İşçinin izni, patronun kredi kartı
Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Rehberlik ve Teftiş Başkanlığının düzenlediği “iş yerlerinde rehberlik ve teftiş uygulamaları” webinarında sahne işverenlerindi, konuşulan ise işçinin hakkıydı. Rehberlik ve Teftiş Başkan Vekili Erol Güner, TİSK’i çalışma hayatının “vazgeçilmez bir parçası” olarak överken; toplantının soruları da kimin vazgeçilmez, kimin gözden çıkarılabilir sayıldığını gösteriyordu: Hafta tatilinde çalıştırılan işçiye ne kadar ödenir? Resmi tatilde çalıştırılabilir mi? Yıllık izinde çalıştırmanın sonucu nedir? Fazla mesai kayıtları nasıl tutulmalıdır? Ücret, fazla çalışma, hafta ve genel tatil ücretleri, yıllık izin ve diğer işçilik alacakları bakımından yapılan denetimler, Bakanlığın terminolojisinde “işin yürütümü yönünden iş teftişi” olarak adlandırılıyor. Başka bir ifadeyle bu teftişlerin konusu, doğrudan işçinin ücreti, çalışma süresi, dinlenme hakkı ve ödenmeyen alacaklarıdır.
İşverenlerin dilinde bunlar birer “uygulama sorunu.” İşçi açısından ise hayatın kendisi: Çalınan pazar günü, çocuğuyla geçirilemeyen bayram, ödenmeyen fazla mesai, yıllardır çıkılamayan izin…
Bir denetim kurumunun görevi, işverenlere ceza ve davadan sakınmanın yollarını göstermek değil; ihlal edilen işçi hakkını tespit etmek ve ihlali ortadan kaldırmaktır. Rehberlik, yasaya uyan patronun elinden tutmak değil, hakkını aradığında kapının önüne konulacağını bilen işçinin yanında durmaktır. Aksi halde teftiş, işçiyi koruyan bir kamu faaliyeti olmaktan çıkar; patronun ücretsiz hukuk danışmanlığına dönüşür.
Webinarda aktarıldığı kadarıyla Ankara Rehberlik ve Teftiş Grup Başkanı Mustafa Tanrısever, işçinin yıllık izne çıktığı döneme ait ücretinin peşin veya avans olarak ödenmesini zorunlu kılan hükmü “İşvereni mağdur eden”, eskimiş bir düzenleme olarak değerlendiriyor. Gerekçesi de şu: Artık herkesin kredi kartı var, kredi kartıyla yapılan harcama zaten bir ay sonra ödeniyor.
İşçiye dinlenme hakkı yerine kredi kartı öneren bir teftiş anlayışı!
Oysa 4857 sayılı İş Kanunu’nun 57. maddesi son derece açık: İşveren, yıllık izne çıkan işçinin izin dönemine ilişkin ücretini izne başlamadan önce peşin ödemek veya avans olarak vermek zorunda. Bu hüküm bir muhasebe ayrıntısı değildir. İşçinin izin sırasında borçlanmadan geçinebilmesinin güvencesidir. Çünkü yıllık izin, işçiye “Git evinde yat” denilen bir boşluk değil; anayasal dinlenme hakkının somut karşılığıdır. İşçi izne çıktığında kirası durmaz, mutfak masrafı ertelenmez, çocukların ihtiyaçları kredi kartının hesap kesim tarihini beklemez.
Kaldı ki “Herkesin kredi kartı var” demek, ülkedeki borç krizini bir ödeme kolaylığı gibi sunmaktır. TBB Risk Merkezi verilerine göre haziran 2025 itibarıyla bireysel kredi veya kredi kartı borcunu ödememiş ve borcu devam eden **4 milyon 143 bin kişi** bulunuyordu. Yalnızca 2025’in ilk altı ayında bireysel kredi ya da kredi kartı borcu nedeniyle yasal takibe alınanların sayısı **1 milyon 201 bini** aşmıştı. Kredi kartı, ücretin yerine geçen sihirli bir para değil; milyonlarca insan için faiz, takip ve icra tehdididir.
Dolayısıyla işçiye “İzin paranı peşin almasan da olur, karttan harcarsın” demek şuna benzer: Ücretini zamanında alamıyorsan bankadan borçlan, faizini de sen öde. Patron nakdini korusun; işçi, dinlenme hakkını bankanın kredi limitinden finanse etsin.
İşçilerin izinlerini zaten eksiksiz kullanabildiği bir ülkeden de söz etmiyoruz. DİSK ile Ipsos’un “Türkiye işçi sınıfı gerçeği” araştırmasına göre işçilerin dörtte biri hiç yıllık izin kullanamıyordu. Sigortasız işçilerde bu oran yüzde 48’e çıkıyordu. Araştırma eski tarihli olsa da ortaya koyduğu yapı hâlâ tanıdık: Güvencesizlik büyüdükçe izin hakkı kağıt üzerinde kalıyor.
Patronun nakit akışı bozulmasın
İş Kanunu, yıllık izin hakkından vazgeçilemeyeceğini özellikle söylüyor. Çünkü işçiyle patronun karşısında eşit iki taraf bulunmadığını kabul ediyor. İşçi, “İzin istemiyorum” dese bile bunun gerçekten kendi özgür tercihi mi, yoksa işini kaybetme korkusunun sonucu mu olduğunu hukuk görmezden gelemez. İşçiyi “kendisine karşı” değil, işverenin ekonomik ve yönetsel gücüne karşı koruyan düzenlemelerin nedeni budur.
İşverenin mağduriyeti diye anlatılan şey ise işçinin ücretini zamanında almamasıdır!
Asıl mağduriyet; fazla mesaisi bordroda görünmeyen, bayram günü çalışıp tek ücret alan, yıllık iznini yıllarca biriktirmek zorunda bırakılan işçinindir. Asıl çağ dışı olan, izin ücretinin peşin ödenmesi değil; işçinin temel ihtiyaçlarını karşılamak için kredi kartına, nakit avansa ve ek hesaba mahkum edilmesidir. Çalışma Bakanlığına bağlı denetim makamlarının görevi patronlara kredi kartının nimetlerini anlatmak değildir. Onların görevi, işçinin ücretini, iznini ve dinlenme hakkını güvenceye almaktır. Patronun nakit akışı bozulmasın diye işçiyi bankaya gönderenlerin yaptığı rehberlik değildir. Kredi kartına yönlendirilmiş bir dinlenme hakkı da hak değil, borçlandırılmış izindir.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et