan çok, neye benzemek istediğinin görüntüsüydü.
Yıldız sarayının egzotik koleksiyonu
Bu hikâyenin kökleri Denizli’den de eski. 19. yüzyılda Osmanlı sarayının egzotik bitki koleksiyonunun parçası olan palmiye, 20. yüzyılda Riviera tipi kıyı modernliğinin, ardından turizm ekonomisinin ve nihayet belediye refüjlerinin standart peyzaj öğelerinden birine dönüştü. Anadolu’nun milyonlarca yıllık palmiye geçmişinin bugün yaşayan yerli mirası Datça, Bodrum ve Kumluca çevresindeki sınırlı alanlarda varlığını sürdürürken Kanarya Adaları ve Amerika kökenli palmiyeler, peyzaj piyasasının ürettiği “doğal Akdeniz görüntüsü” adına birbirinden farklı Anadolu kentlerinde çoğaltıldı. Denizli de kendi Akdeniz görüntüsünü satın aldı.
Bir gecede silinen kent
Çınar’dan Bayramyeri’ne doğru yürümeye devam ettiğimizde kent modernleşmesinin başka izleriyle karşılaşıyoruz.
Kentin Selçuklu geçmişine uzanan Ulu Cami depremler geçirmiş, yıkılmış, yeniden yapılmış ve yüzyıllarca Denizli’nin merkezinde yaşamıştı. Yeni Ulu Cami’nin tamamlanmasının ardından eskisi ibadete kapatıldı. 13 Haziran 2002 gecesi Ali Aygören’in belediye başkanlığı döneminde belediye iş makineleriyle yıkıldı. Yüzyılların yapısı birkaç saatte kentten silindi.
Birkaç yıl sonra sıra Cumhuriyet döneminin mimari mirasına geldi.
Vali Vefki Ertür Kız Meslek Lisesi için düzenlenen yarışmada birinci seçilen proje yapının korunarak kullanılmasını öngörüyordu. Valilik, TMMOB ve ilgili kurumların imzaladığı protokolde de koruma vardı. Buna rağmen 2010’da AKP’li Belediye Başkanı Nihat Zeybekci döneminde iş makineleri okulun bahçesine girdi.
TMMOB Denizli İl Koordinasyon Kurulu, mühendisler, mimarlar ve Denizlililer gece okulun önüne koştu. Yıkım bir süre durduruldu. Zeybekci eleştirilere “Biz başladığımız işi bitiririz” karşılığını verdi. Ertesi gün okul tamamen yıkıldı.
Yerinde ise kent merkezinde toz toprak kaldıran otopark kaldı.
Aynı dönemde Yeni Cami bahçesindeki asırlık çınarlar da belediye ekiplerince kesildi. Tepkiler üzerine Zeybekci, ağaçların kesilmesini cami imamının istediğini, belediyenin de bunu gerçekleştirdiğini söyledi.
Fakat kent merkezindeki bütün mücadeleler aynı biçimde sonuçlanmadı.
Eski Endüstri Meslek Lisesinin Taş Atölyeleri de ortadan kaldırılma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Mimarlar Odası Denizli Şubesi 2013’te yargıya başvurdu. Davalar, bilirkişi incelemeleri, meslek odalarının ve Denizlililerin mücadelesi sonunda yapılar korundu.
Bugün orası Denizli Kent Müzesi.
Birbirine çok uzak olmayan iki Cumhuriyet mirasının kaderi iki farklı ihtimali gösterdi: Kız Meslek Lisesi yıkıldı; Taş Atölyeler ise mücadeleyle korundu ve bugün kentin kendi geçmişini anlattığı yere dönüştü.
Gölge de bir kent hakkıdır
Bugünkü palmiye tartışmasını bu nedenle “yabancı ağacı sökelim, yerli ağacı dikelim” kolaycılığına indirmemek gerekiyor. Ekolojik olarak yerli olmakla toplumsal olarak yerelleşmek aynı şey değil. 1964’te Antalya’dan getirilen palmiyeler altmış yılı aşkın sürede birkaç kuşağın kent hafızasının parçası oldu.
Ama hafıza, bugünün ihtiyacını ortadan kaldırmıyor.
Altmış yıl önce palmiye Denizli’ye gölgesi için değil, görüntüsü için getirilmişti. Bugün aynı ağacın gölgesizliği tartışılıyor. Aradan geçen zamanda değişen yalnız iklim değil; kentten beklediğimiz şey de değişti. Bir zamanların “medeni şehir” göstergesi, sıcaklığın giderek arttığı bugünün Denizli’sinde yürünebilir bir kentin önündeki sorulardan birine dönüşmüş durumda.
Gölge, bank, çeşme, park, kaldırım ve toplu taşıma satın alınmadan kullanılabilen kamusal zenginliklerdir. Bu nedenle gölge de bir kent hakkıdır.
Çavuşoğlu’nun açtığı tartışmanın değerli tarafı burada. Fakat bunun karşılığı altmış yıllık sağlıklı ağaçları bir gecede söküp yerlerine başka fidanlar satın almak olmamalı. Mevcut palmiyeler korunarak ya da uygun olanlar taşınarak, Denizli’nin bugünkü ve gelecekteki iklimine uygun geniş taçlı ağaçlarla gölge koridorları oluşturulabilir. Kaldırım, çeşme, oturma alanı ve toplu taşıma da bunun parçasıdır.
Çünkü Çınar’dan Bayramyeri’ne yürüdüğümüzde Denizli’nin yakın siyasal tarihi de önümüzden geçiyor: DP döneminde “uygar şehir” adına kesilen çınarlar, AP döneminde “medeni şehir” görüntüsüne eklenen palmiyeler, DYP’li Aygören döneminde bir gece yıkılan Selçukludan kalma Ulu Cami, AKP’li Zeybekci döneminde yıkılan Kız Meslek Lisesi ve kesilen asırlık ağaçlar; öte tarafta Denizlililerin ve meslek odalarının mücadele ederek kurtardığı, bugün Kent Müzesi olan Taş Atölyeler.
Farklı dönemler, farklı iktidarlar, farklı gerekçeler. Ama aynı soru:
Kent ve doğa kimin ihtiyacına göre biçimlendirilecek?
1953’te Denizli’ye gelen Bedri Rahmi Eyüboğlu, sokaklarında dolaşmış, duvarların ardından gelen su seslerini dinlemiş ve Denizli Destanı’nda birkaç kelimeyle seslenmişti; “Ne güzel dağların var Denizli.”
Yetmiş yılı aşkın zaman sonra belki Denizli’nin ihtiyacı yeni bir kent görüntüsü yaratmak değil; suyunu, gölge veren ağacını, geçmişinden kalan yapıyı ve bunlar üzerindeki kamusal hakkını koruyabilmek.
Çünkü kentin gölgesi de hafızası da o kentte yaşayanlarındır.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et