9 Temmuz 2026 00:05

Ankara’da NATO Zirvesi’nin gölgesinde savaş bütçeleri büyütülürken, aynı günlerde bu ülkenin insanları barıştan, özgürlükten, ekolojiden, eşitlikten ve ifade özgürlüğünden söz ettikleri için ev baskınlarıyla gözaltına alınıyor, tutuklanıyor, susturulmak isteniyor. NATO’nun 2025 Lahey Zirvesi’nde kabul ettiği GSYH’nin yüzde 5’ine varan savunma harcaması hedefi, bugün “güvenlik” adıyla önümüze konuyor. Oysa toplumun gerçek güvenliği olan sağlık, eğitim, barınma, bakım, temiz su, güvenli çalışma ve özgür yaşam hakkı bir kez daha savaş politikalarının gölgesine itiliyor.

Oysa güvenlik dediğimiz şey, füzelerin menziliyle, orduların kapasitesiyle, savunma sanayisinin kârıyla ölçülemez. Gerçek güvenlik; çocukların bombalar altında ölmediği, gençlerin yoksullukla geleceksizliğe mahkum edilmediği, kadınların ve LGBTİ+’ların hedef gösterilmediği, mültecilerin düşmanlaştırılmadığı, emekçilerin açlık sınırına itilmediği, hekimlerin ve sağlık emekçilerinin şiddetsiz, güvenceli koşullarda çalışabildiği bir yaşam düzenidir. Militarizm ise tam tersine, toplumsal kaynakları yaşamdan koparıp savaşa aktarır.

Militarizm yalnızca bütçelerin yer değiştirmesi değildir; aynı zamanda toplumu yönetme biçimidir. Savaş yalnızca sınırların dışında değil, içeride de konuşur: eylem yasaklarıyla, ev baskınlarıyla, yüzlerce gözaltı ve yüzü aşan tutuklamayla, barış sözünün terörize edilmesiyle. Savaş düzeni yalnızca tankla, uçakla, füzeyle kurulmaz; kahkahanın suç sayıldığı, itirazın kriminalize edildiği, muhalefetin “makbul” sınırlar içine sıkıştırıldığı bir iç rejimle tamamlanır.

Bu nedenle Deniz Göktaş’ın tutuklanması da aynı siyasal iklimin güncel ve çarpıcı bir halkasıdır. Bir komedyenin sözlerinden devlet krizi çıkaran akıl ile NATO’ya ve savaş politikalarına itiraz edenleri kriminalize eden akıl birbirinden ayrı değildir. İkisi de yurttaştan itaat, toplumdan suskunluk, muhalefetten makbul sınırlar içinde kalma bekler. Mizahın suç sayıldığı yerde yalnızca ifade özgürlüğü değil, toplumun nefes alma imkanı da cezalandırılır.

Bu baskı dalgasını, Deniz Göktaş’ın ters kelepçeyle gözaltına alınması ve sahnelenen görüntülerle bize sunulandan, son zamanlarda sık sık yapmak zorunda kaldığımız işkence tartışmasından ayrı düşünemeyiz. Çünkü çağımızın otoriter rejimleri işkenceyi yalnızca gözaltı merkezlerinde, sorgu odalarında ya da cezaevlerinde değil; tecrit, belirsizlik, korku, aşağılanma, gözetim, iletişimsizlik ve psikolojik çökertme yoluyla toplumun tamamına yayılan bir yönetme tekniği olarak örgütlüyor.

Tam da böyle bir zamanda, işkence alanında çalışan bir psikiyatr olan Pau Pérez-Sales’in BM İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Aşağılayıcı Muamele veya Ceza Özel Raportörlüğüne atanması önemli bir işarettir. İşkence Rehabilitasyon Merkezleri Konseyinin dergisi Torture Journal’ın baş editörü olarak da bildiğimiz Pérez-Sales’in birikimi, işkenceyi yalnızca çıplak fiziksel şiddet olarak değil; “işkence ortamları” olarak adlandırabileceğimiz tecrit, belirsizlik, korku, aşağılanma, iletişimsizlik, gözetim ve psikolojik çökertme düzenekleriyle birlikte kavramayı gerektiriyor. Bu nedenle onun bu göreve gelişi, dünyaya dayatılan savaş ve otoriterleşme rejimi açısından ayrıca anlamlıdır.

Bir hekim için barış, soyut bir iyi niyet sözü değildir; yaşam hakkının ve sağlık hakkının ön koşuludur. Bombaların yıktığı kentlerde, zorunlu göç yollarında, gözaltı merkezlerinde, cezaevlerinde, yoksullaşan mahallelerde sağlık hakkından söz etmek mümkün değildir. Savaş bütçeleri büyüdükçe hastaneler, okullar, kentler, doğa ve insan onuru küçülür. Güvenlik adına kurulan bu düzenin gerçek adı güvenlik değil; korkunun, itaate zorlamanın ve toplumsal kaynakların militarizme devredilmesidir.

O zaman bugün bize düşen, savaş çığırtkanlığının karşısına yalnızca “savaşa hayır” diyerek değil; yaşamı, sağlığı, emeği, özgürlüğü, eşitliği ve barışı birlikte savunan bir politik akılla çıkmaktır. Barışı savunmak bugün her zamankinden daha günceldir. Çünkü savaş yalnızca cephede öldürmez; toplumların vicdanını, aklını, kahkahasını ve özgür sözünü de hedef alır.

Şebnem Korur Fincancı

Savaşın bütçesi, sessizliğin rejimi
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et